Abdullah b. Ebû Bekr’den (radiyallahu anh) rivayetle; 
“Ebû Talha kendi bostanında namaz kılıyordu. Dübsi denilen bir kuş bahçeden dışarı çıkmak için uçtu, çıkacak yer aramaya başladı fakat bulamadı. Bu, Ebû Talha’nın hoşuna gitti ve bir an gözleri ile onu izledi. Sonra namazına döndü ama kaç rek’at kıldığını şaşırdı. 
Bunun üzerine ‘bu malım fitneye sebep oldu’ diye düşünerek Allah Resûlü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) gidip namazda başına gelen durumu anlattı, ‘Ey Allah Resûlü! Bu malım vakıftır, istediğin gibi kullanır, istediğin yere verebilirsin’ dedi. (Mâlik, Salât 69, s. 98).
el-A’meş’den rivayetle; 
“Abdullah b. Mes’ûd namaz kılarken (huşûundan) sanki yere atılmış bir elbise gibi (hareketsiz) olurdu.” (Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’de).
Şakîk b. Seleme’den rivayetle; 
“Bana ulaştığına göre Ammâr b. Yâsir, cemaate namaz kıldırmış ve namazda kısa okumuş ve duraklarda da kısa durmuştu. Kendisine, ‘Biraz nefes alsaydın’ denildiğinde, ‘Vesveselerle ancak böyle başa çıkabildim’ demiştir.” (Rezîn). 
Lokman Perende hacdan döndüğü zaman tüm Nişabur halkı, Şeyh Lokman Perende’yi kutlamak için karşıladılar. Elini öpüp mübarek olsun dediler. Şeyh, “Hacı Bektaş Hünkâr’dır. Varıp onu ziyaret edin” dedi.
Horasan şeyhleri, “Bektaş Hünkâr kimdir?” diye sordular. 
Lokman Perende, Hacı Bektaş Veli Hazretini gösterip, “İşte bu azizdir” dedi.
Onlar, “Bu bir çocuktur. Ne sebeple hacı oldu?” dediler. 
Şeyh Lokman Perende, “Kâbetullah’da namaz kıldığım her vakit farzları benimle birlikte kılıyordu. Namazdan çıkınca yine kayboluyordu” diye onun kerametini haber verdi. (Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi, Hazırlayan Yrd. Doç. Dr. Hamiye Duran, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, s.86).
Öğle namazı vakti olunca Said’in gönlünden “Hünkâr ululuğu her namaz vakti kayboluyor, acaba nereye gidiyor?” diye geçti. Said’in aklından bunların geçtiği Hünkâr’a malum oldu. 
“Said gel elimi tut, ayağımı ayağımın üzerine koy gözlerini yum” dedi. Said yaklaşıp Hünkâr’ın dediği gibi elini Hünkâr’ın eline verdi, ayaklarının üzerine basıp gözünü yumdu. 
Hz. Hünkâr, “Gözünü aç” dedi. Said gözünü açınca kendisini Hünkâr ile Kâbe’de buldu. O sırada herkes sünneti kılmaya durmuştu. Hz. Hünkâr da sünneti kıldı. Kamet okundu farz namazına durdular. Said erenlerle birlikte kıldı. Namaz bittikten sonra dua ve sena okundu. (Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi, Hazırlayan Yrd. Doç. Dr. Hamiye Duran, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, s.473).
Hacı Bektaş Veli, gençlik çağlarından sonra, kutupların kutbu mertebesi verilip Anadolu’ya gönderilmeden önce tam kırk yıl boyunca zamanını gece-gündüz oruç, namaz, ibadet, taat, zühd, takva ve salih amelle geçirdi. 
Nitekim Farsça menakıbında, “O Allah adamı, mekânsızlık maksadına erişmek için kırk yıl nefsini kesti (tezkiye etti)” yazılıdır. 
Hacı Bektaş Veli (k.s.), ibadetten ve riyazattan öyle bir hale gelmişti ki namazda rükûa vardıklarında başında beyni hareket eder, rükûdan başını kaldırdığında yine yerine gelirdi. Başında beyninin hareket etiğini yanındakiler görürdü. (Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi, Hazırlayan Yrd. Doç. Dr. Hamiye Duran, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, s.94).

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100