Hükümet Soma ve Ermenek’te yaşanan maden facialarının ardından birtakım yeni düzenlemeler getirdi. Ancak içeriğine dikkat edildiği zaman bu düzenlemenin “durumu kurtarmak” gayretiyle atılan bir adım olduğunu görmek zor değil...
Sayın Başbakan yaptığı açıklamada son dönemlerde yaşanan maden kazalarına rağmen madenlerin devletleştirilmeyeceğinin altını çizdi. Rödevans uygulamasının devam edeceğini ama bir kere rödevans uygulamasına geçildikten sonra bütünüyle işin başkasına devredilmeyeceğini, rödevans sürelerinin 15 yıldan az olmayacak şekilde uzatılacağını ifade etti. Ayrıca işçilerin profesyonel olarak yaptıkları işle ilgili mesleki formasyonu ve sertifikasının olacağını, üniversitelere iş güvenliği ile ilgili zorunlu derslerin konulacağını, maden işletmelerinde çalışanların kaydının ve eşzamanlı takibi için bir sistem, çip kurulmasının zorunlu hale getirileceğini söyledi.
Rödevans, “madeni işletme hakkını asıl ruhsat sahibinden devralan özel veya tüzel kişinin, esas ruhsat sahibine, ürettiği her bir ton maden için ödemeyi taahhüt ettiği meblağ” olarak açıklanıyor.
Türkiye’de bu sistem, devletin madeni kiraya vermesi ve karşılığında madendeki üretimi belirli bir fiyat üzerinden satın alması şeklinde yürüyor. Ancak rödevansçının hedefinin, rezervi en düşük maliyetle aramak ve işletmek olduğu için, işçi ve işyeri güvenliği, çalışma şartlarının düzenlenmesi meseleleri göz ardı ediliyor. 
* Rödevans sistemiyle kiralanan madenler üretimlerini Türkiye Kömür İşletmeleri’ne satıyor. Belli bir tarihe kadar TKİ, her işletmeden belli bir ölçüde kömür alıyordu. Ancak dört yıl önce TKİ tarafından “Ne çıkarırsanız alacağız” şeklinde bir açıklama yapıldı. Ve ardından tüm öncelik üretimi artırmak haline geldi. 
* Şirketler, bu sistemde üretimi artırdıkça, kârını katlıyor. Bunun için hem işçi sayısına, hem madenin altyapısına yükleniyor. Öyle ki maden ocaklarında kazma hiç boş kalmıyor ve buna elden ele yöntemi adı veriliyor, madenlerde en çok üretim yapan vardiyalar ilan ediliyor, alkışlatılıyor. Ülkemizde yaşanan kazalar bu uygulamanın acı neticeleri olarak karşımıza çıkıyor. 
Özelleştirmeyle beraber ortaya çıkan tek problem bu değil...
Açılan ihalelerde devlete satacağı kömür için en düşük teklifi veren şirket, madeni işletiyor. 
* Soma Holding’in sahibi iki yıl önce Hürriyet’e verdiği röportajda, “TKİ, Soma’da kömürü kendisi çıkarırken tonunu 130-140 dolara mâl ediyordu. Biz ihaleye girip, TKİ’ye yüzde 15’lik rödevans payı dâhil tonunu 23.80 dolara çıkarma taahhüdü verdik” demişti.
* İhaleyi düşük fiyata alan işletmeci başta güvenlik olmak üzere diğer altyapı harcamalarını kısıyor. Yani özelleştirme, iş ve işçi güvenliğini düşünmek yerine, hep daha fazla üretimi ve daha fazla kârı hedefliyor.  Bu vahşi kapitalizmin ta kendisi...
Peki, sonuç ne? Sonuç; Soma’da 301 madencimiz, Ermenek’te 18 madencimiz hayatını kaybetti. Bundan önce yaşanan faciaları sayarsak maalesef liste bir hayli kabarık.
Bu ortamda hükümetin önlem paketinin bir etkisinin olmayacağını anlamak zor değil. Çünkü Başbakan, madenlerin devletleştirilmeyeceğini, özelleştirmenin süreceğini, rödevans uygulamasının devam edeceğini ifade etti. Zaten sorunun temelinde yukarıda da ifade ettiğimiz gibi özelleştirmeden doğan derin sorunlar yatmakta... Sistem her ne pahasına olursa olsun hep daha fazla kâr elde etme mantığı üzerine kurulmuş. Özelleştirmenin önünü sonuna kadar açıldığı, rödevans sürelerinin daha da uzatıldığı bir maden paketinde, işçinin formasyon eğitimine tâbi tutulması, çiple madenlerin izlenmesi, fakültelere iş sağlığı derslerinin zorunlu olarak konması vs. ne kadar etkili olabilir? Bu tedbirler temeli çürük olduğu için çökmekte olan bir binanın camlarını yenilemeye benziyor.
O halde çözüm ne?
Çözüm Milli Ekonomi Modeli’nin maden politikasındadır. MEM’in madenler konusuna yaklaşımı, millete ait olan bu zenginliklerin devlet-millet ortaklığına açılması esasına dayanır. Yani, işçilerimiz adeta bir köle mantığıyla değil, kendi işletmesinin bir ferdi olarak çalışacaklardır. Prof. Dr. Haydar Baş bu konuda şunları söylüyor:
“Madenler konusunda milli bir politika izlenmesi şarttır. Milli Ekonomi Modeli’nde yer alan maden politikası, stratejik öneme sahip olan bu değerlerin devlet-millet ortaklığı ile işletilmesinden bahsetmektedir. Yüzde 51’i devlete ait olmak üzere, devletin imkânları ile çıkarılacak madenler ülkemizde işlenecek ve hammadde olarak edeceği meblağın belki 100 misli bir değerle alıcı bulacaktır. Aksi halde, işlenmeden yurt dışına çıkarılan madenler, kaynakların küresel sermayeye aktarılmasından başka bir mânâ ifade etmez.”
Bu sese kulak vermediğimiz takdirde iyi bilelim ki; madenlerimiz yabancılara peşkeş çekilmeye, işçilerimiz kötü çalışma şartlarında hayatını kaybetmeye devam edecektir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100