Aklıselim olan herkesten “sağduyu” çağrısı duyuyoruz. Dünyayı iyi okuyan, etrafımızı saran tehlikelerin farkında olan, birliğimizin her şeyin üzerinde olduğuna inanan herkes… 
Çünkü normal değiliz.
Bizi biz yapan değerler, aşındırıldı. 
Kamplara ayrıldık. 
Ayırdılar bizi… 
Nefret dili benimsetildi. 
İslam’dan nefret eder hale getirildik. İslam’ı ranta kurban eden fetvacıları gördükçe, insanlar “din bu ise kalsın!” noktasına getirildiler.
Üç günlük dünya menfaatine “dinlerini çok az bir bedele satanlar”, İslam’dan soğuttular insanımızı. Papa’ya methiyeler dizenler, Atatürk gibi bir değeri, yapmadık iftiraları bırakmadılar.
Yahudi ve Hıristiyanları bağırlarına basanlar, “alevi” veya “Şii” diye ayırabiliyorlar. “Solcu” diye ötekileştirebiliyorlar.
Bittik.
Bitirildik.
Birlik harcımız tükendi. 
Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Türk milletine Hacıbektaş’ın attığı Müslüman-Türk mayası bozuldu” tespitleri, her şeyi özetliyor aslında. Faiz yiye yiye, toplumda bet bereket kalmadı.
İşte, “tüm bu ahval ve şerait içinde”, sağduyulu birkaç insan, “ne olur insanları kucaklayın!” diye yalvarıyor adeta. Çünkü Türkiye Suriyelileşmek üzere… Iraklılaşmak, Pakistanlılaşmak üzere…
Allah muhafaza buyursun!
Batı’nın BOP için karıştırdığı, altını üstüne getirdiği Müslüman ülkelerin vatandaşları, son durak olarak Türkiye’ye geldiler. Peki, Türkiye aynı olursa, gidecek bir adres var mı?
Hayır. 
80 milyonun gideceği, hiçbir yer yok. 
Müslüman ülke vatandaşlarının gideceği, başka bir ülkede kalmıyor. Öyle ise kendimize geleceğiz. Dilimize sahip olacağız. “Müslüman elinden ve dilinden başkalarının emin olduğu kişidir” diye buyuran, Peygamberimizdir. 
Nedir bu dilimizden insanların çektikleri!
“Fıkıh Alimi” diye ün salmış biri, daha önce Gülen bankasının faiz danışmanıydı. Şimdi malum… İslam’a yeni farzlar sokmakla meşgul. “Âlim” bu ise cahili düşünmek bile istemiyorum.
Bakın size bir olay anlatayım:
Memlekete gidince yeni öğrendim. Yazayım mı yazmayayım mı diye çok düşündüm ama yazmam gerektiğine kara verdim. “Âlim” bilinenlerin dillerinin cahildeki yansımasını anlatmaya, iyi bir örnek.
Üç ay veya bilemedin dört ay önce vuku bulmuş. Babam mahalle camisine gidiyor. Karşıda, kendine doğru gelen üç kişiden biri, babamı işaret ediyor. Babam da bir tanıdık diye düşünüyor.
Gelir gelmez, “sen Yusuf’un babası mısın?” diyorlar. “Evet” cevabını veren babam, benim arkadaşlarım olduğunu sanıyor bu sefer. Sonra sözlü saldırıya geçiyorlar.
-“Siz ne kâfir bir ailesiniz!”
-“Oğlun yerine, seni parçalamak lazım!”
-“Oğlun iktidarı eleştiriyor. Müslüman biri bunu yapar mı?!”
Babam tam bir şok geçiriyor. Kalp ameliyatı olmuş. Yaşı seksene yakın, kalp pili taşıyan bir insan. Üç kişiden, ikisi vurmaya çalışmış ama o işaret eden üçüncü kişi, engellemiş. Sağ olsun, demek onda merhamet varmış yine de… 
Babamın tek söylediği: “oğlum camiye giden birine Müslüman mısın?” diyorsunuz. Size ne diyeyim! Okuma yazmam yok, ben ne bileyim oğlumun ne yazdığını!” sözü oluyor.
“Aralayan kişi olmasaydı, beni parçalarlardı” diyen babam, oldukça korkmuş. On gün camiye gitmemiş, hastalanıp evde yatmış. Korkudan evdekilere de konuşmamış. 
Kardeşlerime söylememiş. Benim başıma bir şey gelmesin diye de, şimdi yüz yüze görünce anlattı. Savcılığa gitmeye razı gelmedi, korktuğundan…
Neyse…
“Âlim” bilinenler, iktidar talebini “farz” olarak nitelerlerse, cahiller zalimliğe soyunur. Olay bu…  Babam oracıkta ölebilirdi. “Oğlunun ‘günahını’ babası niye ödesin!” diyen, o üçüncü kişi olmasaydı, belki de babam hayatta değildi şimdi.
Bu hariciye kafası “İslam” olamaz. Hz. Ali’ye camide “kâfir” diye saldıran İbni Mülcem’lerin yolu, tekrar hortlamış anlaşılan. Her türlü harici din anlayışına üs yapılmış Malatya’ya, devlet erkânı dikkat etsin derim.
Bak cahil kardeşim!
Demek ki beni okuyorsun. Babama saldıracağına, sen kendi cehaletine saldır! 
Bu köşede, “Gülen’e uymayın!” dedik. Hem de yüzlerce defa. Ne istedilerse verdiniz. Sonra “yanıldık” dediniz. “Peki!” dedik. Ancak biz hep yanlışı eleştirdik. 
“Orduya zarar vermeyin” dedik. Bize, “askerin adamı” dediniz, Fetocuların açtıkları “kumpas” davalarına gidip “savcı” oldunuz. Bugün iktidar, “yanlış yaptık” diyor.
Peki, uyarmakla biz yanlış yaptık mı?
“Açılım” diye bir melanet açtınız. “Şehirler teröre teslim edilir. Terör azar” dedik. “Açılımda teröristler yığınaklar yaptı. Valilere ‘karışmayın’ talimatı verdik” dediniz. Sonra “yanlış yaptık, açılım, maçılım yok” dediniz.
Uyarmakla, doğru yapmamış mıyız?
Nefret, gözlerinizi kör etmesin!
Öyle veya böyle bu iktidar, bizim kendilerini uyaran samimi Müslümanlar olduğumuzu, gerçek vatanseverler olduğumuzu görüyor veya görecektir. Görmezse de sorun yok, Allah görüyor.
Sizde görün!
Yanlış yapmayın! 
Gelin, o yaşlı adamın elini öpüp, helallik alın!
Bir babanız varsa, bunu anlamalısınız!
Yerin altında ne onun, ne de benim, elimde kurtulamazsınız. Yerin üstüne, karışmıyorum şimdilik!
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
halil zafer 1 hafta önce

Sayın KARACA
Size ve Ailenize büyük geçmiş olsun.
saygılarımla

Avatar
yusuf kanli 1 hafta önce

iste insanimizin getirildigi yer ne diyilim sozun bittigi yer gecmis olsun

Avatar
H.Baran 1 hafta önce

Kalemine sağlık..

Avatar
Pelin akşemsettin 1 hafta önce

Çok geçmiş olsun. Cehalet iktidar olmuş sanki

Avatar
gül şentürk 1 hafta önce

öncelikle büyük geçmiş olsun. benzer bir olay bende yaşadım. bayan olmasam belkide döveceklerdi. Çok üzülmüştüm. Ne yapalım. Onlar olmasa da Allah doğrularla has kullarıyla beraberdir. Allah a emanet olun.

banner100