Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanvekili Ali Koç gençlerle buluşmasında şunları söylemişti: “Karpuz gibi ortadan ayrışmış vaziyetteyiz. Ben 50 yaşındayım, hayatım boyunca bu kadar ayrışmayı görmedim. Dolayısıyla siz ülkenin çimentosusunuz."
Hakikaten; ötekileştirme, ayrışma, yok sayma gibi bizim kumaşımızda olmayan davranışlar sıradanlaştı. Oysa asırlar boyu kardeşçe yaşamış, aynı değerler etrafında buluşmuş ve tevhit eksenli bir inançla birlik, dirlik içinde şu cennet vatanda nice badireleri aşmış bir millettik.
744. vuslat yıldönümünde andığımız Hz. Mevlana ne demişti, hatırlayalım: “Can konağını aramadaysan cansın; Bir lokma ekmek arıyorsan ekmeksin; şu nükteyi biliyorsan, işi biliyorsun demektir: Neyi arıyorsan osun sen!”
Şu zifiri karanlıklarda gerçekten de neyi arıyoruz, nasıl arıyoruz? Gönül aynamız kırılmış, bütünü ara ki bulasın. Gönül hanemizde ayrık otları bitmiş, harap olmuşuz. Gönül penceremiz kapanmış, güneşi göremiyoruz. Başka diller konuşur olmuşuz. Ama gönül dilini yutmuşuz. Birbirimizi anlamıyoruz. Gönül kapımız kilit vurmuşuz, dostlarımıza kapımızı açmıyoruz. Gönül defterimizde düşmanımız kalem oynatıyor, onun ödevlerini önemsiyoruz. Kendi elimizle sonumuzu hazırlıyoruz. Gönül dağımızda bombalar patlıyor, etraf toz-duman. Çünkü gönül tahtına düşmanımız oturmuş, onu hükümdar etmişiz. Nefis gönlü sevmez ki!
İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurdu: "Allah'ın kendisinden sağlam söz aldığı, kalbine imanı yazdığı ve onu ilhamıyla desteklediği kişi hariç, geminin denizin ortasında dalgalar arasında alabora olması gibi inanç konusunda alabora olup sarsılacaklar." (Bihar’ul Envar c.51 s.147).
Nefis azgındır. Onu terbiye etmediğinizde hep isteme makamında olur, sen ondan bir şey istemeye vakit bulamazsın! Nitekim nefse mağlup oluşumuzu İmam Ali (a.s) özetliyor: "Ne oluyor size de, dünyada elde ettiğiniz az bir şey sizi ferahlandırıyor da, ahiretten yitirdiğiniz çok çok lütuflar, sizi hüzne salmıyor!” 
Önem listelerimiz gönüle göre değil nefse göre şekilleniyor. Köşe dönme arzusu, ahiretin önüne geçmiş. Haramla helal karışmış birbirine. Sonra ağzımızın tadı bozuldu diye veryansın ediyoruz. Bereket bize selam verir mi? “Helalin adı kaldı, onu gören yok. Haram kapışıldı, hâlâ doyan yok” diyen Yusuf Has Hacib ne kadar da haklı! Hak’tan korkmaz bir haldeyiz. Kur’an- Kerim’de şöyle buyrulur: "İnsanlardan korkmayın, Benden korkun.” (Mâide, 44).
Nefsin tuzakları konusunda Mevlana derki: “Nefsin tuzağı, dünya malıdır; dünya malı kimini sarhoş eder, aldatır. Dünyaya gönül verenlerin kalp gözü, bu yüzden kördür. Çünkü onlar balçıktaki acı ve tuzlu suyu içerler."
Dünya nefis ile ruhun mücadele alanı olmuş. Pay kapmak uğruna insanlıktan çıkanların bitmez tükenmez hırsları uğruna dünyayı yağmaladığı, yaktığı, yıktığı bir savaş alanı. Hakla olanlar, haklı olanlardır. Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Ali hak ile ve hak Ali iledir.” (Müsned-i Ebi Ya’la, c.2, s.318). Ehl-i Beyt, Hak ile olanların adresidir. Kurtuluş gemisidir. Canlı Kur’an örnekleridir. Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Yıldızlar yer ehlinin boğulmaktan kurtulma güvencesi olduğu gibi, Benim Ehl-i Beyt’im de ümmetimin ihtilaftan korunma güvencesidir.”
Güvencemizi kaybetmeyelim. Ehl-i Beyt nefesi ile bize soluk olan, aşk ve gönül ehli abide şahsiyetleri hatırlayalım: Hâce Ahmed Yesevî, Hünkâr Hacı Bektaş Velî, Abdal Musa, Yunus Emre, Mevlâna, Sarı Saltuk, Dede Osman Avnî Baba ve daha nicesi.
Dede Korkut diyor ya: “El elini tutanın eli zayıf düşer. Elin eli tutarda, senin elin tutamaz. Sen sen ol, el sözüyle yola çıkma; el sözüyle yola çıkan, el yolunda yorulur.” Yoruldun halkım! "Bahane gömleği" giydin, çıkartamadın hiç! Yalanlara kanmayı tercih ettin, sana gerçekleri bıkmadan anlatandan kaçtın. İşine gelen anlayışı din zannettin. Hâlbuki din Hz. Peygamber ve O’nun pâk Ehl-i Beyt’i gibi İslam’ı anlamak, yaşamak ve vitrinlemektir. Zannetmekle gerçekler aynı değildir.   
Söz yine İmam Ali (a.s.)’ın: “Nefsinize, bahanelere sığınarak ruhsatlar vermeyin; aksi takdirde gevşersiniz. Hakta gevşeklik göstermeyin; yoksa hüsrana uğrarsınız." 
Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Alman Bild gazetesine verdiği röportajda, “Türkiye’nin AB’de yeri yok!” demişti. AB-ABD aşkı ile kapılarında kendi benliğimizden vazgeçtik. Turhan Taşan’ın dizelerini yâd edelim: “Aynı çatı altında aşkımız bir yalanmış/Dönüp baktım maziye paylaşacak ne kalmış/Yıllar yorgun ben yorgun/Boşa geçmiş seneler/Bende hicran yarası/Bende bitmez çileler/Gözlerinde kin nefret bana sevgin hiç yokmuş/Benim kalbim boş yere sana sevgiyle dolmuş.” Biz dostluk kurmaya yanlış kişilerden başladık. Bugün bunun acı faturalarıyla yüzleşiyoruz. Bu uğurda kendi değerlerimizin aşınmasına seyirci kaldık. Bu bazen dinlerarası diyalog safsatası, bazen medeniyetler ittifakı yalanı, bazen siyasal hinlik ve cinliklerle oldu. Ölçü kayması insana ahiretini kaybettirir. İstikamet üzere olmak da nasip!  
Arif Nihat Asya’nın dediği gibi: "Bütün dualarımızda uzun yaşamak isteği var. Eni olmazsa bir ömrün, boyu olmuş ne çıkar." Can gözü kör olmuşsa hayatın anlamı nedir ki? 
Mesele çok yaşamak değil aslında, ömrün bereketli olması. Yıllardır Prof. Dr. Haydar Baş, Ehl-i Beyt Külliyatı ile o özlenen hayat örneklerini anlatıyor. İmam Hasan (a.s) bu hidayet önderlerini şöyle aktarıyor: “Bizler; Âdem'den türeyen bir zürriyet, Nuh'tan gelen bir aile, İbrahim'e dayanan bir seçkinler topluluğu, İsmail’den gelen bir soyun mensupları ve Muhammed'in (s.a.a) Ehl-i Beyt’iyiz. Bizler sizin aranızda yükseltilmiş gök, düzleştirilmiş yeryüzü, ışık saçan güneş, yağı kutsanmış, ne doğuya ve ne batıya bakan zeytin ağacı gibiyiz. Peygamber, bu ağacın kökü, Ali dalı ve Allah'a yemin ederim ki bizler de meyveleriyiz. Kim bu ağacın dallarından birine tutunursa, kurtulmuş olur. Kim de bu ağacın dallarından ayrı düşerse, ateşe yuvarlanır.”
2017’ye veda ettiğimiz şu günlerde Hz. Mevlana (k.s)’dan bir söz: "Bu kötülük tufanı dağları bile aşarken, Nuh’un gemisine girenden başka kim aman bulabilir!"
Bizlere fitnenin coğrafyaları darmadağın ettiği bu zamanda Ehlibeyt aşkı ile yüreklerimize maya çalan, bir elinde helal ve bereketli bir hayat için Milli Ekonomi Modeli, bir elinde bu ülkenin harcı ‘Hoş Geldin Atatürk’ ile özlenen lider profilini sunan Hoca Atatürk Prof. Dr. Haydar Baş’a kulak ve gönül vermek niyazı ile satırlarıma O’nun şu sözü ile nokta koyuyorum: “Biz şimdi karanlık gecelerin nurlu sabahını bekliyoruz. Bu sabahı bekleyenlere selam olsun!”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sami 2017-12-26 05:11:00

Hepimiz bu ayrışmanın değirmenine su taşıdık ,şimdi çıkmaza girince şikayet.Bitirdiniz bu ülkeyi

banner137