Diyanet İşleri Başkanlığı, 15 Temmuz sonrası şu kararı kayda geçiyor:
“FETÖ’de zaman zaman görülen bir başka gizemli husus da, hurufîlik ve cifirdir. Örgüt, harflerin esrarı gibi iddialar ileri sürerek ve kutsal metinlerdeki bazı ifadelerden çeşitli tarihler çıkartarak geleceğe dönük kehanetlerde bulunmuş ve müntesiplerini buna inandırarak kandırmıştı… Harflerin ve sayıların özel sırlar taşıdığı yönündeki mesnetsiz bir inanca dayanarak gelecek hakkında bilgi verdiği iddia edilen cefr (cifir) asılsız ve batıl bir yöntemdir” (Olağanüstü Din Şurası Kararları-31 Ağustos 2016 / 11, 5. madde, s. 51).
FETÖ’de var olan hurufîlik ve cifirin çok daha vahim ve çok daha kronik hali, Said Nursî’de mevcuttur. FETÖ için yukarıdaki tespiti yapan Diyanet, maalesef hocası Nursî’deki aynı batılı özenle gizliyor.
Diyanet, Gülen’in, “İzâ câe nasrullâhi ve’l-feth” (Nasr Sûresi, 1) ayetindeki “ve’l-feth”in, kendisine işaretle “ve fethullahi” diye yorumladığına değiniyor. Diyanet, şuna hükmediyor: “Asırlardır birçok örneğine rastladığımız üzere açık bir sahtekârlıktan başka bir şey değildir” (Olağanüstü Din Şurası Kararları, 5. madde, s. 52).
Nursî’nin başta Sikke-i Tasdik-i Gaybi ve Tılsımlar Mecmuası olmak üzere risalelerine göz atanlar, FETÖ’nün bu cifir sahtekarlığından ve Hurufilik batıllarından çok daha vahim olan yüzlercesini buluyor. 
İşin ilginç tarafı, bugün Diyanet’in örtbas etmeye çalıştığı Nursî’nin, ayet ve hadisleri istismar ederek uydurduğu bu vahim cifir batıllarına ve hurufilik zokalarına, geçmişte Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 1948/323, 1960/156, 1962/538, 1963/520, 669 tarih-sayılı kararlarında örnekleriyle dikkat çekiliyor.
Nursî, FETÖ gibi Hurufilik ve cifir zokalarından istifade ederek kendisini, risalelerini, Ehl-i Kitabın batıllarını ve özellikle ilk dönemde İngiliz, son döneminde ise Amerikan yandaşlığını Müslümanlara yutturmaya çalışıyor. 
Nursî’nin cifir ve Hurufi numaralarıyla istismar ettiği ayet ve hadisler, kendinden menkul batılları güya müjdeliyor. İşte birkaç örnek: 
- "Ey Peygamber, biz seni, şahit olarak, müjdeci olarak, uyarıcı, kendi izniyle (biiznihî) Allah’a davet edici ve aydınlatıcı bir ışık (sirâcen munîran) olarak gönderdik" (Ahzâb Suresi, 33/41-47).
Bu ayetteki “biiznihî ve sirâcen munîran" bin üçyüz otuz (1330) ederek Risale-i Nur’un fatihası olan İşârât-ül İ’câz tefsirinin zuhûruna tevafukudur.
"Sirâcen munîran" kelimesi, tam tamına Risale-i Nur’un bir ismi olan "Sirâcü’n-nur"a lâfzan ve mânen ve cifren tevafukla bakar” (S. Nursî, Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 117).
- "Elif, lâm, mîm. İşte bu Kitap (Kur’an-ı Kerim), kendisinde şüphe yoktur; Allah’tan sakınanlar için bir hidayet rehberidir" (Bakara Suresi, 2/2).
el-Kitâbu lâ raybe fîhi huden lilmuttek?n = Risale-i Nur’un mebde-i intişarı 1922-1921” (S. Nursî, Tılsımlar Mecmûası, 184).
- “Rabbimiz, onlara kendi içlerinden, senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara Kitabı ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder!”
Âyetin makam-ı cifrîsi 1302 ederek Risale-i Nur müellifinin Kur'an dersini aldığı tarihe tam tamına tevafuk ile remzen Kur'anın bâhir bir bürhanı olan Resâilin-Nur’a bakar” (S. Nursî, Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 87).
- "Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun bir örneği, içinde ışık bulunan bir kandil yuvası gibidir. Işık bir cam içindedir..." (Nûr Suresi, 24/35).
Şu âyet… Risâlet-ün-Nur’a on cihetten bakıyor. Bu âyet nasıl ki Risale-in-Nur’a ismiyle bakıyor, öyle de tarih-i te'lifine ve tekemmülüne tam tamına tevafukla remzen bakıyor… Hem Resâil-in-Nur’un meydana çıkmasını, hem de müellifinin velâdetini remzen haber veriyor” (S. Nursî, Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 74-78; Şuâlar, 538-541).
Nursî, cifir zokalarını, başta İngiliz ve Yunan çapulcuları olmak üzere Haçlı işgal ordularına karşı Milli Mücadeleyi vererek Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Gazi M. Kemal’i ve Cumhuriyet’i hedef almada da kullanıyor:
- “Haydi şu (Kur’an’ın sûrelerinden birisi) gibi bir sûre getirin” (Bakara Suresi, 2/23) : Fe'tû bi sûratin min mislih = 1880. 
Son asırların tâğut dalâletinin doğumu olup, onun temsil ettiği ruh-u dalâlete hazret-i Kur'an’ın ve ondan nebean eden Risale-i Nur meydan okumasını gösterir” (S. Nursî, Tılsımlar Mecmûası, 193).
- "Dinde zorlama yoktur. Hak yol, batıl yoldan ayrılmıştır” (Bakara Suresi, 2/256).
"lâ ikrâhe fi’d-dîni kad tebeyyene’r-rüşdü" cümlesi, makam-ı cifrî ve ebcedi ile bin üçyüz elli (1350) tarihine parmak basar ve mânâ-yı işârî ile der: Gerçi o tarihte, dini dünyadan tefrik ile dinde ikraha ve icbara ve mücâhede-i dîniyeye ve din için silâhla cihada muarız olan hürriyet-i vicdan, hükümetlerde bir kanun-u esasî, bir düstur-u siyasî oluyor ve hükümet, "Lâik Cumhuriyet"e döner. 
Fakat ona mukabil o tarihte bulunan cihad-ı mânevî mübarezesinde büyük bir kahraman; Nur namında Risale-i Nur’dur” (S. Nursî, Şuâlar, 235).
Nursî, saçmalıklarına şu batıl itikad hükmünü de uyduruyor: 
“Bu nevi işarât-ı gaybiyeye itiraz edilemez” (Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 68).
Kitaplık çapta yüzlerce batılı bu köşeden nakletmeye yer yok…
Vallahi, Bakırköy Akıl Hastanesindekiler bile böylesi batıllar uyduramaz! 
Nursî’nin bu hurufi ve cifir batıllarının yanında, FETÖ’nünki ehven-i şer kalıyor.
Diyanet, FETÖ üzerinden Said Nursî’ye yüklenmek fitnedir, mavalıyla Nursî’nin bunun gibi yüzlerce batılına setr-i avretlik yapıyor. Genelkurmay Başkanı’nın da Cumhuriyet resepsiyonunda bu Nursî’nin talebesinden dua istediği haberleri bir akla hizmet ederek yayılıyor!
Demek ki, din de, devlet de sözün bittiği yerde…
Nursî’nin, kendi şakirtlerine cenneti nasıl parsellediğini de görelim. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.