Manisa’da 40 yıllık kitapçı olan ve birçok esere imza atmış makaleleri zevkle okunan birisidir Mehmet Beşeri...
Mehmet Beşeri Bey’den dinliyoruz: “40 yıllık kitapçıyım. Bu süre içinde 40 tane müfredat değişikliği gördüm. Peki, dünyanın “en gelişmiş” ülkelerinde müfredat denen olay 20-30-40 yılda bir değişir ya da değişmez iken, benim ülkemde niye bu kadar sık değişir?”
Kim değiştiriyor bu müfredatı? Milli Eğitim Bakanları mı? Hayır. Eğitimciler mi? Hayır. Falanlar, filanlar mı? Hayır. Ya kim bunlar? Hemen söylüyorum: ABD’li UZMANLAR.
27 Aralık 1947’de, mevcut İnönü ve CHP iktidarı döneminde, ABD ile FULBRIGHT ANLAŞMASI yaptık. Bu anlaşmanın şartlarından birisi de Türk Milli Eğitimi’nin 8 kişilik bir komisyon tarafından yönlendirilmesi idi. Bu 8 kişinin 4’ü ABD’li, 4’ü de “Türk” olacaktı. Yani anlayacağınız 4+4. Peki bu 4’er kişi herhangi bir konuda anlaşamazlarsa, son sözü kim söyleyecekti? Sıkı durun: ABD BÜYÜKELÇİSİ. Yani kısacası, Türk milli eğitimi Amerika’ya teslim edilmişti.
II. Dünya Savaşı’na girmedik, üstümüzde bırakın atom bombasını, bir tane dahi mermi patlamadı, ancak sanki dersiniz ki onlarca atom bombası patlatılmış, hiçbir direnme gücü kalmamış bir ülke gibi; ekonomimizden, siyasetimize; askeriyemizden, milli eğitimimize kadar hepsini ağırlıklı olarak ABD emperyalizminin kontrolüne verdik.
Eğitimimizi ABD’lilere teslim ettiğimiz anlaşmanın adı ise Fullbright Anlaşması idi. Bu anlaşma ile:
Türkiye’de Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu adı altında bir komisyon kurulacaktır. Bu komisyon, niteliği bu anlaşmayla belirlenen ve parası T.C Hükümeti tarafından finanse edilecek olan eğitim programlarının yönetimini kolaylaştıracak ve Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri tarafından tanınacaktır.
Türkiye’deki okul ve yüksek öğrenim kurumlarında ABD vatandaşlarının yapacağı eğitim, araştırma, öğretim gibi eğitim faaliyetleri ile Birleşik Devletler’deki okul ve yüksek öğrenim kuruluşlarında Türkiye vatandaşlarının yapacağı eğitim, araştırma, öğretim gibi faaliyetlerini; yolculuk, tahsil ücreti, geçim masrafları ve öğretimle ilgili diğer harcamaların karşılanması Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından finanse edilecektir. (Dikkat eder misiniz? Sadece kendi vatandaşlarımızın değil ABD’li görevlilerin maaşları da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütçesinden karşılanmaktadır.)
Komisyon; dördü T.C. vatandaşı, dördü de ABD vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden oluşacaktır. ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyon şefi (yani ABD Büyükelçisi), komisyonun fahri başkanı olacak ve komisyonda oyların eşit olması halinde kararı komisyon başkanı verecektir.
Bu anlaşmayla, Milli Eğitim Bakanlığı’nda bugün çalışmalarını “etkin” bir biçimde sürdüren, personel politikalarından ders programlarına, pek çok konuda stratejik kararlar önerebilen, “Milli Eğitimi Geliştirme” adlı bir komisyon vardır. 1994 yılında 60 personeli olan bu komisyonda çalışanların üçte ikisi Amerikalıdır.
Şimdi anladınız mı neden bu kadar sık müfredat değiştirildiğini?
Zorunlu eğitim lise bitirmeye çıkarılmış, memleketin kasabalarına dahi yüksekokullar açılmış, üniversite mezunu sayısı milyonlara, lise mezunu sayısı on milyonlara çıkmış iken, neden her konuda gerilediğimizin sebebini sanırım birazcık anlatabilmişimdir.
Ben hangi bir kaybı yazayım, hangisini anlatayım.
Bu anlaşmanın işlemeye başladığı tarihten itibaren artık Türk milli eğitimi tam bir yaz-boz tahtasına dönüştürülmüştür. 80’e yakın “eğitim reformu” yapılmış, yüzlerce kez müfredat değiştirilmiş, öğretmenler sistemin gönüllü köleleri haline getirilmişlerdir.
Her iki yılda bir bakan değişimi, her yıl yeniden dağıtılan ders kitapları, birbirinin işlediği konulardan habersiz olan öğrenci kitlesi. Kuşaklar arası bilgi aktarımının sürekli kesintiye uğraması. Her yeni kuşağın sıfırdan başlaması.
Her değişen müfredatın ardından milyonlarca ders ve yardımcı kitabın çöpe gitmesi...
Neresinden bakarsanız bakın tam bir yıkım. Tam bir kazıklar silsilesi.
Paramız gidiyor, beynimiz gidiyor, çocuklarımız elimizden gidiyor.
Evet sevgili okurlar, okudukça cahilleşen ve çalıştıkça fakirleşen bir sömürge ülkesiyiz maalesef... Bu kötü gidişata DUR diyen,
Prof. Dr. Haydar BAŞ’tan
başka birisi ve çözümü olan var mı, söyler misiniz?..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100