Döviz kurları yükselişe geçtiği zaman bizim millette bir panik havası eser. Ekonomide alarm çanları çeşitliliği olmasına karşı sadece dövizde ve özellikle Dolar kurlarındaki artış memleketimizin moralini bozmada çok etkilidir. Avro’nun yükselişi daha hızlı olsa bile Dolar’daki yükseliş paniklemesi daha şiddetlidir.

Enflasyon ve işsizlik oranlarında gözle görülen artışlar, dış ticaret dengelerinin bozulması gibi olumsuz ekonomik dalgalanmalar nedense fazla önemsenmez. Varsa yoksa Dolar kurlarının artması. Herkesin dilinde ve gündeminde bu aralar birinci sırada yer alıyor.

Belki de diğer ekonomik göstergelerin istatistiksel olarak çarpıtılmaya müsait olması bu algıyı güçlendiriyor. Acaba TÜİK’in veya ekonomi yönetiminin döviz kurlarının fiyatıyla ilgili herhangi bir yorum yapma imkanları olsaydı, Dolar bildiğiniz gibi değil, aslında 2 TL bandında ama böyle gözüküyor derler miydi? Yoruma açık bir konu değil anlayacağınız. Bu yüzden sade vatandaşın ve piyasanın genelinin ekonomik krizden anladığı tek bir parametre Dolar fiyatı oluyor.  Evet artık bu da tahakkuk ettiğine göre artık bence yıllardır var olan ekonomik kriz efkar-ı umumiye tarafından da tartışmasız bir şekilde kabul ediliyor.

Krizin varlığı herkes tarafından kabul gördüğüne göre o zaman çözüm önerilerine odaklanmamız akıllıca olacaktır. Şu anda dört başı mamur bir çözüm önerisini Meclis’teki muhalefetten duymadık. İktidarı söylemiyoruz bile çünkü krizin müsebbibinin çözüm sahibi olması eşyanın tabiatına aykırıdır. Tam da eğer çözümün bir parçası değilsen sorunun bir parçasısın durumu var onlar için.

Yine de havada dolaşan önerilere göz atalım:

1. Paramızı altına bağlayalım diyengiller: Bu görüşün eski çağlara kadar dayandığını ifade edelim.

Banknottan önce insanlar kaydi değeri zati değerine eşit olan değerli madenleri mübadele amaçlı kullanmışlardır. Taşıma zahmeti ve güvenlik problemleri yüzünden altın şehadetnameleri kullanılmış, akabinde şehadetnamelerin yerini banknotlar almıştır. Fakat sanayi döneminden sonra altın arzının üretim miktarı kadar artırılamaması sonucu kökten rafa kaldırılmıştır.

2. Dövizimizi bozduralım döviz kurlarını düşürelim diyengiller: Bu görüş itiraf edeyim bana çok sade ve basit geldi. Bu görüşü ortaya atan kişi muhtemelen, kişiler ve kurumlar ellerindeki TL’yi habire Dolara çeviriyorlar onun için döviz kurları fırladı anlayışından yola çıktı. Çözüm olarak da madem ki dövize bu şekilde bir talep var o halde suyu tersine akıtırsak yani alınan Dolarlar döviz bürolarına geri verilirse TL’ye değer kazandırılabilir düşüncesini savunuyor olmalı. Kısaca tasarruf amacıyla iç piyasada olan aşırı talebin Dolar kurlarını yükselttiğinden hareket ediliyor. 

Kazın ayağı öyle değil tabi. Döviz kurlarını belirleyen mekanizma daha kompleks bir dizi kurala dayanıyor. Temel olarak bir ülkenin para biriminin değerini, o ülke mallarına olan talep belirliyor. Yani sizin ürettiğiniz mal ve hizmetlere dışarıdan bir talep varsa doğal olarak sizin milli paranıza da bir talep olacaktır. Türk malı, TL ile alınırsa TL göreceli olarak diğer para birimleri karşısında değer ve itibar kazanır. Herkes çok kıymetli ve kaliteli olan Türk malını elde etmek için TL talep edecektir. Bunun sonucunda TL’nin değeri artacaktır.

Bunun tersi de aynı sonucu verir. Ülke olarak iğneden ipliğe her şeyi ithal ettiğinizde bu malları satın alabilmek için döviz talebinde bulunmak zorundasınız. Ne kadar çok ithalat yaparsanız döviz talebiniz o kadar fazla olacak neticede döviz kurları devamlı aleyhinizde artacaktır. Samanı bile ithal eder hale gelen Türkiye’nin döviz kurlarını dizginlemesi mümkün değildir.

Sanayi ve tarımsal üretimi ihmal edenler çok güvendikleri inşaat sektörü de yolun sonuna gelince döviz kaynakları kurudu. Çünkü, Rusya’yı batırmak amacıyla petrol fiyatlarını devamlı düşüren Körfez ülkeleri bu tehlikeli oyunu kaybettiler. Rus ruleti başlarında patladı. En yağlı müşteri olan Suudilerin, Katar ve Kuveytlilerin de paraları bitince ne kendileri ne de o sıcacık paraları Türkiye’ye gelmez oldu. Dış politika kaynaklı olumsuz gelişmelerin dış ticaretimize ağır darbeler indirmesi işin tuzu biberi oldu.

Prof Dr Haydar Baş, Milli Ekonomi Modeli’nde “Milli Para”yı tarif ederken aslında bu meseleyi de kökünden hallediyor. Para, üretilen mal ve hizmetlerin karşılığıdır derken tam da bu meselenin bam teline basıyor. TL’nin rezerv para olan ABD dolarına karşılık olarak basılan tercüme bir para noktasına indirgendiği günümüzde, Dolar bozma operasyonu sadece Dolar’ın Dolar’la değiş tokuşu olur. Zaten alınan netice acı gerçeği yüzümüze haykırıyor. Dolarlar bozuldukça panikle beraber daha da yükseliyor. Neden? Çünkü çözüm bu değil.

Paramızın istikrarı ve konvertibl olması ancak hakiki manada bir milli paraya sahip olmakla gerçekleşebilir. Milli Ekonomi Modeli’ndeki para tarifi hayata geçirilmeden de milli paraya sahip olmak mümkün değildir. O halde, kurulan dünyada şerefli ve itibarlı yerimizi almak milli paramızın mevcudiyetine bağlıdır. Terör belasından kurtulmak ve milli güvenliğimizi sağlamak da bu kapıdan geçer.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100