Türk siyasetçiler 164 yıl sonra yeniden Londra kapılarında. Tıpkı Osmanlının 1854 yılında yaptığı gibi borç almak, borçların yapılandırmak için yeniden İngiltere’ye sığınmak zorunda kaldılar. İngilizlere koşup “Ne olur bize yardım edin, para verin” diyerek ilk borcu aldığımızda tarih 1854’ti. 
1853 yılında başlayan Kırım Savaşına giden süreçte Osmanlı yönetimi çok büyük bir acziyet ve telaş içindeydi.
Rusya, Osmanlıya baskı üstüne baskı yapıyordu. Sonu savaşa kadar gidecek günler kapıdaydı. Abdülmecit bir gün Sadrazam Nail Mustafa Paşa’yı çağırdı. “Ne istiyor bu Ruslar bizden?” sordu.
Sadrazam o güne kadar söylemek isteyip de söyleyemediklerini bir bir sıralamaya
başladı: 
“Hünkârım, Ruslar bize hasta adam gözüyle bakıyor. Çar Nikola, birkaç hafta önce Petrograd’da kışlık sarayında verdiği yemekte İngiliz elçisine Osmanlıyla ilgili çok ağır sözler söyledi: Osmanlı büyük bunalımlar içindedir. Çok büyük sorunlar yaratmaktadır. Kollarımızın arasında hasta bir adam var. Hem de ağır hasta. Aniden ölebilir. Bu hasta adama karşı gereken önlemleri almalıyız.” 
Abdülmecit hayli öfkelenir. Yerinden doğrulup bağırarak konuşmaya başlar: 
“Demek Osmanlı hasta adammış! Ben o Rus Çarına gösteririm kimin hasta olduğunu. Peki,  İngiliz elçisi ne cevap vermiş?” 
“İngiliz elçisi ‘Türkiye hasta ise onu tedavi etmemiz gerekmez mi?’ diye cevap vermiş. Çar da ‘Çöken bir Osmanlının İstanbul’unun İngilizler, Fransızlar ya da başka güçler tarafından işgaline rıza gösteremeyeceklerini, Rusya’nın Sırbistan ve Bulgaristan’ı himayelerine alabileceğini, Mısır ve Girit’in de İngilizlere bırakılmasına girmesine razı olacaklarını’ söylemiş. Abdülmecit ‘vay alçak herif, bizim topraklarımıza göz dikmişler. İngilizlerle birlikte topraklarımızı paylaşmaya niyet etmiş. Ben sağ kaldıkça bir karış toprak vermeyeceğim’ diyor.”  
Abdülmecit, Osmanlının Rusya ve İngiltere tarafından paylaşılacağına dair öfkesini kusarak Rusya’ya savaş ilan edecekti ama savaş boyunca artan maliyetleri karşılayamayacak noktaya gelecek, Rusların Türk filosuna saldırarak ağır bir mağlubiyet yaşatmasının ardından da İngilizlere el açarak para dilenecekti. 
Osmanlı Devleti bu savaşta daha sonra müttefikleri olan Fransa ve İngiltere ile 1854 ve 1855’te ilk borç anlaşmalarını imzalayacaktı.  
4 Ağustos 1854'de Padişah Abdülmecid'in çıkardığı fermanla borç akdi yapılmasına izin verilir. Bunun üzerine, 24 Ağustos 1854 tarihinde Londra bankerlerinden Dent and Company ile Goldsmith and Company isimli bankanın Paris şubesi ile hükümet arasında ilk dış borç anlaşması imzalandı. İngiltere'den 200.000 Sterlin olarak ilk borç alınır. Osmanlı İmparatorluğu 1854 yılında dış borçlanmalara başlamış ve 1874 yılına kadar 15 ayrı dış borçlanma yapılmıştır. Bu dönem içinde 239 milyon lira borçlanıldığı halde, hükümetin eline yalnızca 127 milyon lira geçmiştir. 
İlk borçlanma sonrası zincirleme borçlanmalar gelir. Osmanlı gırtlağına kadar borca batmıştır ve iflasın eşiğindedir. 
Yıllık anapara ve faiz ödemeleri 11 milyon sterlini bulmuştur. Buna karşın Osmanlı maliyesi tüm yıllık geliri 18 milyon sterlin kadardır. Başka bir deyişle devlet gelirlerinin yüzde 60’ının dış borç ödemelerine ayrılması zorunluluğu doğmuştu. 
Sonuçta ise 1881-1939 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nun dış borçlarını denetleyen Düyunu Umumiye kurulur. Bu kurum Abdülhamit döneminde kurulmuştur. 20 Aralık 1881’de imzalanan Muharrem Kararnamesi ile borçların yeniden yapılandırılmasının yolları açıldı. Abdülhamit, Osmanlının bütün gelirlerine emperyalist ülkeler tarafından el konulmasına yol açan kararnameye imza atarak aynı zamanda Osmanlının sonunu getiren sürece de imza atmış oluyordu. 
“Cennet mekân Abdülhamit!”, bir Müslümanın asla atmaması gereken bir imzayı atarak gariban halkın tütününden balığına kadar neyi var neyi yok emperyalistlerin talanına açmış, Osmanlının iflasını tescillemişti. 1854’te İngiltere’den ilk borcu alanların çocukları Osmanlının ipini de çekmiş oldular. 
Bugün de 164 yıl sonra yeniden heyetler halinde Londra kapılarındayız. 
Konu yine para, yine borçlanma, yine ekonomik krize İngiliz eliyle çare bulma arayışı. 
Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi. 
Londra’da sizin nelerin beklediği hiç de gizli değil beyler. 
Gidin Abdülhamit’inizin izinden bakalım!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
h.baran 2018-05-30 09:01:56

Sn.Bayraktar;ateşle-barutun bir araya gelmemesi gerekiyor.Hoca siyasal anlamda bu ülkenin "çimentosu" olmaya talipken nasıl olurda CHP hocaya kapı aralayabilirdi?Kılıçdaroğlu'nun son oyunu diyorsunuz ya;bunun iyi anlaşılabilmesi için bu ülkenin vicdanı olan Nihat Genç'in oda tv.deki yazısının okunması gerektiğini düşünenlerdenim ben.S.Polat'ın bu günkü Aydınlıktaki yazısı da bu hususun anlaşılmasına yardımcı olur diye düşünüyorum.Selamlar..

Avatar
Erdal 2018-05-30 08:41:07

Artik bundan daha iyi ulkenin durumu nasil anlatila bilir.kaleminize saglik!