İmam Hüseyin (a.s.)’ın şehadet olayı çok büyük bir fedakârlık örneği olduğu gibi, onun kadar da ilginç bir olaydır. Hadise, Hz. Peygamberin vefatından elli yıl sonra aynı Peygamberin ümmeti olduğunu iddia eden Müslümanların eliyle gerçekleşmiştir.

Bilindiği üzere, Yezid’in dedesi Ebu Süfyan, İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) ile yirmi beş yıl hiç durmadan savaştı. Ömrünün son beş-altı yıllık döneminde de (sözde Müslüman olmasına rağmen) İslam’ın aleyhine çalışan zamanının en önemli liderlerinden biriydi. Onun hizbi-taraftarı olan Emevilerin Hz. Peygamber (s.a.v.)’e olan düşmanlıkları bitmek bilmiyordu. İslam ile savaşan Ebu Süfyan’ın oğlu olan Muaviye Şam ve civarına vali oldu. Hz. Peygamberin vefatından on yıl sonra da Muaviye, ümmetin başına halife ve emir olarak seçildi. Kendisi öldükten ve Hz. Peygamber’in vefatından elli yıl sonra da Muaviye’nin oğlu Yezid hilafet-saltanat koltuğuna geçti. O günlerde yaşanan elim olaylar sırasında da Hz. Peygamberin evladını katletti, hem de kelime-i şehadet söyleyen, namaz kılan, hacca giden, İslami esaslar üzere evlenen ve yine İslami esaslar üzere ölülerini defneden Müslümanların eliyle.

İmam’ı katleden bu insanlar ne İslam’ı inkâr ediyorlardı (şayet İslam’ı inkâr etmiş olsalardı zaten hadisenin tartışılacak bir tarafı kalmazdı) ve ne de İmam Hüseyin (a.s.)’ın üstünlük ve saygınlığını inkâr ediyorlardı. İmam Hüseyin (a.s.)’ın (haşa) dinden çıktığına da inanmıyorlardı. Onların inançları kesinlikle İmam Hüseyin’in Yezid’den çok daha üstün olduğu üzerineydi. Bununla birlikte onlar, İmam’ı ölümü hak etmiş biri olarak görmedikleri gibi bunun tam aksine, onun kanının diğer herkesin kanından daha saygın olduğu görüşündeydiler.

Soru şu: İslam Peygamberine ve İslam dinine bu kadar düşman olan ve yirmi yıl kadar bunlarla savaşan Emeviler, devlet idaresini nasıl ellerine geçirdiler?

Cevabı da şu: Emevilerin önde gelenlerinden olan 3. Halife Osman b. Affan, Müslümanlar arasında kötülükte sabıkası bulunmayan ve ilk Müslüman olanlardan biri olarak tanınıyordu ve bu özellikleri sayesinde hilafete geçti. Bu durum Emevilerin İslam hükümetinde kendilerine yer edinmelerine vesile oldu. Öyle ki, bu gelişme sayesinde hilafeti kendi mülkleri yapabilecek güzel bir basamak olarak kullandılar. Nitekim yine Emevilerden olan 3. Halife Osman’ın baş veziri olan Mervan b. Hakem de inkılapçı Müslümanlara aynısını söylemişti. Gerçi ikinci halife Ömer b. Hattab döneminde de onlar belirli mevkilere gelmişlerdi. Örneğin Muaviye, Halife Ömer tarafından Şamat diye bilinen bugünkü Suriye, Ürdün ve Lübnan gibi toprakları bereketli, altın kaynayan bölgelere vali olarak atanmıştı. Ayrıca, Halife Ömer sık sık tüm valilerin yerini değiştirmesine rağmen Muaviye’nin görev yerini hiç değiştirmemişti.

Emeviler, 3. Halife Osman’ın döneminde İslam hükümetinin içerisine sızdıktan sonra, hilafet yönetimi içerisinde de fesadın çıkmasına sebep oldular.

Bu kötü olaylar sonucunda da halk başkaldırıp halifeyi öldürdü. Hiçbir zaman hilafet hayalini aklında çıkarmayan Muaviye ise, 3. Halife Osman’ın katledilişini kendisi için çok iyi bir propaganda aracı yaptı. Osman’ı “mazlum halife”, “şehit halife” olarak isimlendirip, kanlı gömleğini bayraklaştırdı. Halka da şunu söyledi: “Osman’ı öldürenlerin başı ve başkanı Osman’dan sonra halife olan ve Osman’a başkaldıran isyancılara sığınma hakkı veren Ali’dir.”

Böylece halkın temiz ve iyi niyetli duygularını kullandı. Tüm Şam halkı ve Arap kabileleri hep bir ağızdan, “Mazlum halifenin intikamını ve kanını almak için kanımızın son damlasına kadar savaşmaya hazırız ve sen ne emretsen biz itaat edeceğiz” diyerek onun etrafında toplandı. Bu şekilde Muaviye, İslam’ın gücünü, yine İslam’ın kendisi aleyhine kullanmak için hazır hale getirdi.

3. Halife Osman’ın hilafetinden sonra Emeviler hem Beytü’l-Malı (devlet hazinesi) hem de yönetim için gerekli olan hassas makamları ellerine geçirdiler. Servet ve makam gibi iki önemli unsuru ellerine geçirmelerine rağmen, din ve meşruiyet gibi güçlü bir unsuru ellerine geçirememişlerdi. Osman’ın ölümünden sonra Muaviye, bu işi de çok sinsi ve kurnazca bir planla kendi eline geçirdi. Din gücünü de hizmetine alan Muaviye, ilk işi dönemin halifesi ve İmam olan Hz. Ali (a.s.)’ın aleyhine bir ordu kurdu ve İmam Ali’yle savaşa koyuldu.

Onun şehadetinden sonra, hilafeti de eline geçiren Muaviye, Ebu Hureyre gibi din adamlarını da kiralayarak İslam ile savaş için hizmetine aldığı diyanet idaresi faktörünün yanına bir de din adamları faktörünü ekledi. Böylece Muaviye, dört faktörü kendi saltanatı için kullanmayı başardı. Bu faktörler, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi siyasi makam, hazine/ekonomi, diyanet ve din adamları sınıfıdır.

(bu bahis devam edecek…)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100