27 Temmuz 2008 Pazar 00:00
477 Okunma
AB'nin asıl hedefi Türk devleti
Prof. Dr. Haydar Baş, "ABD, 'dininizden, medeniyetinizden vazgeçmeniz lazım' diyemediği için "AB'ye girin" diye talimat vererek, bu yolla bizi parçalamaya çalışıyor" dedi. ~|~

 

 


Yeni Mesaj: Muhterem Hocam bu hafta size çeşitli konularda sorularımız olacak. Efendim, özellikle güncel meselelerde insanlarımızın kafasını karıştıran sorular var. Bu konularda sizin görüşlerinizi istirham edeceğiz. İlk soru olarak günümüzde çok konuşulan, özellikle bazı insanların zihinlerini bulandırmak için çalışan insanlar tarafından gündeme taşınan "Allah ile aldatmak" ifadesiyle ortaya atılan bir mesele var. Bununla birlikte insanlarımızın kafası karıştırılıyor. Gerçekten  "Allah ile aldatanlar" varmış gibi? Muhterem Hocam "Allah ile aldatmak" mümkün mü?

Prof. Dr. Haydar Baş: Öncelikle Yeni Mesaj gazetesi okurlarına hayırlar dileyerek başlıyorum. Esasen bugün dünyada mevcut olan kavgaların, savaşların temelinde inançların mücadelesi bulunmaktadır. Diyeceksiniz ki, benim sorum ile sizin verdiğiniz cevap arasında ne alaka bulunmaktadır. Hadisenin içine girdiğimizde göreceğiz ki, tamamen iç içe ve de yüzde yüz bir mutabakatla ilgi ve alaka bulunmaktadır.
Milletler ve devletler, çeşitli maksat ve bahane ile birlikte birbirlerine karşı çıkmış olsalar da, aslında olan kavganın temelinde yatan ana faktör, o milletlerin ve devletlerin sahip oldukları kültürler, medeniyetler, siyasetler ve dinler vardır. Onun için; milletlerin, milletler topluluğu olarak siyasetleri bir, kültürleri bir, medeniyetleri bir, hatta dinleri bir olan kesimler halinde bir araya geldiğini görüyoruz. Faraza kültürünü farklı milletlerin kültürüne benzetmiş olsa da, medeniyetini farklı milletlerin medeniyetine benzetmiş olsa da ve fakat sadece dini o bir araya gelen milletlerin dininden farklı olsa dahi, o bir tek ayrım o insanların, o devletlerin, o milletlerin kültür, medeniyet ve siyaset birliği içinde olanların içine girmesine imkân vermez.  Çok açık ve net olarak uzun yıllardan beri bunu görüyoruz. Nasıl görüyoruz? Türk Milleti Müslüman'dır. Müslümanlığına bağlı bir medeniyeti, bir kültürü, bir siyaseti, bir örf? adet ve gelenek anlayışı vardır. Bundan mülhem olarak Türk milletini, onu millet eden kurum ve kuralları elbette ki Batı toplumundan farklı olacağı için 1959'dan bu yana Batı kapısında beklememize rağmen, Avrupa Birliği'ne almamışlardır. Ve de dikkat ederseniz, şimdi geliştirdikleri düşünce ve tezde ?hatırlarsanız ta baştan itibaren ben bunu ifade ederdim? Türk Milletinin millet olarak kaldığı müddetçe bu birliğin içinde olabilmesi mümkün değildir. Nasıl Doğu ile Batıyı sizin birleştirmeniz mümkün değilse, bu topluluğun içinde olmamız da mümkün değildir. Örf, adet, gelenek, dil, din farklı? Şimdi diyor ki, siz o millet olma vasfınızı tamamen kaybedin, yani dininizi, siyasetinizi, kültürünüzü ve medeniyetinizi değiştirin, bir de sadece bir topluluk olarak değil 5?6 parçaya bölünün, benim içimde hiçbir etkinliği olmayan ayrı ayrı topluluklar olarak ben sizi alayım. Alış şartım budur. Şu anda görülen savaşın özü budur. Ben dikkat edersiniz ta baştan beri Avrupa Birliği, Türk Milletini ve devletini parçalama projesidir, diyorum. ABD, zamanında sizin dünya milleti olabilmeniz için dininizden, siyasetinizden, medeniyetinizden vazgeçmeniz lazım geliyor diyemediği için ısrarla "Avrupa Birliği içine girin" diye talimat vererek, onların kanalıyla bizi parçalamaya çalışıyor. Şu anda uygulanan proje budur.

"Batı'nın savaşı bizim medeniyetimizle"
Demek ki savaş, bizim kültürümüzle, medeniyetimizle ve dinimizle yapılıyor. Siz, "Allah ile aldatanları" soruyorsunuz. Demek ki, bu savaşın nihai noktasına gelindi. Bu savaşta önce Peygamber Efendimizin mübarek hadisleri ile oynandı. "O'ndan zamanımıza kadar gelen 15?20 hadis vardır" denildi. Yine hatırlarsanız, biz o zaman "Bu kadar insafsız olmayın, 23 yıllık dönemi olan bir zatın her gün kendisinden, mübarek ağzından, mübarek lisanından ve uzuvlarından zikredilen meseleler onlarca, yüzlercedir" demiştik. Şimdi siz her gün 20 tane söz sarf ettiğini kabul etseniz, bir yılda 365 gün vardır. 20x365, şu kadar hadis eder. Bir de bunu 23 yıl ile çarpın, binlerce hadis olması gerekirken, bunu 15 taneye indiriyorsunuz. Bunu ne akıl, ne de mantık kabul eder? Önce bunlarla oynandı, dikkat ederseniz. Dahası var. Daha önce 'tavassut' müessesesi ile oynandı. Nedir tavassut? Vesile'dir? İslam tamamen bir 'vesile' dinidir. Yani Peygamber nedir? İnsanları beşer âleminden alıp Lahut âlemine, Allah'a kavuşturan elçidir. Peygamber döneminde olanlar bunlardır. Sadece bizim Peygamberimiz mi? Rivayete göre 124 bin peygamber gelip geçmiştir. Hepsinin vazifesi de insanları şu beşer münasebetleriyle haşir neşir olduğu dönemlerde kalp yoluyla insanları Allah'a taşımak olmuştur. Dolayısıyla Peygamber Efendimizin görevi de, nasıl peygamberler insanları alıp Allah'a taşıyorsa, onun da görevi bu olmuştur. Yani vesile olmuştur. Peygamberler döneminde bu olunca, ondan sonraki dönemde insanlar peygambersiz kalıyorlar. Peygamberin varisleri olan insanlara bu görevler düşüyor. "Âlimler peygamberlerin varisleridir". "O'na ulaşmak için vesileye sarılın." Cenab?ı Allah Kur'an'da "Onlar Allah'ın hidayet ettiği insanlardır. Onların hidayetine uyunuz" buyuruyor. Şimdi çoğaltabiliriz bu delilleri. Bunlarla oynanmaya başlandı. "Vesilenin lüzumu yoktur" düşüncesini Müslümanlara kabul ettirdikten sonra, sıra kime geldi, Cenab?ı Peygamber Efendimize geldi. Bir de baktık ki, Peygamber Efendimiz 'şahadet' cümlesinden çıkarıldı. Yani, "Peygamber Efendimizi kabul etmekle, etmemek arasında fark yoktur" dendi. Dinlerin esasen müşterek olarak getirdiği bazı kurumlar, kurallar ve ahlaki neticeler vardır. "Bu neticeleri hangi dinden olursan ol yaşadığın zaman, kurtulmuşsun" tezini gündem etmeye başladılar. O takdirde Hazreti Muhammed'e de (sav) gerek yoktur anlayışı ortaya çıktı. Şimdi tabii onlarla ciddi mücadele veren kimdir? İşte onların ifade etmeye çalıştığı gibi "Allah ile aldatanlar"?

Bunlar İslam dünyasına düşman olan Hıristiyanların, Musevilerin görüşlerini aktararak, bizim birliğimizi ve berberliğimizi dağıtmak istiyorlar. Olayın özü budur. Şimdi bu tip insanlardan birini çok iyi tanıyorum ki, siz de bu arkadaşı iyi tanırsınız. Onunla Trabzon'un bir köyünde bir evde beraberdik. Sohbet ediyoruz. "Bizim Tataristan'dan Türkiye'ye geliş nedenimizi size anlatsam, hayret edersiniz" dedi. "Buyurun, anlatın" dedik. Bazı arkadaşlardan bahsedildi ?ki bunlar ilahiyatçı? İslam'ı çok iyi bilen, cakasından geçilmeyen insanlar. Bunlardan bahisle dedi ki, "Ben size bir hatıramdan bahsedeceğim". "Buyurun" dedik. Şunları söyledi: "Bizlerin Tataristan'dan Komünizm ihtilali olduktan sonra Türkiye'ye gelmemizin asıl nedeni, inancımızdan kopmayalım, dinimizi yaşayalım ve Müslüman olarak ölelim. Bunun için ülkemizden çıkarak, buraya geldik. Benim ablam ve ablamın evladı dört dörtlük Müslüman'dı. Her ikisi de 5 vakit namazını kılıyordu. İnanır mısınız? Filan şahsı dinleye dinleye Müslümanlıktan çıktılar, Hıristiyan oldular." Şimdi "Allah ile aldatmak" düşüncesinin Türkiye'de temelini atan kişilerden biri de az önce bahsettiğimiz iddiayı ortaya atandır. Yani bunlar geçmişte misyonerlerin yaptığına soyunan, oryantalist düşüncenin esiri olmuş, belki de bazı yönleriyle birlikte o tarafa transfer edilmiş, adı görünüşte senden fakat tadı, farklı takımdan olan insanların iddialarıdır.

Bu oyun yeni değil
Şimdi bizi takip edenler çok iyi anlasın diye ben onlara bir soru soracağım: Bu "Allah ile aldatma" fikrinin sahibi olanları dinleyenlerin kaç tanesi namaza başlamıştır, imanını güçlendirmiştir, Allah yolunda yürümeye devam etmiştir? Bu mu olmuştur, yoksa namaz kılıyorken namazını mı terk etmiştir? Bu, kanaatim şahsiyem odur ki, en güzel ölçü olacaktır. Bunlara kulak asılmasın, çünkü bunlar görevli. Bir zaman gelir, bakarsın "dinlerarası diyaloga karşı çakarlar, bizi vatanımızdan etmeye çalışıyorlar" derler, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Hülasa ne dediklerini de bunlar bilmezler. 
Az evvel "bunlar bizim bilmediğimiz güçlerin transfer ettikleri elemanlar olabilir" dedik. Şudur veya budur. Bizim şahıslarla ilgimiz, alakamız yok. Bizim burada eleştirdiğimiz fikirler ve düşüncelerdir. Bakın şimdi: Kim bunlar? "Allah ile aldatan" ne yapar? Âlimdir, hocadır, şudur budur. Allah'ı istismar ederek insanları kandırır. Şimdi şurasına dikkat edin: İngiliz sömürge bakanlığının talimatnamesi. Şimdi aktaracağım. Humpher'in hatıratından. Bu eser bendenize aittir: "Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler." Şu anda okuyacağım hususlar da, ajan olan Humpher ?burada yetiştiriliyor, yetiştirildikten sonra Hicaz bölgesine giderek, Müslümanları yoldan çıkarıyor, Müslüman Türklere karşı harekete geçiyorlar. İşte böyle bir adam? bak ne diyor: Din âlimleri ile halk arasındaki karşılıklı sevgi ve dostane ilişkiler bozulmalıdır. Bu talimat, İngiliz Sömürgeler Bakanlığı'nın talimatıdır. Ve bu kurala uyanlardan birisi de Humpher'dir. Bunu da yazdığı hatıratında anlatıyor. "Bu görevi hiçbir İngiliz memuru unutmamalıdır" diyor ve ekliyor: "Bu yolda iki şey yapmalıdır. Din âlimlerine iftira etmek." Kimdir bu, hocadır, âlimdir, mürşittir? Onlara iftira edecek. Nasıl? Elinden nasıl geliyorsa? Allah ile seni aldatıyor, malını elinden alıyor, kaçakçılık ediyor ve hırsızlık yapıyor? Bu kimin talimatı? İngiliz Sömürgeler Bakanlığı'nın talimatı.

Devam ediyor Humpher ve ikinciyi şu şekilde ortaya koyuyor: "Din âlimleri arasına Sömürgeler Bakanlığı memurlarını din âlimi kisvesi altında yerleştirmek." Geçen günü hatırlarsanız, din âlimi kisvesi altında birisi bir cemaatin gazetesinde, televizyonunda vazife yaptı; bir de baktık ki, Kanada'dan televizyon ekranlarına çıktı ve "Ben hahamım, ben Yahudiyim" dedi. Yani bu talimatlar dört dörtlük yerine geliyor.
Kime oynanıyor bu oyunlar? Bu millete oynanıyor. Bunu çok iyi görmemiz lazım. Peki, milletin ayıkması için ne yapmamız lazım? Milletin ayıkması için geçmişine dönüp hangi temeller üzerine medeniyeti bina edilmişse, millet olma vasıfları hangi temeller üzerine yükselmişse, onlara sarılması lazım. Onlara dil uzatanlara şüphe ile bakması lazım. Onların sözünü dinleyip bu vatanın hakiki evlatlarına, hakiki Müslümanlara dil uzatması değil, bilakis onlara sahip çıkması lazım. Bu konuda çok delil bulunuyor. Ben Humpher'in bir tanesini daha aktarmak istiyorum: "İmamlara ve cemaate yönelik çeşitli ithamlarda bulunacaksınız, ilaveten cemaatle namaz kılmanın mahzurlarını anlatacaksınız" diyor. Yani bir arada olmalarına engel olacaksınız, diyor.

Yeni Mesaj: Bu okuduklarınız Hocam, İngiliz Sömürge Bakanlığı'nın Osmanlı'yı ya da Türk İslam coğrafyasını dağıtmak için uyguladığı yöntemler değil mi?

Prof. Dr. Haydar Baş: Evet, öyle? Şimdi ben de size soruyorum: Şimdi bunun dışında bir yöntem var mı? Bu milletin üzerine olan hesaplar aynısı mı, değil mi? Aynı? İşte Avrupa Birliği'nden maksat da demokratik, laik ve hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni dağıtılması ve yıkılmasıdır. Ama biz akıl sahiplerine, 'akıllıyız' diyen adamlara bunu anlatamadık. Yani şu anda eleştiriye tabi tuttuklarımızla, müdafaa ettiğini zannettiklerimizin arasında 'düşünce ve algılama arasında' hiçbir fark yok. Allah'ın bir tecellisi ve bir kaderi olacak ki, bunları birbirine düşürdü. Ben ne söylemiştim, 'yılan gömlek değiştiriyor'. Milletle bir alakası yok. İnşallah uyanan millet olur da, vay deyip hakiki irade sahiplerine, kendisi gibi düşünen, kendisi gibi inanan, kendisi gibi yaşayan ve bu milletten olanlarla birlikte olur da, bu fitnenin, bu fesadın ve bu yıkımın önüne geçer inşallah.

Yeni Mesaj: Muhterem Hocam açıklamalarınızla çok ciddi bir sıkıntıyı ışık tuttunuz. Müsaadenizle bir sorumuz daha var. Sanki meseleyi bilmezler gibi üç tane hak dinin varlığından bahsediyorlar. Ayrıca Hıristiyanların, Yahudilerin de cennete gireceğinden bahsedenler var. Yani, 'bu dinler de hak din olduğu için onların mensupları da cennete girecek' diyenler var. Yani Hocam gerçekten üç tane hak din mi var ki, bu adamlar böyle konuşuyor? Yoksa mesele nedir?

Prof. Dr. Haydar Baş: Şimdi efendim, bir fıkra ile cevaba girmek isterim. Bizim meşhur Nasrettin Hoca, Timur zamanında kömürcülük yapıyormuş. Timur bir gün hocayı görmüş ve "Ne yapıyorsun" demiş. "Kömür satıyorum" diye cevap vermiş Hoca. Bunun üzerine Timur, "Ben seni filan vilayete kadı yapayım. Senin dini manada ilmin, tecrüben ve uygulaman fazladır orada kadı olarak vazifene devam et en azından bize yardımcı olursun" demiş. Bunun üzerine ülkenin bilmem hangi şehrine Hocayı kadı olarak tayin etmiş. Etmiş ama günün birinde bir mülki amir, ?bu günkü tabirle? bir vali tayin edilmiş aynı yere. Vali beklemiş ki, kadı bey gelir beni ziyaret eder, hoş geldin der. Bir gün geçmiş, bir ay geçmiş gelen giden olmamış. Neyse vali demiş ki, 'ben kadıya bir hademe göndereyim, Vali geldi, onu ziyaret et' diye haber vereyim. Hademe Hocanın yanına gelmiş ve 'böyle böyle' diye söyleyeceklerini söylemiş. "Yok", demiş Hoca, "Bana bir kişi daha al, öyle gel. O şekilde beni davet et" demiş. Valinin gönderdiği adam geri dönmüş ve yanına bir kişi daha alarak tekrar hocanın yanına gelmiş. Hocaya, "Vali Bey geldi niye ziyaretine gitmiyorsun?" diye sormuşlar. Hoca da "sen de buna şahit misin" diye ikinci adama sormuş. Bunun üzerine vali kendisine böyle mesaj gönderince Nasrettin Hoca mülki amirin huzuruna çıkmış. Vali demiş ki, "ya hoca ben seni günlerden beri bekliyorum. Bir de davetiye gönderdim niye gelmedin? bir de üstüne bir tane daha adam istedin." Hoca, 'suss' demiş. Ben bu işlerden anlamam ben filan yerde kömürcüydüm hükümdar bir gün oradan geçerken beni gördü. Şöhretimi de duyunca dedi ki, evladım git falan yere kadılık yap. Bende bunun için bu işe başladım demiş. Onu da bilmiyordum hükümdar tavsiye olarak da "sakın iki şahit olmadan karar verme" demişti. İkinci kişiyi de bundan istedim demiş. Bunun üzerine vali 'suss' demiş. Bende kalaycıyım demiş. Biri kalaycı, biri kömürcü işte ülkenin düştüğü hal bu.
"Allah katında tek din İslam'dır"
Üç tane hak din var mı diye sormuştunuz. Temel değerlerimizle öyle oynanıyor ki, milletin adeta hafızasını silmeye çalışıyorlar. Kur'an?ı Kerim'de açık olarak bellidir ki, "Allah indinde tek din İslam'dır". Hak din İslam'dır. Yani aslında Hz. Adem'den Peygamberimize kadar gelen bütün dinlerin adı da İslam'dır. Değilmi ki onlar peygamberlerin yollarından saptıkları ve saptırdıkları İslam'la alakaları kalmadığı için şimdi kendilerini Hakla beraber, hak din olma gibi iddia ile beraber ortaya atarak, Kur'an'ın bu hükmüne karşı duranlar arasına girdiler. Şimdi onların neticesi şudur veya budur. Ama bizi üzen taraf bu şekilde konuşanlar hangi millet adına konuşuyor, hangi din adına konuşuyor bunun bilinmemesidir. Ben burada bir ayet okuyarak bu oyunların ne kadar ciddi derecede tehdit ve tehlike arz ettiğini ifade etmeye çalışacağım: "Ey iman edenler! Eğer kendilerine daha önce kitap verilenlerden bir zümreye uyarsanız. Onlar sizi imanınızdan çevirip yeniden kâfir yaparlar." Bu çok acık ve net. Benim eserlerimde bu konuda bir sürü ayet?i kerime var. Şimdi bunlar açık ve net ortada. Delilleri fazla zikretmemize gerek yok. Şimdi "şu budur üç tanedir, beş tanedir" diye yanlış şekilde insanları yönlendirmek, aslında milletin sahip olduğu ?az evvel ne söyledik? kültür birliği, medeniyet birliği, siyaset birliği ve din birliğine tefrika dinamitlerini yerleştirmektir. Onu parçalamaktır. O milleti dağıtmaktır. Dolayısıyla ondan sonra da milleti işgal etmektir. Bunun acık ve net olarak manası budur. Bu böyle devam edecek mi? Böyle devam edebilir mi? Belki sapanlar olabilir ama ortada bir gerçek var. Dinin sahibi de Allah'tır. Kur'an?ı Kerim'de Cenabı Hak, "Bu Kur'an'ı biz indirdik. Onu muhafaza eden biziz" diyor. Dolayısı ile muhafızı Allah olan bir kurumun ve bir Kitabın zarar görmesi asla ve asla mümkün değildir. Görse görse zararı, ahmak, cahil, salak ve yoldan sapmış insanlar görür. Ama onlar ancak kendisine zarar verirler. Allah'ın dinine, yoluna hiç kimse zarar veremez.

Yeni Mesaj? Muhterem Hocam bu cevapla bağlantılı bir soru sormak istiyorum. Günümüzde bazıları öyle şeyler söylüyorlar ki Peygamber Efendimiz sanki postacıymış gibi. Gelmiş bir dini tebliği etmiş, vazifesine yapmış çekmiş gitmiş. Onun haricinde bir başka misyonu, özelliği olmayan bir insanmış gibi devre dışı bırakmaya çalışıyorlar. Bunu yapanların amacı nedir hocam? Siz bu meseleyi nasıl değerlendirirsiniz. Peygambersiz bir İslam olur mu?

Prof. Dr. Haydar Baş: Ben bu tespiti yaparak sohbete girdim. Yani peygambersiz dinin olması hiç mümkün değil. O zaman Cenabı Hak Hz. Lut'u, Hz. Musa'yı, Hz. İsa'yı, Hz. Yahya'yı, Hz. Davut'u hülasa isimlerini bildiğimiz veya bilmediğimiz peygamberleri göndermesine gerek olmazdı. Örneğin, Kur'an'da zaten bu Ayet?i Kerime var. "Biz isteseydik onu dağlara indirirdik. Ama onlar korkusundan paramparça olurdu." Bir ağaca indirirdi Cenabı Hak, gidin ona bakın amel edin derdi. Ama demedi. Ya? Örnek olan bizzat dini hayatında gösteren peygamberlerle beraber dini göndermiştir. İslam'ı göndermiştir. Onun için İslam'a da baktığınız zaman Kur'an iki şekilde ifade edilir. Birincisi, Kur'an'ın tilavet edileni. ??Şimdi üç aylardayız. Bizi takip eden kardeşlerimizin bu güzel gecelerini günlerini tebrik ediyoruz. Gündüz oruçla, gece ibadetle ve namazla, bu hayırlı günleri geçirmelerini ve bu konuda Cenab?ı Hakk'ın onları muvaffak kılması dua ve niyazında bulunuyoruz?. Şimdi maksat nedir? Bu anlayışı, bu inancı ve bu idraki yok etmek, dağıtmak ve ortadan kaldırmaktır. Peygamberin vazifesi nedir? Tilavet edilen okunan Kur'an'ı tilavet edilmeyen şekilde okunmayan şekilde ortaya koymaktır. 'Sünnet' dediğimiz tilavet edilmeyen Kur'an'dır. Sünnet nedir? Peygamberin Kur'an'dan anlayıp hayatına geçirdiğidir. Onun için peygambersiz Kur'an'ın anlaşılması hiç mümkün değil. Peygamberin vazifesi zaten Kur'an'ı anlayıp anlatmaktır. Peygamber, canlı Kur'an'dır. Yaşayan Kur'an'dır. Onun için "peygamberi kabul etmiyorum, buna gerek yoktur" diyen insanların hiçbiri hidayette değildir. Tamamen sapıtmışlardır.

Mesela sahabe soruyor: Ya Resulullah, namazı nasıl kılacağız? Cevaben, "Benden gördüğünüz gibi" diyor. Yani din görerek uygulanan kurallar mecmuudur. Cenab?ı Peygamberden duyarak. Görerek uygulanan kurallar mecmuudur. Şimdi sen peygamberi kaldırdığında, yani peygamberin sünnetini, bir manada hadislerini inkâr ettiğinde o Kur'an ayetlerini hayatına geçirecek bir tarz bulamazsın. Mesela, 'sabır' dendiği zaman, riya da ortaya çıkabilir. Kanaat, tevekkül, tefekkür, izan, iman çoğaltabilirsiniz bunları. Bütün ibadetleri bunun içerisine koyabilirsiniz. Bu nasıl olacak? Bu nasıl ve niçinin cevabını peygamber bizzat hayatında uygulayarak göstermiştir. İşte o gösterdiği şeyin adına biz 'sünnet' diyoruz. Gerek bunu lafzıyla söyledi, gerek fiilleriyle ortaya koydu gerek takrirle beraber izah etti. Bunlara sünnet diyoruz. Ama aslında bu da Kuran'ın tefsiridir. Hayata uygulanış tarzıdır. Şimdi bu olmadığı zaman Kur'an anlaşılmaz, İslam anlaşılmaz. Ve bu iddiada bulunan insanların hiçbiri de samimi Müslüman olamaz. Ben Kuran'ı peygambersiz anlarım, ederim. Peki, bunlar kim olurlar? İşte az evvel Humpher'in hatıratında bahsedilen, satın alınmış, oryantalist düşünceli insanların saflarına katılmış, bazen de para almasına gerek yok, ?ahmak olmakta bu yolda kâfi bir sebeptir? gönüllü hizmet eri olurlar. Böylece yaptıkları iş Türk milletini örfünden âdetinden, siyasetinden, medeniyetinden, kültüründen ve dininden koparmak olur. Allah milletimizi bu tür şam şeytanlarının şerrinden muhafaza eylesin, diyerek sorunuzu cevaplandırıyorum.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100