Bu haber kez okundu.

AKP Türkiye'yi uçuruma sürükledi
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, AKP'nin üç yıllık iktidarı döneminde borçların dağları aştığını, maliyenin dibe vurmak üzere olduğunu, hariciye politikasının milli olmaktan çıktığını, iç politikada AB'ye verilmedik taviz bırakılmadığını, milletin kurumlarının yok pahasına yabancılara peşkeş çekildiğini söyledi. ~|~

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, üç yılını doldurması münasebetiyle AKP iktidarının icraatlarını değerlendirdi. Meltem TV'deki Diyalog programında Muharrem Bayraktar'ın sorularını cevaplandıran Prof. Dr. Haydar Baş, AKP iktidarı döneminde Türkiye'nin kamuoyuna yansıtıldığı şekliyle iyiye değil kötüye gittiğini, yabancıların sıcak paralarının çekilmesiyle bir saatte işinin bitebileceği bir noktaya taşındığını söyledi.

Hocam, Türk siyasetinin en önemli olaylarından biri olarak 3 Kasım 2002 seçimlerinin üzerinden üç yıl geçti. AKP iktidarı, kendi ifadeleriyle üçüncü yılını kutluyor. Kendi açılarından baktıkları zaman çok müspet bir tablo çiziyorlar. Siz iktidar partisinin, AKP hükümetinin üç yılını değerlendirdiğinizde nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Prof. Dr. Haydar Baş? Ak Partisi iktidarının üç yıllık iktidarını değerlendirirken Ak Partisi yetkililerinin sizin söylediğiniz tarzda konuşması tabiidir, normaldir. Ama işi gerçek ölçülere vurduğunuz zaman Ak Partisinin hiç de millet tarafından müspet karşılanan, "bu, iyidir. Devamında fayda vardır" diyebileceğimiz icraatları azdan da azdır. Ak Partisi ekonomik olarak da devraldığı dönemden getirdiği bu tarafa müspet bir gidişat ortaya koyamamıştır. Birazdan rakamlarla ifade edeceğim. Görülecektir ki Ak Partisi aslında Türkiye'yi tam bir çıkmaza, tam bir fecaat noktasına sürüklemiştir.

Borçlar dağları aştı
Düşünebiliyor musunuz üç yıl evvel Türkiye'nin iç ve dış borçlarının toplamı 200 milyar dolardır. O günün şartlarında bu borçlara verdiği faiz miktarı 40 katrilyon paradır. Yani Türkiye, iç ve dış borçlarına mukabil 40 katrilyon faiz veriyor, ve bövlece hayatını devam ettiriyordu. Ancak uzun zamandan beri Türkiye'nin AB'ye girebilme, IMF'nin talimatına uyabilme, istenilen noktaya gelme adı altında kamuya ait kuruluşlar da yok pahasına elden çıkartılıyor. Türkiye'nin tek gelir kaynağı şu anda vergilerdir. Türkiye'nin üç yıl evvel vergilerden girdisi 65 katrilyon, faize ödediği rakam 40 katrilyondu. 25 milyon artısı vardı. Şimdi geldiğimiz bu noktada Türkiye'nin iç ve dış borç toplamı 400 milyar doların üzerine çıktı. Bazı teknik işle uğraşan arkadaşlar 350 milyar dolar şeklinde ifade ediyorlar. Ama atladıkları, görmedikleri bir nokta var. Borçların ödeme zamanı geldiğinde hem borçlar hem de faizler erteleniyor. Dolayısıyla ertelenen faizler ve borçlar çıktı görülmediği için bu bir yıl sonrasına ertelendiği zaman bu bütçede görülmediği zaman bu borç yok zehabına vatandaş kapılıyor. O bakımdan da borç 350 milyar dolar görülüyor. Aslında 400 milyar doların üzerinde bir iç ve dış borç var.

400 milyar doların yıllık faiz rakamı da nereden hesap ederseniz edin 120 katrilyonun üzerine çıkıyor. 2004 senesinde Türkiye'nin vergilerden topladığı rakam da 90 katrilyondur. Faiz giderini de bütçede 56 katrilyon olarak gösteriyorlar. Faizlerin ödeme zamanı geldiğinde adam faiz yerine senet, kağıt veriyor. Altı ay, bir yıl o bütçenin ödeme hudutlarını taşıyor. Borç erteleniyor. Sanki böyle bir borç yokmuş manzarası ortaya çıkıyor. Halbuki borçlar gittikçe artıyor. Şimdi Türkiye'nin iyiye gittiğini kabul etmemiz için bizim üç yıl evvelki borçlarımızdan bugünkü borçlarımızın daha aşağı gitmesi lazımdı. Ödediğimiz faiz rakamları daha aşağıya inmesi lazımdı. Ciddi bir yatırım potansiyelimizin olması lazımdı.

Petkim, Tüpraş, Telekom, Erdemir gibi kamu kurumlarının elimizden çıkmaması ve hatta bunlara bazılarının da ilave edilmesi lazımdı. Bütün bunlar elimizden çıktığı halde Türkiye eksiyi daha fazla arttırır hale gelmiştir. Binaenaleyh bu şartlarda ekonomide AK Partisi iktidarının artı aldığını hiç kimse iddia edemez. "Ama efendim piyasalarda denge var" deniliyor. Siz bir kalemde Kıbrıs'ı teslim ederseniz, bir kalemde  Ege'yi teslim ederseniz, Suriçi İstanbul'da bir ekümenik hakkı verirseniz, Kuzey Irak bölgesinde vücuda gelen bir federasyona evet derseniz piyasanızda bulunan 40 milyar dolarlık sıcak parayı yerinden kimse oynatmaz. Ama bir de bunların siyasetine ters  düştüğünüz zaman piyasada mevcut olan 40 katrilyonun değil tamamını dörtte birini çektikleri zaman "güm" diye maliye dibe vurur ve Türkiye'nin işi biter. Yani şu anda Türkiye, alabildiğinde korkunç tavizlerle ayakta duruyor. İktidarın yaptığı tek hünerli iş verdiği tavizlerdir. Bu tavizleri vermediği zaman bu hükümetin yerinde yeller eser. Onun için hükümetin icraatları kesinlikle faydalı değil, kesinlikle milletin ve devletin zararınadır.

Borç almakla övünüyorlar
Övündükleri bir nokta var: "Biz borç alabiliyoruz" diyorlar. Bazan da borç yiğidin kamçısıdır diye sözler duyuyoruz. Bunlar çok yanlış değerlendirmelerdir. Borç yiğidin kamçısıdır, ama nasıl bir borç? Nasıl bir borçlanma usulü ile borçlanacaksın ki bu, senin faydana olacak.  Ticaret yapanlar bilirler. Mesela Tahtakale'ye gidiyorsunuz. Kabul edelim ki cebinizde 5 milyar TL para var. Sizi sevenler, size itimat edenler, cebinizde beş bin lira para var iken size 50 bin liralık mal veriyorlar. Eğer beş bin liralık malı alıp da tezgahınıza, dükkanınıza koyduğunuz zaman bunu satarsanız aşağı yukarı bin TL kâr ederdiniz. Ama size güvenip verdiği bu 50 bin liralık malı %20 kârla tüketirseniz sizin kazancınız 10 bin Türk lirası olur. Sizin ana  sermayeniz beş bin lira iken kârınız 10 bin lira olur. Bu tarz bir borçlanma yiğidin kamçısıdır. Ama şimdi öyle değil ki. Şimdi sen aldığın 400 milyar dolarlık iç ve dış borca mukabil yaptığın yatırımlardan elde ettiğin kâr nedir? Sıfırdır. 

Paranın yatırıma gittiği de meçhul. Bu para nerede?

Prof. Dr. Haydar Baş? Onu irdeleyebiliriz. Ama ben normal şartlar altında soruyorum. Aldın, kaç para kâr elde ettin? Faizin artıyor, borcun artıyor. Bu nasıl mantıktır? Bu nereye benziyor. 10 bin liralık mal almışsın. Sekiz bin liraya satmışsın. Eksi iki bin lira borcun kalmış. Bu, tıpkı bunun gibidir.Dolayısıyla şu anda bu iktidar döneminde maliyenin iyiye doğru gittiğini iddia etmek çok safdillik olur. Madem bizim işlerimiz tıkırında ne diye memur zam isterken %2'lerde, %3'lerde bu adamları yoruyoruz. Maliyeniz çok mükemmelse versene % 30?40, işçiye versene % 30?40. Sen %2, %4'ün hesabını yapıyorsun. Bu nasıl bir maliye? Maliyemiz hiç de iyi değil.
Bu kadar ince dokuyup, ince eleyen bir sistemde maliyenin iyi gittiğini söylemek çok saflık olur. Zaten bu söylenenlere vatandaşların hiç biri inanmıyor. Ama bu iktidara öyle bir destek var ki basını idi, yayını idi, her şeyleriyle bunu destekliyor. Sanki bunlar, bir yerden düğmeye basarcasına talimat almışlar, bu talimatı yerine getirmek mükellefiyetinde kendilerini kabul ediyor ve o istikamette icraatlarına devam ediyorlar.

Biraz önce anlattığınız gibi sıcak para dursun diye görevlerini yerine getiriyorlar.

Prof. Dr. Haydar Baş?  O sıcak paranın Türkiye'ye girmesi de enteresandır. Bu paranın bu derece sermaye piyasasında saklı tutulmasının tek manası, Türkiye'den, mali bir sıkıntı içerisinde olduğunu göstermeden istenilen tavizi almaktır. Asıl oyun, asıl proje budur. Bunu zerre kadar muhasebe, maliye bilgisi olanın görmemesi mümkün değildir. Daha önceki hükümetlerden çok daha geriye gittiğini ben ifade etmeye çalışıyorum.

Hariciyemiz milli olmaktan çıktı
Diğer taraftan Ak Partisi hariciyemizi de tamamen mahvetmiştir. Türkiye'nin hariciyesi artık milli  bir hariciye olmaktan çıktı. ABD'nin talimatıyla olması gereken noktaya geldi. Yani o ne istiyorsa o şekilde bir hariciye politikası uygulanıyor. Milli devlet anlayışımız tamamen tarumar oldu. Bunun biraz daha devam etmesi ile beraber devlet yapımızın da akamete gitmesi de mümkün olacak. Çünkü etrafımız kuşatma altına alınmıştır. Adamın bir tanesi Kuzey Irak'tan kalkıyor, ABD'ye gidiyor. Bir büyük devlet başkanı muamelesi görüyor. Halbuki dün bu adama senin başbakanın pasaport vererek dünyada dolaştırırdı. Yani senin himmetinle dünyada dolaşma imkanı bulan insan bugün seni de fersah aşacak bir mertebeye kavuşturuluyor ise ve buna sen de imkan tanıyıp hak veriyorsan bu işin altında bir bit yeniği var.
Mesela mali konular dedik. Mali konularda Türkiye hür değil ki. IMF'nin talimatlarıyla hareket ediyor. Eskiden bir Duyun?u Umumiye vardı. Duyun?u Umumiye memurları gelirdi. Onların dediklerini yapmakla mükellefti Osmanlı hükümeti. Şu anda IMF memurları geliyor, sizin yapacağınız en küçük yatırıma bile müdahale ediyorlar. Bunun müsaadesini almak mecburiyetindesiniz. Bağımsız bir siyasetimiz, politikamız, maliyemiz kalmamıştır.

Verilmedik taviz kalmadı
İçişlerimize gelince AB'ye gireceğiz diye bu iktidar döneminde vermedik taviz kalmadı. Ceza kanunlarının tamamını değiştirdik. Ondan sonra da bunu onlar istediği için değil biz istediğimiz için değiştirmişiz. Peki senin aklın bugüne kadar neredeydi? Aklın peynir ekmek mi yiyordu da bu adamlar dedikten sonra "bu faydalıdır" diyorsun. Sayın Adalet Bakanının bu konudaki görüşlerine ben kesinlikle katılmıyorum. Benim hukuki eğitimim de vardır. Ben İslam Hukukunu usul yönünden biraz bilen arkadaşlarınızdanım. Hukukun bir mantalitesi, bir mantığı vardır. Hukukta esas, ceza, müeyyideler attıkça huzur ve sükunun teminidir. Yani siz ne kadar olayları gevşetirseniz anarşi o kadar artmış demektir. Ne kadar kuralları, müeyyideleri güçlü korsanız o toplumda düzen, huzur berkemaldir. Neden kurallar koyulur biliyor musunuz? Ortada mevcut fevkalade bir nizam, intizam vardır, bu güzelliği bireyler bozmasın, nefislerine aldanıp yanlış bir iş yapmasın diye müeyyide getirilir. Yoksa beşer seviyesinden insan olma noktasına yükselmemiş bir insanın cezadan anladığı olmaz. Ona ne ceza verirsen ver.  Bunların hukuk mantığı enteresan. Bunların hukuk mantığına göre ne kadar müeyyideyi azaltırsan o kadar medeni olacakmışsın. Bir taraftan gasp, yağmalama, hırsızlık, katliam, cinayetler, şebeke kurmalar, bütün bunlar alabildiğine başını alıp giderken sen diğer taraftan "biz medeni bir millet oluyoruz" deyip bütün müeyyideleri ortadan kaldıracak bir mantığı, mantaliteyi hukuki hayatının temeline koyuyorsun. Bu çok yanlış, bu çok saçma bir anlayıştır.

Göreceksiniz bu anlayışın neticesinde Allah muhafaza etsin, birkaç sene sonra ifadesi çok zor günler yaşamak mecburiyetinde kalacağız. Hülasa şunu demek istiyorum. AB'ye uyma adı altında yapılan işlerle "Biz medenileştik" deniliyor. Sen dün neydin? Medeni değil miydin? Böyle yanlış bir icraat var. Onlara uyacağız diye iç hukukumuzu AB'ye ram eyledik. Hatırlarsanız 15 günde 15 yasa çıktığı günler vardı. Şimdi hem iç işlerimiz, hem dışişlerimiz, hem maliyemiz görüntü itibariyle tamamen kuşatma altına alınmıştır. Böyle bir üç yıl kutlamasında Ak Partisi mensuplarının başını iki diz kapağı arasına alıp "Biz nerede yanlış yaptık, yapıyoruz" deyip geriye dönüp ayıkmalarını ifade ediyorum.

MAHKEME KADIYA MÜLK OLMAZ

Demokrasi adı altında nefsani bir takım şeylerin alabildiğine önünü açarak inanan, kontrollü, murakabeli insanların üzerine gitmek, bu konuda despot bir tavırla beraber güya kendi varlıklarını izhar etmeye çalışmak gibi çok yanlış bir yola da saptılar. Bu, onlar için de iyi olmaz. Mahkeme kadıya mülk olmaz. Dolayısıyla çok yanlış yapıyorlar. Siyaset intikam için yapılmaz. Milleti idare etmek, millete bir şeyler vermek, milleti bir noktaya taşımak, onun kültürüne, medeniyetine, siyasetine hizmet etmek kastıyla yapılır. İntikam duygusuyla politikanın yapıldığı dünyanın hiçbir yerinde vaki değildir. Bu duygularla yapılan siyaset keskin sirkenin kendi küpüne zarar verir mantığıyla kendine zarar verir, kimseye zarar veremez. Bunu demek suretiyle şahsen ben ayıkmalarını Cenab?ı Hakk'tan niyaz ediyorum. İnşallah ayıkırlar. Aksi takdirde kendimizi kandırmanın hiçbir manası yoktur.

AB'ye NEDEN RAM OLDULAR

Hocam, AKP'nin AB yolunda giden diğer siyasi partilerden çok farklı bir yönü var. İktidara gelmeden önceki yıllarda AB'ye tam karşı bir politika söylemi içerisindeydiler. Fakat iktidardan sonra bugüne kadar AB'yi savunan bütün partilerden daha fazla AB'yi savunan, bunun için ne yapılması gerekiyorsa onu yapan bir politika uygulamaya başladılar. Bu kadar büyük bir dönüşüm ve değişimi nasıl yorumluyorsunuz?

Prof. Dr. Haydar Baş? Bunu yapmak mecburiyetindeler. Biz bu arkadaşları tanıyoruz. Bunlar AB'ye karşı oldukları dönem de niçin karşı olduklarını bilmiyorlardı. "Niye karşısınız?" diye sorsanız mantıklı üç tane cümle kurmaları mümkün değildi. Şimdi AB'ye karşı olabilmen için bir defa senin AB programlarının fevkinde kendi devlet politikalarının olması lazım. IMF'ye şimdi bunlar karşı olacak? Nasıl karşı olacaklar ki?! Hangi maliye politikası ile ben IMF'ye karşı olayım diyebilsinler? AB'ye karşı olacaklar; hangi siyasetle ben şu gerekçeden dolayı AB'ye karşıyım diyecekler? Bunların kendine ait bir tezi, mantalitesi, projesi yok. Ben çok iyi hatırlıyorum. 3,5 sene evvel kendisine "programınız nedir?" diye sorulduğunda "partilerin programı var ya" demişti. Bunu diyen Başbakanın, icraatlarında AB'ye niye döndüğünü soruyorsun. Dönmemesi için sebep var mı? O zamanlar hatırlarsanız, "Türkiye'de dini özgürlükler yaşanmıyor. Dini özgürlükleri yaşayabilmek için biz AB'ye dahlolacağız" diyorlardı. İddia buydu. Bir de baktık ki AB'nin bir üyesi Fransa kalktı başörtüsünü yasakladı. Yani burada arzu edilip, icraata hukuk olarak konulamayan bütün mevzular orada yasak olarak milletin huzuruna çıktı. Peki senin istediklerin bütün bunlardan sonra orada da elde edilemeyeceğine göre bundan sonra AB'yi istemenin sebebi nedir? Hiçbir sebebi yoktur. Ben bu noktadan bakarak demek istiyorum ki bu arkadaşların kendilerine ait bir programı, projesi olmadığı için, "biz de iktidarda kalalım, şu kadar da oy aldık, milletin itimadını kazandık, kalkıp da bu nimeti tepmenin de bir manası yok, en azından bu süre için burada kalalım" şeklinde bir politikanın içerisinde sayın iktidarı görüyorum. Ama millet tel tel dökülüyor. Tarım kesimi zaten bitti. Ne buğday, ne mısır, ne üzüm, ne kiraz, hatırınıza ne geliyorsa yetiştiren memnun. Adam "Şu 30 ton şeftali ürettim. Aldığım para 4 milyar para" diyor, ağlıyor. 30 ton en az iki tane TIR eder. Millet bitti. Sen istediğin kadar "ben onu yaptım, bunu yaptım" diye konuş. Ne yaptın? Talep azlığından dolayı Türkiye tamamen deflasyon sürecine girdi. Bunun ardından stagflasyon gelir. Dükkanlar kapanır, işçiler sokağa dökülür, işsiz kalırlar.

Çıkış noktaları yok
Şunu yaşıyoruz. Mal ucuza satılıyor. Adamın cebinde para yok ki para versin. Dün on tane sattığı mamulden bugün bir tane satamıyor. Ödemesi var; onu bir tarafa bırak, akşam evine gidecek, ekmek götürecek, cebinde beş kuruş parası yok. Ucuza, zararına satıp evine ekmek götürüyor. Bunun adına enflasyon düştü deniliyor. Bu maliyeyi bilmemek manasına gelmez. Bu kadar da ters bir şey olamaz. Benim görebildiğim kadarıyla artık çıkış noktaları yok. Bildikleri bir sistem var. Maliyecilerinin bildiği bir sistem var. Liberal bir sistem var. Bunun dışında bildikleri bir sistem yok. Artık sola da dönemezler. Sol için de kel derman bulsa başına sürer hesabı geçerli. Kısaca bütün dünyada olduğu gibi bunlar da ciddi bir tıkanma noktasına geldiler. Bunu da aşmaları mümkün değildir. Bendeniz bunu bu iktidar üç aylıkken Konya'da yaptığım bir konuşmada ifade ettim. "Sayın Tayyip bey değil Hz. Cebrail'i başbakan yapın, bu sistemle o bile bir şey yapamaz" dedim. Şu insan, bu insan gelmiş, bu mühim değil. Mühim olan uyguladıkları plandır, projedir. Sen geliyorsun kapitalizmi uyguluyorsun. Daha evvel birileri geldi havuz sistemini uyguladı. Ne oldu? Hiçbir şey olmadı.

Bu gidişten fayda yok
Bugünküler gelir kaynaklarını da tükettiler. Devlete ait bütün gelir kaynakları  devletin elinden alındı. Özelleştirme olacak diye ciddi verimli kaynaklar global sermaye sahiplerine devredildi. Bu sadece bunların günahı değildir. Bu çok önceden beri başlıyor. Globalleşme sevdası adı altında Türkiye öyle bir noktaya sürükleniyor ki kâr getiren bütün kurumlar devletin elinden çıkıyor. Sonra ne oluyor? Kamuda bir sürü personel açıkta kalıyor. Açıkta kalan bunlar yetmiyormuş gibi kamunun da hizmete ihtiyacı var. Daha evvel o kurumlardan elde ettiğiniz gelirle ufak tefek hizmetler yapıyordunuz. Şimdi onu da yapamıyorsun. Ondan da mahrum kaldın. O kadar insan da açıkta kaldı. Bu sefer ne yapıyorlar? Kime satmışsa bu kurumları, gidip ondan faizli borç para alıyorlar. Böylece aldıkları borçlara kamudan topladıkları vergi ile kaynak buluyorlar. Yani senin verdiği verginin gittiği yer daha evvel devletin kurumlarını sattığın adam. Çünkü devlet ondan borç almış. Borca mukabil şu kadar faiz olmuş. Nominal faiz hadlerine bakıyorsun. % 15'e düşmüş. Ama bir de bankalar arasındaki alış verişe bakıyorsun; %20'lerin altına düşmüyor. Yani adamlar, özel sektörün bankaları %20 ile devlete para satıyor. Bunlar kimler? Az evvel söylediğim gibi özelleştirme adı altında kamu kurumlarını yok pahasına alan adamlar. Yani bir sistem ki devamlı surette belli gruplara, belli insanlara çalışıyor, milyonlar aç susuz fakirlik içinde biçare vaziyette hayatlarını devam ettiriyorlar. Kısaca bu gidiş millete fayda vermez. Bu sistemde kim başbakan olursa olsun akamete mahkum kalması kaçınılmazdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100