28 Nisan 2005 Perşembe 00:00
284 Okunma
Böyle tenakuz olmaz
n Hocam, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle, özellikle bu yılın Ulusal Egemenlik Yılı ilan edilmesiyle ilgili olarak bir şey sormak istiyorum. Malumunuz bizim AB'ye müracaatımız var. AB'ye müracaatta egemenliğin AB'ye devri söz konusu. Bir taraftan Milli Egemenlik yılı ilan ediyoruz. Diğer taraftan, egemenliği AB'ye devir gibi bir olay var. Bu durumu nasıl izah ediyorsunuz?
Prof. Dr. Haydar Baş? Bunlar, tamamen birbiriyle tenakuz meseleler, zıt olaylar. Hem egemen olduğunuzu dünyaya deklere edip ilan edeceksiniz ve hem de siz egemenliğinizi AB'ye devredeceksiniz. Egemenlik AB'ye devredilirken, bir de hukuki yapılanmanızın üst birimi olarak AB'yi göstereceksiniz.
Bizi parçalamaya çalışan AB'de işimiz ne?
Bugün vatandaşlarımız aidiyet duygularına fevkalade nispette sahiptir. Ben geçmişte olan olaylara da bir iki cümle temas etmek istiyorum. Bunlar, milletin bittiğini zannettiler. Bayrağın yırtılması, ayaklar altına alınması hadisesinde görüldü ki "öldü, yok oldu" diye kabul ettikleri bu güzel millet bayrağına sahip çıktı, vatanına, devletine sahip çıktı. Bir anda abondone oldular, şaşırdılar. "Yahu! Biz bunları bitirmiştik!" Panik ondan dolayıdır. Onun için bütün avukatları, yardakçıları, teşvikçileri büyük bir panikle onu ambalajlayıp bir tarafa da mal etmek istediler. Ama millet tabii bunu da kabul etmedi, yutmadı. Böyle bir dönemde, her şeyini peşkeş çektiğin, hukuken de teslim olduğun AB'nin yanında, onun bayrağını üste çekeceksin, milletin bayrağı haline getireceksin, senin bayrağın da altta bir flama seviyesine düşecek ve egemenlikten bahsedeceksin. Böyle bir egemenlik olması hiç mümkün değil. Hele 23 Nisan 1920, Mustafa Kemal Atatürk'ün açtığı Büyük Millet Meclisi ruhuna bu ifade hiç yakışmıyor. Merhum hayatta olmuş olsa, siyasileri hesaba çeker, "Oğlum! Siz, bizimle, bizim harekâtımızla dalga mı geçiyorsunuz? Siz, aklınızı peynir ekmekle mi yediniz?" diyerek en azından tepkisini ortaya koyar ve de olması gereken "egemenlik nedir? Bağımsızlık nedir?" bunu arkadaşlarımıza en mükemmel bir tarzda ifade ederdi. Bunu diyen sayın iktidar ve çok kıymetli başbakanımız ne diyor? AB'ye hem egemenliğini devrediyorsun. Hem bayrağını kendi bayrağının üstüne koyuyorsun. Ondan sonra da "AB bizi parçalamaya çalışıyor" diyorsun. Madem Avrupa seni parçalamaya çalışıyor, bunu gördün, senin medeniyetinden, senin kültüründen, senin inancından ayrı olan bu dünyaya yamanmaya niye çalışıyorsun? "Ama, yok, biz dik durarak bu işi yapıyoruz."
Bu nasıl dik durmak?
n Dik durarak haklarımızı koruyoruz, diyor.
Prof. Dr. Haydar Baş? İnsan der ki "Evet! İnşaallah böyledir." Ama bakıyorsun, Kıbrıs mütalaa, müzakere konusu oluyor, el pençe huzurda duruyorsun. Onun dediğine râm oluyorsun. Güneydoğu meselesinde onun dediğine râm oluyorsun. Kuzey Irak konusunda onun dediğine râm oluyorsun. Kerkük Musul elinden çıktı. Senin askerinin başına çuval geçirildi. Hâlâ dik durmaktan, haklarını korumaktan bahsediyorsun. Herhalde buna dense dense amuda kalkmak denir. Buna dik durmak denmez. Ekonomiyi sıfırladın, buna dik durmak denmez. Her şeyini telef ettin, buna dik durmak denmez.
Abesle iştigal
n Hocam, sayın Meclis Başkanının açıklamasını hatırlarsınız. 12 mil meselesinde Casus Belli olayının hemen arkasından Yunanlılar savaş gemilerini Kardak'a göndermişlerdi. Yine Türk Kara Harp Okulu öğrencileri Yunan Kara Harp Okulunda misafirken üzerine İngilizce küfürler yazılmış ve yırtılmış bir Türk bayrağı bizim öğrencilerin odasına kondu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Prof. Dr. Haydar Baş? Dik durmaktan ziyade bu arkadaşlar ölçüyü kaybettiler. Bir insanın nereye nasıl geldiği bir ölçü iledir. Siz, bir yerde, bir tezin, bir görüşün adamısınız. Şimdi bu arkadaşların görüşleri tamamen sıfırlandı. "Nedir?" diye sorsan "ben de bilmiyorum" der. Medeniyetler buluşacakmış! Medeniyetler barışacakmış! Dünyada Hz. Adem (as) Efendimizden bugüne kadar olmamış bir hadise. Yani bunlar abes ile iştigal ediyor mantığını hayata geçirmeye çalışıyor dersek yanılmış olmayız. Medeniyet dediğin, insanlığın algı gücü, yaşantı tarzı, hayat görüşü, bu özünde kalkacak yerine kavganın olmadığı, herkesin birbirini takdir ettiği, birbirini gönülden kucakladığı anlayışı aslında, bir ülke bir ülkeyi kültür erozyonuna tabi tutarken kendi değerlerinden uzaklaştırmak için yaklaştığı bir politikadır. Ki o ülke kendi varlığından tecrit edilsin, kendi varlığından uzaklaşsın, özü ile irtibatı kalmasın. Özü ile irtibatı kalmayınca da netice bu olur. Ama ben bu arkadaşları tenzih ederim. Kesinlikle de böyle olabileceklerini zannetmiyorum. Fakat gelinen bu neticede bu söz nedir? O zaman sen dünyayı ne görürsün? İşte medeniyetler buluştu. Kültürler kucaklaştı. Dersin ki, dünyada düşman da kalmadı, canım. Ama medeniyetler buluştu, barıştı derken, gönderdiğin talebenin önüne, yırttı, bayrağını koydu. Ondan sonra senin olan adaya çıkartma yapmaya çalıştı. "Ben senin ezeli düşmanınım. Kafana akıl koy" mesajını verdi. Şimdi inşaallah bunlar bir doping olur. "Biz yanılmışız. Böyle bir sevda olmaz" denilir.
Demek ki toplumlar taşıdıkları karakteri, inançlarından, kültürlerinden, örflerinden, adetlerinden alırlar ve bu bir benlik, bir kimlik oluşturur. Bu kimlik de hiç kimseye benzemez. Biz bunu bir başkasına benzetmeye çalışırken ben olmaktan çıkarız. "Biz yanlış yapıyoruz. Bu bir ihanettir" der, insan kendine gelir. Bunu anlamayan ne yapar? Başkalarının ajanlığını yapar.  n
~|~
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100