Bu haber kez okundu.

Devlet üreticiye pazar bulmak zorunda
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, AB, ABD ve Uzakdoğu ülkelerinin kendi üreticisine nasıl pazar bulma gerçeğine dikkat çekerek Milli Ekonomi Modelini hayata geçirdiklerinde, merkezinde Türkiye'nin olduğu bir çevre politikası ile Türk üreticisine pazar bulacaklarını söyledi

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, arkadaşımız İbrahim Berk'in kendisi ile yaptığı mülakatın ikinci bölümünde Türkiye ekonomisinin insanı ile birlikte içine sürüklendiği vahim duruma dikkat çekti. Takip edilen gayrimilli politikalarla hem insanımızın hem de ekonomimizin kendine güven duygusunu kaybettiğine işaret eden Prof. Dr. Haydar Baş, ülkemizi uçurumun kenarına getiren gayrimilli politikaların bir an önce terk edilerek kuvay?ı milliye ruhunda ifadesini bulan politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.

n Muhterem Hocam, başta da ifade ettiğimiz gibi Türkiye, içeriden ve dışarıdan bir kıskaca alınmış vaziyette. Bunu yaparken de iki yöntemi kullanıyorlar. Birincisi, Türk insanının kendine olan güvenini, devletine olan güvenini, tarihine olan güvenini ortadan kaldırıp, "Biz adam olmayız. Biz yapamayız" diye bu güçlerle beraber olmamız gerektiğini söylüyorlar. Yani Türkiye'yi yönetmeyi beceremeyenler ülkeyi bir yerlere ihale etme, yamama mantığını bir siyaset olarak milletin önüne koyuyorlar. Yine bu çerçevede ekonomik olarak da Türkiye teslim alınıyor. Bu iki mantığın karşısına siz kuvay?ı milliye mantığıyla, teziyle, bağımsız Türkiye anlayışıyla çıkılması gerektiğini ifade ediyorsunuz. Bunun içini dolduracak şekilde de bağımsız, milli bir ekonomi modeli tezi ortaya koyuyorsunuz. Bu problemlerden kurtulmak için ortaya koyduğunuz bu tezin ana başlıklarını açabilir misiniz?

Prof. Dr. Haydar Baş? Bahis buyurduğunuz birinci meselenin üzerinde durursak bence günümüzün belki de asıl problemi insanımızın kendine olan güven duygusunu kaybetmiş olmasıdır. Birey çapında mesuliyetsizlik hastalığına düşmemiz, toplum çapında da güven duygumuzu kaybetmemizdir. Öyle ki mesela talebesini ele alıyorsun, "Ben bu işi yapamam, edemem" diyor. Bu hastalık onda, o çocukluk seviyesinden başlıyor. Gittikçe toplumda da kendine güvenmeme gibi bir duygu halini alıyor. Bunun neticesidir ki "Biz, kendi kendimize bir şey yapamayız" diyoruz. Ne yapacaksın? Bağın varsa, bahçen varsa yapman gereken şey, kazmaktır, ekmektir, biçmektir. Sanayiin varsa fabrikanı çalıştırmak, imalatını yapmaktır. İmalatın varsa bunu pazarlamaktır. Bu kadar basit olan şeyler gözümüzün önünde o kadar büyütülüyor ki sanki aşılması mümkün olmayan bir dağ önümüze dikiliyor. Evvela bunu halletmek gerekiyor. Yani kendimize güven duygumuzu yediden yetmişe kazanmamız lazım.

İnsanımız gayrimilli tarzda eğitiliyor

Aslında bu ciddi bir eğitim işidir. Fakat bugün eğitime baktığımızda tamamen gayrimilli bir tarzda insanımız ele alınıyor. Kendisini yaratanla insanımız barıştırılıp onu bir noktaya taşımamız lazım gelirken adeta O'ndan kopartılıp farklı bir dünyaya taşınıyor. Bu, arayış halinde olan, kendini tanımayan, kendinden kopan bir noktada da belki de nefret eden bu varlığı hüdai nabit gibi salıverir hale getiren bir eğitim anlayışımız var. Şimdi bu insanları iyi bir eğitimle hem kendi yararına, hem de devletinin ve milletinin yararına kazanmamız şarttır. Bu eğitim nasıl verilecek? Bir defa kendi nefsi adına kazanılacak. Gencimizin kendi yararına kazanılması şarttır. Artı, o bir yerin insanıdır, o bir coğrafyanın malıdır, o bir milletin malıdır; o milletin değerleri üzerine de katkıda bulunacak, bu insan topluma kazandırılacaktır. Şimdi dikkat ederseniz kendi çevremizden işe bakalım, bu ikisi de yoktur. Ne kendi nefsimize yaranıyoruz, yani ne kendimiz için biz varız, ne de çevremiz için varız. Biz, nefsimiz için de çevremiz için de ne diyoruz? "Bu iyi filancı bizden daha iyi yapar" diyoruz. Halbuki yapacağın iş sana ait bir iştir. Senin çevrene ait bir iştir. Sen onu bilmem taa neredeki insandan bekliyorsun. Bu belki de bizim anlayışlarımızın tamamen çürüdüğünün çok açık seçik ispatıdır.

Eğitim kuvay?ı milliye

ruhu taşımalı

Peki yapılması gereken nedir? İşte kuvay?ı milliyeyi biz onun için söyledik. Milletin kuvvetine inanarak milli bir hareket başlatmaktır. Bazıları ne dedi? "Biz bunu kendimiz yapamayız. Filancı ile yaparsak bu işi yaparız" dedi. Geldik neyi gördük? Filancının taşeronu olmayı gördük. Kendi adına bir şey yapmıyorsun. O, kendi istediğini sana yaptırıyor. Kendi menfaatine uygun olanı yaptırıyor. Türk milletinin, Türk devletinin, vatanının menfaatine uygun olanı sana dün "O olmadan bu iş yapılmaz" dediğin insan, o olunca Türk milletine ait hiçbir icraatta seni hizmete koymuyor. Kendisi için hademe olarak, hamal olarak kullanıyor. Peki o zaman yapılması gereken nedir? Biz, kendimize, çevremize, cemiyetimize, milletimize ait hizmetleri ortaya koyabilecek kabiliyeti devreye koymamız lazım. Onun için de kuvay?ı milliye, milli güç, milli kuvvetler devreye girmesi gerekiyor ki vatanın müdafaası, vatanın korunması artı yükselmesi, yüceltilmesi, sanayileştirilmesi, kalkınması, muasır milletler seviyesinin üzerine çıkması, hatta gerekiyorsa topyekün bir bilek, bir yürek, bir güç olup millet düşmanlarına karşı beraber durulması gibi neticeleri doğuracak bir tesanüd, bir beraberliktir aslında Türkiye'nin önünü açacak olan şuur veyahut da dayanışma. ~|~ Para politikamız yanlışlar üzerine kurulu

Diğer taraftan ifade buyurduğunuz bu düşüncesin neticesinde de bir ekonomik tezin olması lazım. Milli ruhun bir beden içerisinde olması lazım. O da nedir? Ekonomidir. Bu ekonomi hangi şartlar üzerinde oturacak? Kaygan zemin üzerinde oturmayacak. Başkalarının tespit ettiği doğrulara göre değil milletin tespit ettiği, milletin doğruları üzerinde oturacak. Milletin derdinin devası olacak. Sen bana anlatıyorsun ama bana bunun çaresi yok. Sana olan faydayı ben kabul etmiyorum. Bana olan fayda bana lazım. Senin faydalı dediğin şey bana zarar. Ben bunu istemiyorum. O halde ekonomide ne gerekiyor? Salim kafa ile düşündüğümüzde bizim iktisat hayatımıza bakıyoruz Allah Allah bizim elimizde ne yok! Her türlü araç, gereç var, elimizde para yok. Niye yok? Olmadığı için mi yok? Yoksa olduğu halde Ali Cengiz oyunu ile mi yok olmuş, kaybolmuş. Birincisi bu para politikası Türkiye'de gayrimilli unsurlar üzerine oturtulduğu için Türk emeği, Türk üretimi paraya tebdil edilmedi. Para aslında emeğin ve üretimin karşılığıdır. Çalışırsınız, bir yerde, bağda, bahçede, masa başında bir emek sarfedersiniz, bu emeğin karşılığında bir aylık alırsınız. Bağda, bahçede çalışırsın, belli bir üretim elde edersin. Bunların tamamı paradır. Onun için para, emek ve üretimin karşılığı şey demektir. Şimdi milletlerin bu emeğinin, bu üretiminin karşılığında senyoraj hakkı dediğimiz hakları vardır. Yani yok olan bir şeyi, kağıdı, üzerine para damgasını basarak basma adı değildir bu. Zannediliyor ki bir millet, bir devlet kendi parasını basarsa bu fazlalıktandır. Hayır, böyle bir şey yoktur. Her milletin yıl sonunda bir milli kârı vardır. Bu kârı, bu oran dahilinde paraya tebdil eder. Eğer bu oran dahilinde bu üretimi paraya tebdil etmezse piyasada para olmaz. Mal fazla olur, para az olur. Küresel güçler, bizim global güç dediğimiz güçler işin kaymağını çok iyi yiyen güçler bunlar, gelip bakıyor ki bu toplulukta mal var, emek de var, olan ne parasızlık. Sana diyor ki, "Sana para satayım." İşte bu IMF denilen kurum, bizim eskiden tefeci dediğimiz vatandaşların, kuruluşların bir başka versiyonudur.

Senyoraj hakkı mutlaka devreye sokulmalı

n Uluslararası tefeci.

Prof. Dr. Haydar Baş? Ama Türkiye de buna ortak. Ortak ama ne olduğunu bilmiyor. Ne yaptığını da bilmiyor. Fonksiyonunu da bilmiyor. Diyor ki, "Ben sadece para satmam. Benim adamlarım var. Dünyada her devlette adamım var. Ortağım var. Ortağımın ortağı var. Senin ülkende de var. Sen kendi paranı basma. Bu insanlardan borç al. Bu kurumlardan borç al. Senin olması gereken paranı bununla tamamlayalım." Düşünebiliyor musun Türkiye, bu şekilde aldığı borçlara mukabil bir yılda 100 katrilyon faiz veriyor. Bu kadar cebir olur mu? Adamın bir eli yağda, bir eli balda, senin sırtından bu kadar para kazanıyor. Senin sırtından bu kadar para kazanan adam sana "kendi paranı bas" der mi? Elbette demez. Şimdi bizi idare eden siyasiler, veya ekonomistler, veya bilim adamları; ben bunlara da hayret ediyorum. Hiç biri demiyor ki, "Allah Allah biz sadece bu kurumlara verdiğimiz faiz nispetindeki paranın yarısını para olarak basıp da piyasaya sürsek millet âbâd olur, paraya doyar." Bu yapılmıyor. Biz, işte milli düşünce olarak, kuvay?ı milliye olarak, milli ekonomi modeli olarak piyasada olması gereken bu para miktarını emisyonun karşılığı senyoraj hakkını kullanarak devreye koymak istiyoruz.

Tüketimin olduğu yerde üretim olur

İkincisi nedir? Bunu yaptık ama piyasada tüketim yok. Tüketim bitmiş. Tüketimin olması için tüketici sınıf pazara gittiği zaman cebinde para olması lazım. Pazara gidiyor. Yiyeceğini alacak, cebe bakıyor, boş. Giyeceğini alacak, cep boş. Devlet iradesinin o cebi doldurması gerekiyor. Devlet tüketiciyi destekleyecek. İşçi ise maaşını yüzde yüz bir zamla arttırması lazım. Dün 100 lira alıyordu, bugün 200 lira alması lazım. Memursa onun maaşının yüzde yüz artması lazım. Orman köylüsü ise gelirinin artması lazım. Tarım kesiminin gelirinin artması lazım. Tarım kesiminin şu anda öyle bir kaderi var ki tahdit kanunları, şeker yasası, pancar yasası, tahkimdi vs. bu kesimin eli kolu bağlandı. Bu insan zaten ekip biçemiyor. Ekip biçtiğini de pahalıya mal ediyor. Beşe mal ediyor, pazara getiriyor, dörde satmak mecburiyetinde kalıyor. Ona da müşteri bulamıyor. Tabiî yabancı sermayenin kapılarını da açtın. Daha doğrusu yabancı üretim sahiplerinin kapılarını açtın. Senin ülkende buğday, mısır var. Dört kuruşa mal ediyorsun. Adam getirip iki kuruşa satıyor. O kapıyı da kapayacaksın. O bir tek kuruşluk mamulü piyasana sokup senin çiftçinin rızkına mani olmayacak. Hayvancılıkta, tarımda böyle. Hatırınıza ne geliyorsa orada böyle gayrimilli bir tavır söz konusu. Biz zannediyoruz ki bunları yapmakla milletimize hizmet ediyoruz, kamuoyunu bir yere taşıyacağız. Hayır! Çok iyi bilirsiniz. "AB'ye girersek cebimize para dolacak" deniliyordu. AB Allah aşkına bugüne kadar kaç para verdi? Vereceği de yok. Vermesi de mümkün değil. Kelin merhemi olsa başına sürer. Muazzam bir işsizlik vadisine girdi. Daha dün Almanya'da idik. Sadece Almanya'da 5,5 milyon insan işsiz durumda. Kısaca, pazar tükenmiş durumda. Dünyanın pazarı da tükendi. Niye? Pazara giden insanın gücü kalmadı. İşte o gücü biz sosyal devlet anlayışıyla, programıyla, projesiyle hayata geçireceğiz. Yani herkesin hanımının cebinde, çocuğunun cebinde, memurunun cebinde, işçisinin, orman köylüsünün, tarım kesiminin, şoför esnafının cebinde parası olacak. Pazarda mamullere müşteri olduğu zaman üretenin gözünün içi gülecek. "Benim malım müşteri buldu" diyecek. Bir sıkıntı çekmeyecek. Şimdi öyle mi? Değil. Tüketimin olduğu yerde üretim olur. n

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100