17 Şubat 2009 Salı 00:00
457 Okunma
Globalizm sömürü düzenidir
Türk milletinin aciz bir millet haline getirilmek istendiğini söyleyen Prof. Dr. Baş, "Parçalanmış toprak parçası üzerinde sömürülen bir devlet meydana getirilmek isteniyor" dedi. ~|~

 

 

Milli duyguları yok edilerek globalizmin her türlü sömürüsüne ses çıkartmaktan aciz bir millet meydana getirilmeye çalışıldığını belirten Prof. Dr. Haydar Baş, "Parçalanmış, küçülmüş toprak parçası üzerinde kaynakları sömürülen bir devlet meydana getirilmek isteniyor" uyarısında bulundu

Prof. Dr. Haydar Baş'ın Ovaakça'daki tarihi konuşmasını yayınlamaya devam ediyoruz. Sayın Baş, konuşmasının bu bölümünde kapitalizmin, ekonomik olarak kıskacına aldığı ülkelerin inanç ve kültür değerlerini de nasıl dönüştürdüğüne dikkat çekiyor. Sorunu tespit eden Baş, çözümü de sunuyor: Milli Devlet?Sosyal Devlet.
"Ülkemizde de kapitalist anlayıştan nasibini almaktadır. İç borç 208 milyar TL, dış borç 300 milyar dolar civarında, toplam borç 500 milyar dolar... Bu borcun faizi de 55 milyar tl, civarında. Türkiye'de 2003 yılı itibariyle nüfusun en yoksul % 10 kesimi gelirin % 1,9 unu alırken, en zengin % 10'un aldığı pay % 34,6'ya kadar çıkmaktadır.
Kapitalist sistemdeki zengin ve fakir arasındaki korkunç uçurum, bizde de görülmektedir. Zengin ve fakirin aldığı paylar arasında 18 kat fark vardır. Dünyada ve Türkiye'de gelir dağılımında çok büyük bir adaletsizlik söz konusudur.

Kapitalizmin gelişmiş kabul edilen ülkelerdeki etkileri özellikle halledilemeyen ekonomi problemleri ile ilgili iken, ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde veya geri kalmış ülkelerde bu sistemin etkileri sadece ekonomi ile sınırlı değildir.
Globalizm olarak adlandırılan yeni dünya düzeninde ekonomi ayağı kapitalizm, siyasi ayağı demokrasi ve sosyal boyutu insan hakları olan bir devlet sistemi oluşturulmuştur.
Bu öyle bir düzendir ki, eski ABD başkanı Bush'un ifadesi ile "Ya bizdensiniz ya karşı tarafta" şeklinde bir ifade ile, tüm dünyayı adeta tek tip devlet yapısına sokma hedefidir.
Milli duyguları yok edilerek globalizmin her türlü sömürüsüne ses çıkartmaktan aciz ve adeta gözü kör, kulağı sağır ve dilsiz bir millet meydana getirilerek; parçalanmış, küçülmüş toprak parçası üzerinde kaynakları sömürülen bir devlet meydana getirmek isteniyor.
İşte kapitalizmin kuralları bizim gibi ülkelerde bunları yapmaktadır.

Alınan dış desteklerin görünüşte hiç alakası olmamasına rağmen, sosyal sahada yıkıcı etkileri vardır. Bunların belki de en önemlisi, milletlerin inançları üzerinde yapılan tahribatlardır. Bu düzen, dini inançları siyasi bir unsur olarak ele alır.
Kültürel sahada "Dinlerarası Diyalog, medeniyetler ittifakı, hoşgörü" vs. kavramlarla nüfuz edilen ülkelerde milli kimlikler ortadan kaldırılır. Hatta bu süreçte Dinlerarası Diyalog çalışmaları resmi hükümet politikası haline dahi getirilebilir. Bu çalışmalar kendi kültüründen, medeniyetinden kopan insanlar oluşturmuştur. Bu insanlar dinlerini değiştirir ve artık topraklarının işgaline veya kaynaklarının yabancılar tarafından sömürülmesine karşı etkisiz hale getirilir.
Elde edilen netice, işgale karşı direncini tamamen kaybetmiş bir millettir. Bugün ülkemizin siyasi, sosyal, iktisadi, sınai, içtimai sayısız ve halli zor pek çok problemlerini konuşurken, globalizmin ana hatları ile verdiğimiz asıl yüzünü değerlendirmek gerekir.

Televizyonlardan hepimiz takip ediyoruz, çiftçi perişan, tarım bitti, hayvancılıkla uğraşan aç, sanayi fabrikaları bir bir kapatılıyor, üretim hızla düşüyor, açlık vatandaşı evini, tarlasını satmaya hatta bir adım ilerisinde intihara sürüklüyor. İşçi, memur maaşları kesintilerden sonra bir hiç mesabesine indi, onlar da aç, çaresiz. Kısaca işçi, memur, tarım kesimi, hayvancısı, ormancısı, emeklisi, öğrencisi, öğretmeni, yaşlısı, genci millet olarak zor günlerden geçiyoruz. Toplumsal bir çöküntü içindeyiz, ahlaki değerler ekonomik sıkıntılar içinde yok olup gidiyor. Yabancı kültürlere özenen gençlerimiz kendi değerlerini adeta küçümser bir halde. Din değiştiren çocuklarımızın sayısı hızla artıyor. Anne?babalar çaresiz. Aileler ile çocukları arasında kültürel bir uçurum var.

Çözüm Milli Ekonomi Modeli'nde
Modelimiz, "Milli Ekonomi Modeli" ve onun uygulanacağı devlet sistemi olan "Milli Devlet?Sosyal Devlet" anlayışında bunların tamamının çözümünü hazırladık.
Piyasalardan başlayalım:
Tüketim kesimi olmadan ekonomi ayakta duramaz. Piyasaların canlanması, alış?verişin yapılması için insanların cebinde para olmalıdır.
Esasen Milli Ekonomi Modeli'nin çıkış noktası tüketici kesimdir. Denenmiş tüm sistemler üretimden ve üreticiden bahsederken, Milli Ekonomi Modeli tüketiciyi dikkate alarak kurallarını belirlemiştir.

Milli Ekonomi Modeli iktisat tarihindeki tek tüketim eksenli analizdir
Çünkü, piyasaların halletmesi gereken ilk sorunu pazar problemidir. Günümüz sistemleri çözemedikleri problemleri olağan kabul etmektedir. Hiçbir sistemde iktisat konuları bir bütün olarak ele alınmamıştır.
Oysa Milli Ekonomi Modeli, getirdiği formülle ekonomi çarkını hiç durmadan döndürmeyi başarmaktadır. Bunun formülü, her biri diğerine destek olan kuralların tamamının aynı anda devreye konmasıdır. Bugün bizi isim vermeden taklit edenler, bizden aldıkları ile tam manası ile başarıya ulaşamazlar. Çünkü, Milli Ekonomi Modeli bir bütündür.

Tüketim Eksenli Analiz ne getiriyor?
Biz, işçiyi, çiftçiyi, orman köylüsünü, pazarda filesini dolduramayan emekliyi, evlenemeyen genci, ay sonunu getiremeyen memuru, özürlüyü düşünerek yola çıktık. Önce onların cebine para koyduk. Bizim Sosyal Devlet projelerimizin nedeni budur. Devletin, her toplum tabakasındaki tüketen kesime destek sağlaması, parası olmadığı için üretilene talip olamayan tüketiciyi tüketim kabiliyetine kavuşturması gerekir. Tüketim olmazsa siz istediğiniz kadar üretim yapın, mesela bugün olduğu gibi kobileri veya üreticiyi üretim için destekleyin; bu yanlış adım, sadece onların sonunu getirir. Çünkü, pazarda, alıcısı olmayan mal stoklanmaktan başka bir işe yaramaz.
Ekonomi politikalarının ana hedefi üretim ile tüketim arasındaki dengenin oluşturulmasıdır. İşte biz tüketiciyi destekleyerek bunu gerçekleştiriyoruz. Sürekli büyüme ancak böyle yakalanır.

Sosyal Devlet projeleri
Üretim ile tüketim arasında meydana gelen açıklığın sistemin yapısından veya gelir dağılımındaki dengesizlikten kaynaklanan iki nedeni vardır. Bizim sosyal devlet projeleri ile yaptığımız bu iki sorunu da halletmektedir. Hem belirli miktarda paranın dolaşımda olması, hem de gelir dağılımında belli bir dengenin kurulmasını temin eder. Böylece gelir belli ellerde toplanmaz, milletin tamamına dağılmış olur.

Şimdi bu projelere bakalım:
? Asgari üret 2000TL olacak.
? Vatandaşlık maaşı projesi ile her vatandaş maaşa bağlanacak
? Ev hanımlarına meslek hakkı verilerek, meslek maaşı verilecek.
? Doğum yapan her anneye ikramiye verilecek. Her çocuk, çocuk maaşına bağlanacak.
? Gençler için uzun vadeli faizsiz krediler ile evlenme imkanı sağlanacak.
? Geliri 100 milyon TL'nin altında olanlardan vergi alınmayacak.
? Kobilere, sanayiciye, küçük esnafa proje mukabili, faizsiz kredilerle iş ve yatırım imkanı sunulacak.
? Kimsesiz yaşlılara maaş bağlanacak.
? Özürlü vatandaşlarımız tüm sosyal haklarında devlet garantisinde olacak.
? Lise mezunları sınavsız üniversiteye alınacaktır, öğrencilere burs verilecek.
? Evi olmayanlar uzun vadeli, faizsiz kredilerle konut sahibi yapılacak.
? Tarım kesimine avans ve faizsiz üretim desteği verilecek.
? Hayvancılıkla uğraşanlara avans ve 0 faizli kredi verilecek.
? Şehit yakınları, dul ve yetimlere devlet sahip çıkacak."

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100