21 Ekim 2005 Cuma 00:00
384 Okunma
Hedef Türk milletidir
Ramazan ayında gündeme getirilen kafa karıştırıcı İslamî yorumları değerlendiren BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, hedefin Türk milleti, vatanı ve devleti olduğunu belirterek bu tür faaliyetlerin Türk milletinin birliğini, dirliğini bozarak bu hedefe ulaşma stratejisinin ürünleri olduğunu söyledi ~|~

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, bu haftaki "Haftanın Sohbeti"nde, Türkiye'de özellikle Ramazan ayında gündeme getirilen kafa karıştırıcı İslami yorumları ve AB sürecini değerlendirdi. Ruhi Sarı, Muharrem Bayraktar ve Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi'nin sorularını cevaplandıran Prof. Dr. Haydar Baş, bu tür yorumların yeni olmayıp kökleri eskilere dayanan bir stratejinin gereği olarak gündeme getirildiğini ve Müslüman Türk milletinin birliğini, dirliğini, vatanını hedeflediğini belirtti. 

Muhterem Hocam, mübarek Ramazan ayındayız. Her yıl olduğu gibi bu yıl da bilinçli olarak birbirinden farklı İslami yorumlar gündeme geldi, getirildi. Bu değerlendirme farklılığı sizce nereden kaynaklanıyor? Özellikle Ramazan ayındaki bu farklı yorumlar sizce nasıl yorumlanmalı?

Prof. Dr. Haydar Baş? İslam'ın bu manada ele alınıp bir takım düşünceler üretilmesi ve bundan hareketle insanları Allah'ın yüce dininden koparma harekâtı yeni değildir. Malumunuz Ortadoğu coğrafyasında hakim olan  irade Müslüman Türk'ün iradesiydi. O dönemde bütün İslam coğrafyasında hüküm süren ve de birliğini, beraberliğini elinde tutan siyasi irade Türk milleti idi. Bilhassa motorun icadıyla, Ortadoğu bölgesinde mevcut olan petrolün varoluşu Batı dünyasını harekete geçirmiş, bir manada o bölge insanının Müslüman Türk kimliğinden, siyasi tasarrufundan kurtarılmasının ve de bugünkü neticeye varılmasının hesapları yapılmaktaydı. Bu, ciddi şekilde gündeme geldi. Binlerce, hatta onbinlerce misyoner ajan, İngilizler tarafından yetiştirildi. Gariptir, bunların yetiştiği bölgeler de tamamen İslam coğrafyasıdır, bilhassa İstanbul'dur, Bursa'dır. Bunlar, bu bölgelerde yetiştiler ve Ortadoğu Hicaz bölgesine giderek vazifelerini ifa ettiler. Maksat, Müslüman Arapları, Müslüman Türk kimliğinden uzaklaştırmaktı.

İngilizlerin fitne tohumu
Çok basit dedikodularla yola çıktılar. Halife kim olabilir, sorusu soruldu. Güya ilim adı altında cevaplar aranmaya başlandı. "Halife, Peygamberin soyundan ve mutlaka Arap olması gerekir" cevabı ile yola çıkıldı. O gün aslında tartışmaya açılan "Halife kimdir? Kimden olur?" düşüncesi Müslümanların meselesi değildi. Arap İslam aleminde gözü olan İngilizlerin meselesiydi. Yani onlar, o bölgede böyle bir meseleyi ortaya çıkartacaklar, bu bahane ile o toplulukları Türk milletinden kopartacaklardı. Hesap buydu ve tuttu. Şimdi aynı hesap içerisinde o günlerde başlayan işte Hadislerin senetleri, metinleri hakkındaki dedikodular vardı. Her ne kadar bunu oryantalist Batılı müsteşrikler yapıyor diye biliyorsak da kaynak yine İngilizlerin Sömürge Bakanlığıdır. Bunlar, bu işi organize ediyorlar. Çeşitli kurum ve kuruluşlara talimatlar veriyorlar. Biri Hadis senedini, metnini ele alıyor. Biri de halife kimdir, nedir, nasıl olmalıdır, bunu ele alıyor. Tabii Araplara "Halife kimdir?" sorusu sorulduğunda verilen cevap "elbette ki Peygamberin sülalesinden olması gereken siyasi bir irade olması lazım"dır. "Güzel de zamanın halifesi madem ki bilhassa Resulullahın soyundan olması gerekiyor, bu Türkler, İslam dünyasının başında Peygamberi temsil eden halifedir. Peygamberin sülalesini bırak, Arap bile olmayan bu insanlar nasıl oluyor da Peygamberi temsil edebilirler?" İlk tohumu  böyle atıyorlar. Bu fitne tohumu Hicaz bölgesinde dal budak salıyor. Bunun üzerine ikinci bir atağa geçiliyor.

Demek ki birlik halifenin etrafında olması gerekmiyor. Çünkü bunlar Peygamber sülalesinden değil. Kimin etrafında olması gerekiyor? Müslüman Arapların etrafında olması gerekir tezi gündem ediliyor. Tabii o günün şarlarında bir birlik oluşturuyorlar. Hilafetin karşısına İttihad?ı İslam adı altında bir cemiyetle çıkıyorlar. Yani İttihad?ı İslam cemiyetinin kuruluşunun tek maksadı hilafetin ilgası, kalkması, dağılması, bu düşüncenin yok olmasıdır. Enteresandır; onu da Arap'a kurdurmuyorlar. Afganlı Cemalettin denilen bir şahsa yaptırıyorlar. O da İslam dünyasından kendi bozuk ideolojisine kim yakınsa onu buluyor. Onlarla beraber bir birlik, ittihad oluşturuyorlar. Enteresandır, Anadolu'dan da temsilci buluyorlar. Anadolu'dan buldukları temsilci, mason olan Cemalettin Efgani'nin kurduğu İttihad?ı İslam'a üye oluyor. Kurucular arasında yer alıyor. Bilahare de bu insan İslam birliği için ortaya çıkıyor. Yani fiilen mevcut olan Halifeye destek olmuyor, fitne çıkartıp İslam alemini darmadağın etmek, adeta posasını çıkartmak isteyen karşı tarafta yer alıyor. Bunu da güya İslam adına yapıyorlar. Kimin emri ile yapıyorlar? İngilizlerin emri ile yapıyorlar. Allah nasip ederse ileride inşaallah şu anda ismini vermediğimiz insanların ismini de belki vererek konuşmalarını, bu konudaki düşüncelerini milletimize takdim etmemiz da lazım.

Çünkü öyle oldu ki zaman içerisinde bunlar gittiler canavarla ortaklaşa parçaladılar, yuttular, sonra geldiler, seninle, benimle ağladılar. Biz bu eşkıya sürüsünü şimdi karşımızda büyük bir din adamı olarak görüyoruz. Ne alakası var? Hiç ilgisi yok. İngiliz bununla da yetinmiyor. Kalkıyor, Anadolu'dakine "Biz burada Halifenin temsil ettiği teze karşı bu görüşü ortaya koyduk ama dağılanlar kimin etrafında toplanacak? Anadolu'da kiminle beraber olacak? O zaman sen Kürt Teali Cemiyetini kurman lazım" diyerek ona da Kürt Teali Cemiyetini kurduruyorlar. Olay bu kadar açık. Yani  her iki emir de İngiliz'den geliyor. Her iki şahıs da İngiliz'in talimatı ile iş yapıyor.

Ramazan'da dinî pencere açık olduğu için...
Sorunuzun cevabı işte buradan başlıyor. İslam, bir ideoloji olarak takdim ediliyor. İslam'ın siyasallaşması diyorlar ya işte İngilizlerin talimatıyla o dönem başlıyor. Bu sefer yaşanması gereken din, herkesin masa başında oturup dedi kodu mevzuu haline getiriliyor. İşte "şu devleti, bu devleti" o dönemden sonra başlar. Bir zamanlar İslam aleminden tercüme furyası vardı. İşte onlar da o akımın devamıdır. Bu furya o gün var da bugün yok değil. Aynı düşünce zıt bir hareket içerisinde olmasına rağmen moda şeklinde bizim aydınımızın kafasını maalesef meşgul etmiş durumda. Onlar da bu anlayışın kurbanı olduğu için ibadet yapıp taat ile, zikirle, sabırla, kanaat ile, tezekkürle, iffetle, yani İslami sıfatlara kavuşarak Allah'a kavuşmak gerekirken bütün bunlar terk ediliyor, işin avukatlığına soyunmak gayet kolay oluyor. Bu düşüncenin etki sahasına girenler İslam'ı bu tarzda, ideolojik tarzda yorumlamaya başlıyorlar. Ramazan'da da herkesin dini pencereleri açıktır. Dinlemeye müsaittir. Ve o yanlış adımlar bugün de atılmaya devam ediliyor. Olayın aslı budur.

Türk milletinin İslam telakkisi
Peki olması gereken nedir? Olması gereken, Peygamber Efendimiz'in (sav) ve aile efradının hayatı boyunca yaşadığı İslam'dır, dindir. Telakki budur. Türklerin hayatına baktığımız zaman Ehl?i Beyt çizgisinde bir İslam idraki içerisinde bulunduğunu, hayatlarına bunu geçirdiğini, tamamen kulluk ekseni etrafında dini yaşadıklarını mülahaza, müşahede edersiniz. İşte bu anlayış o günden bu tarafa maalesef hayli miktarda zayıflamıştır. Yapılması gereken kaybettiğimiz değerlere dönüş, Allah'la kulluk arasındaki münasebetleri genişletmektir. Bir başka ifade ile Allah'la dost olmak, arkadaş olmak, Allah'ın dostları ile dost olmaktır. Sevgili Peygamber Efendimiz (sav), Cenab?ı Allah'ın en çok sevdiği, sadece insan değil varlık aleminin gözdesidir. "Seni yaratmasaydım ben hiç bir varlığı yaratmazdım" buyuruyor, Cenab?ı Hak. Yani "varlığın sebeb?i hikmeti sensin" buyuruyor. Dolayısıyla Allah adına yeryüzünde sevilmesi gereken tek insan, model budur. İnsanın hayatında taklit etmesi, yaptığı işlerde onu örnek alması Allah'a vasıl olması için kaçınılmazdır. Onu hatırlatacak ne varsa bu yoldan gitmesi hele bir Müslümanın boynuna farzdır. Bir bakıyorsunuz ki Peygamber bu şekilde algılanıp, örnek alınmıyor. Türklerin İslam'a yaptıkları hizmet hiç bir şeyle ölçülemez. Bakıyorsunuz, Peygamberin giydiği hırkadır; ona sonsuz bir saygıyla, edeple, irfanla bakılıyor. Bilhassa bu mevsimde, Ramazan'da ziyaret eder. Mübarek sakal?ı şerifi ziyaret eder. Eğer imkan varsa umresini yapar, kabr?i saadetlerini, Ravzasını ziyaret eder. Yani Türklerin Peygambere, İslam'a karşı tavrı çok farklıdır. Şimdi bu, elimizden alınmaya çalışılıyor. Bu, alınırsa o zaman kulluk da gidecek, din de gidecek.
Ramazan'da insanların bu açık penceresinden girerek kimi bilerek, kimi de bilmeyerek ifsad kampanyalarında yerlerini alıyorlar. Allah onları da ayıktırsın diyoruz.
Hıristiyanlık rıhtımına
demirlenen gemiler

Hocam, Batı, Avrupa, Türkiye'yi karıştırırken din faktörünü çok iyi kullanıyor. 1850'lerde siz ismini vermediniz, biz de vermeyelim, İsrail'in Hayfa şehrinde kurdurmuşlar. Öbür taraftan Lawrence'i Osmanlı topraklarına salmışlar. Böyle birçok ters mezhebi Batının kurduğunu görüyoruz. Bugüne bakıyoruz bir ilahiyatçı profesör Moon tarikatının merkezinde iki yol kalıyor, maaş alıyor, Türkiye'ye dönüyor, bir anda başka bir İslam anlatmaya başlıyor. Öbür din adamı gidiyor Vatikan'da görüşmeler yapıyor.
Prof. Dr. Haydar Baş ? O İslam'ı anlatmıyor. Kendi dinini anlatıyor. Adına İslam diyor ama başka bir şey anlatıyor: 

Öbürü de gidiyor, Sünnete karşı çıktığı için Almanya'nın popüler gazetelerinden biri tarafından örnek din adamı ödülüne layık görülüyor. Bu ödülü Almanlar veriyor. Bunlar, dün de oluyor, bugün de oluyor, bundan sonra da olacak. Siz de çıkıyorsunuz "Dün bu oyunları oynadılar. Osmanlıyı yıktılar" diyorsunuz. Bugün bir uyarı mahiyetinde Türk milletine neler söyleyeceksiniz?
Prof. Dr. Haydar Baş? Hedef Türk milletidir, onun yaşadığı vatan topraklarıdır, onun devletidir. Zaman içerisinde şunlara çok şahit oldunuz. "İşte İslam devleti, müslüman devlet, devletimiz müslüman değil" sözlerini çok duydunuz. Bütün bunların temelinde de yatan, bu fitnenin temelinde de yatan ideoloji dini ideolojik olarak algılayıp milleti dinden soğutma furyasıdır. Aynı düşünce hatırlarsanız bundan 20 küsur sene önce İslamcılık adına yola çıktığında bunlara "işte şöyle böyle İslamcı" diyenler, bugün öyle bir noktaya geldiler ki hıristiyanlık rıhtımına gemilerini demirlediler. Dün "İslamcıyım" diyen insan bugün buna bakıp da "Yahu siz ne yapıyorsunuz? Sizi terbiyesizler. Müslümanlıkla yola çıktınız. Milleti hıristiyan ediyorsunuz. Böyle şey mi olur?" demesi gerekirken "canım ne yapalım. Burası işte şudur" diyor. Kısaca o kulluk şuuru da kayboldu. Bu itikad da kayboldu. Neye inandığı meçhul olan adeta bir duruma insan maalesef sevk edildi. Burada yapılmak istenen şey bütün Türk milletini aynı noktaya teşmil etmek, aynı havayı, aynı duyguyu, aynı düşünceyi yaşatmaktır. Yani gaye Türk milletinin birliğini, beraberliğini dağıtmak ve yok etmektir.

HANİ AVRUPA'DA HÜRRİYET VARDI?

Almanya'ya, Fransa'ya gidiyorsunuz. "Burada İslam serbest" diyorlar. Neresi serbest! Camisine, herhangi bir sohbet yerine gidiyorsunuz, konuşulan şey İslam değil. Konuşulan şey Türkiye'nin durumudur, Türk milletinin halidir. Yani orada Türkiye'ye edersen sana hürriyet vardır. Taat ve ibadette, bir kulluk kulvarında yürümek veya koşmak istersen bu hürriyet yoktur. Bunu nereden mi çıkartıyoruz? Hadi gidelim. Koskocaman Avrupa zemininde bir tek yerde ezan?ı Muhammediyenin minarelerden okunduğuna şahit olamazsın. Hürriyet bu mudur? Hani Avrupa'da hürriyet vardı! Yerin altına gireceksin de kapalı yerde ibadet yapacaksın. Müsaade et de ona da bir şey söylemesinler. Kısaca şunu demek istiyorum. Hedef burada Türk milletinin birliğidir. Çünkü Batı her konuda ve her zaman karşısında büyük Türk milletini bulmuştur. Bizi takip eden kardeşlerimiz şuna çok iyi inanması lazım. Dünyanın en seçkin ve sevilmiş milleti Türk milletidir. İnsanlığa, medeniyete, insan haklarına hizmet eden tek millettir.

Hangi coğrafyaya gitmişse insan haklarını taşımıştır. Can emniyetini, mal emniyetini, namus emniyetini, din ve vicdan emniyetini bütün insanlığa doya doya Türk milleti yaşatmıştır. Bunda kimsenin tereddütü olmasın. Açsınlar, baksınlar. Ermeni soykırımı vs bunların hepsi hikayedir. Türk milleti böyle bir şey yapmaz. O döneme de bir cümle koymak istiyorum. Benim rahmetli dedem, ninem, annem, babam anlatırdı. "Bizi burada, Karadeniz bölgesinde Ermeniler, öyle baskı altına aldılar ki her an hayatımız tehlikede idi. Bölgeden hicret etmek mecburiyetinde kaldık. Muhacir çıktık" derlerdi. Benim rahmetli dedem, ninem. Amcalarım muhacir çıktılar. Samsun'da, Bafra'da, Terme'de kaç sene kaldıktan sonra malumunuz 1917'deki komünist ihtilali ile beraber Rus askerlerinin çekilmesiyle Ermenilerin arkasındaki destek kaybolunca bu sefer hiç bir şey yapamaz hale geliyorlar, bizim hicret eden büyüklerimiz de vatanlarına geri dönmek durumunda oluyorlar. Olayın aslı budur. Türk milleti hiç kimseye zulmetmemiştir.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100