Bu haber kez okundu.

İş ?Baş'a düştü
Kuvayı Milliye kadrosunun Aksaray ve Konya'dan sonra Anadolu'nun çilekeş insanı ile buluştukları il, kadronun mimarı, önderi Prof. Dr. Haydar Baş'ın, "İlim tahsili için hayatının en güzel beş yılımı bu güzide şehirde geçirdim" dediği ve "ferasetin, iffetin, hayanın, namusun, kısaca Türk medeniyetinin adı" olarak nitelediği Kayseri oldu. Somuncu Baba dahil 7 bin evliyayı bünyesinde barındıran Aksaray; Sadrettin?i Konevi, Şems?i Tebrizi ve Aşıklar Sultanı Hz. Mevlana'nın şehri Konya'da olduğu gibi, Seyyid Buhnaneddin Hazretleri'nin bağrında yattığı Kayseri de, Kuvayı Milliye kadrosunu misyonuna yakışır bir tarzda karşıladı, ağırladı. 70 bin evliyanın dölü Anadolu'nun Haçlı çizmelerine nasıl ve hangi sinsi metotlarla yeniden çiğnetilmek istendiğini öğrendi. İbret alınmadığı için tarihin eskisinden de daha vahim şartlarla tekerrür etmek üzere olduğu bilgisini edindi. Bu tekerrürde ekonomiye önemli bir misyon yüklenildiğine, mevcut krizlerin bir senaryonun gereği olarak Kayserili dahil bütü~|~n Türk insanının başına bela edildiğine dair somut delillere malik oldu. Bu ekonomik kuşatmanın yarılmasının, "yiğit düştüğü yerden kalkar" misali bizzat ülkemiz insanının tekelinde, azminde, kararında olduğu söylemini duydu. Ve hepsinden önemlisi bu azim ve kararda bir kadronun, Anadolu insanını, sahip olduğu gücün farkına vardırmak, uyandırmak, ipin ucunu bizzat eline almasını sağlamak, bunu da Kuvayı Milliye ruhu ile donanmış bir siyasi parti oluşumuna dönüştürmek için yollara düştüğünü, bu kadronun şimdi de Kayserilinin karşısında bulunduğunu, Kayserililer ile kucaklaşmakta olduğunu öğrendi.

Tedavide teşhisin önemi

Kayseri Hisarcık beldesinde Fatih parkında gerçekleşen bu kucaklaşmada, Kayserililere hitaben bir konuşma yapan Kuvayı Milliye kadrosunun önderi Prof. Dr. Haydar Baş, diğer illerden farklı olarak daha çok ekonomi, para, üretim, borç, enflasyon konuları üzerinde durdu. Yenilikçi diye ülkenin önüne konulan 'taşa' atıflarda bulundu. Ekonomik kriz dahil ülke problemlerinin hallinin bu milletin tek bir millet olduğu anlayışından, devlet?millet bütünleşmesinden geçtiğini vurguladı.

Ekonomik krizin sebeplerinden biri olarak gösterilen enflasyonun uygulanmakta olan politikalarla düşürülemeyeceğine, bunu defalarca tekrarladığına işaret eden Prof. Dr. Haydar Baş, bu konuda şunları söyledi:

"Mevcut global mantıkla enflasyon düşmez. İlaçları pahalı dahi olsa zatürre hastasını kanser hastası görüp tedavi edemezsiniz. Tedavide hastalığın teşhisi çok önemlidir. Türkiye'de enflasyon teşhisinde yanlışlık var. Ülkemizdeki enflasyon talepten değil maliyetten doğan bir enflasyon olduğu halde, düşürmek için talep enflasyonu reçetesi uygulanıyor. Türkiye'de dükkanlarda herşey mevcut. Ama vatandaşın alacak parası yok. Aynı zamanda da pahalı. Neden pahalı? Maliyetten dolayı pahalı. Onun için maliyete yansıyan maliye?sigorta vergileri, hammadde girdileri, kredi faizleri, enerji girdileri düşürülmeden enflasyon düşmez. Yapılacak şey bu girdi kalemlerini düşürmek ve esnafı, sanayiciyi, işadamını kabiliyetleri ile başbaşa bırakmaktır."

Paramız pul edildi

Damarlardaki kan misali piyasada dolaşması gereken paranın sermaye piyasası, bankalar ve döviz piyasasında hapsedildiğine, hapsedilince de herkesin işsizlikten şikayet ettiğine dikkati çeken Prof. Dr. Haydar Baş, bir ülkenin bağımsızlık ve egemenliğinde çok büyük bir gösterge olarak nitelediği para politikasına değinerek, Türkiye'nin uyguladığı para politikası ve dalgalı döviz kur sisteminin tahlilini yaptı.

Prof. Dr. Baş, şöyle dedi:

"Damarlarda kan mesabesinde piyasada dolaşması gereken para sermaye piyasası, bankalar ve döviz piyasasınca çekiliyor. Damarlarda dolaştırılmıyor. Bununla da kalınmıyor. Bir milletin egemenliğinin ifadesi ve işareti olan 'paranız, dünyada ne kadar güçlü ise siz de o kadar güçlü devletsiniz' demektir. Hal böyle iken biz paramızı dövize endeksledik. Paramızı pul ettik. Herkes Türk Lirasından kaçar oldu. Çocuklar bile dolar?markla uğraşıyor. Bir ülke parasının değerini bu kadar düşürürse ona kim değer verir? Singapur'a, Amerika'ya, Almanya'ya, İngiltere'ye gittiğinizde cebinizdeki parayı o ülkenin parasına çevireceksiniz ki alış?veriş yapabilesiniz. ABD, doların dışında hiçbir parayı tanımaz. Hatta 'metre'nizi, kilonuzu bile tanımaz. Galon derler, mil derler. Bu adamlar bu kadar millidir. Sana da gelir, "global ol" derler. Peki ben oluyorum da sen niye olmuyorsun? Sen kendi değerlerine o kadar tutkun kalıyor, zerre kadar taviz vermiyorsun da bana "her şeyinden vazgeç, beni taklit et" diyorsun?

Kendi parandan başkasını kabul etmiyorsun da bize, "cebindeki Türk Lirası olmasın da ne olursa olsun" diyorsun? Bu bir yana, dalgalı kur sistemi ile de emeğimizi? üretimimizi yok pahasına satıyoruz. Türk Lirası ile maaş alındığı için işçinin, memurun maaşı her geçen gün eriyor. Dolayısıyla bu ters anlayışın tamamen terk edilmesi lazımdır. İşin özünü bilen bir kadro ile milli politikaların hayata geçirilmesi lazımdır."

Kuvayı Milliye omuz omuza yürümek demektir

Bu milletin gücünün bütün bunları yapmaya muktedir olduğunu belirten Prof. Dr. Baş, yolun birlikten, devlet?millet kaynaşmasından geçtiğini söyledi. Prof. Dr. Baş bu konudaki görüşlerini şöyle ifade etti.

"Bu millet tek millettir. Bu milleti bölmeye hiç kimsenin iktidarı ve gücü yetmeyecektir. Devlet ve millet bir bütündür. Devlet bir gemidir. Sen onun içinde bir yolcusun. Yolcu geminin kıymetini bilmez de batırmaya çalışırsa herkes boğulur, gider. Bu gemiye hepimizin sahip çıkması farz?ı ayndır. Yanlış yapan elbette olur. Ama onu düzeltmenin yolu kavgadan geçmez. İnsanlar konuşa konuşa anlaşır. Öyle bir dereden geçiyorsun ki kavga edersen boğulursun. Karşıya geçtikten sonra herkes eteğindeki taşları döker. "Senin şu yanlışından, benim de bu yanlışımdan dolayı başımıza bu bela geldi" dersin. O halde yapacağımız iş yanlışları terkedip el ele vermek, omuz omuza yürümektir. İşte Kuvayı Milliye hareketinde olmak da bunun adıdır."

Ülkenin önüne konulan yenilikçi taş

Prof. Dr. Haydar Baş, Kayseri'deki Kuvayı Milliye yürüyüşü toplantısında ülkemizde estirilen yenilikçi rüzgarına da değindi. Prof. Dr. Baş bu konuda şunları dile getirdi.

"Sayın Meral Akşener hanım yeni diye gitmişti. Ama ben burada yeni hiç bir şey görmedim" dedi ve ayrıldı.

Yeni demek, hakikaten Türk siyasetine damgasını vuracak 'yeni proje' demektir. Yeni görüşler, yeni atılımlar, yeni yüzler demektir. Ben ise bir tane yeni yüz görmedim. Yeni bir proje işitmedim. Bir rüzgar estiriliyor. Onları taş gibi önümüze attılar. Ama onu atanları millet kaldırıp atacak inşallah, çünkü bu rüzgar Atlantik ötesinden estiriliyor. Bizim ki ise Anadolu'dan, Kayseri'den esiyor.

Bu kol Kayserilinin koludur. Bu beraberlik ruhu ile yürüyüşümüze devam edeceğiz. Ümitsizliğe, ye'se kapılmayacağız. Çünkü projelerimiz hazırdır. Yolunuz aydınlık, yarınınız mübarek olsun."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100