27 Ocak 2010 Çarşamba 00:00
635 Okunma
Tarihi gün, tarihi kongre

Yeni Mesaj yazarları geçtiğimiz pazar günü Bursa'da gerçekleştirilen 7. Milli Ekonomi Modeli Kongresi'ni 'tarihi kongre ve tarihi gün' ifadeleriyle özetledi.
~|~

 


                             

                            BİR KONGRENİN ARDINDAN

Bursa yine tarihi günlerinden birini yaşadı. Milli Ekonomi Modeli kongrelerinin 7.'si Bursa'da yaşandı. Başında ekonomi kelimesi geçen toplantılar aslında izleyiciye pek sıcak gelmez ve katılım pek yüksek olmaz. Ama Milli Ekonomi Modeli kongreleri her defasında gerek konukların katılımı gerek izleyicilerin kalabalıklığı ve heyecanı açısından 'muhteşem' kelimesini hak eden bir tabloyla karşımıza çıkıyor.
 Bu kongrelerde Prof Dr. Haydar Baş'ın ortaya koyduğu bir model bütün detaylarıyla ele alınıp bütün yönleriyle tartışılıyor ve küresel ekonomik sorunlara nasıl derman olacağı uzmanların ağzından ortaya konuluyor.
Avrupa'dan, Balkanlardan, Asya'dan onlarca akademisyen birkaç yıl içinde bütün dünyayı kuşatan bu modeli heyecanla ve coşkuyla anlatıyor.
Dinleri, renkleri, kültürleri, ülkeleri farklı bilim adamları Milli ekonomi Modeli'nin" çatısı altında birleşiyor. 'Maddi' gibi görünen  bir konunun çözümleri bir bir ortaya konulunca 'madde ötesi' bir takım kıvılcımlar ortaya çıkıyor, bu kıvılcımlar bütün konukları tatlı bir aşkla kuşatıyor.
Konuklar bu aşkla konuşuyor.
Bu aşkla heyecanlanıyor.
Bu aşkla Milli Ekonomi Modeli'nin çözüm reçetesini anlatıyor.
Bütün konuklar bu modelin misyonunu bir neferi gibi. Viktor Minin, Sabden Orazalı, Ahmet Kaşamoğlu,  İrina  Hundt, Ernst Zurek ve diğerleri 'bu misyona' sahip çıkıyor.
"Başkalarının misyonu için" Vatikan'a koşup "Biz senin misyonunun bir parçasıyız" diyenlere karşı yüzlerce  yabancı akademisyeni "bu toprakların misyonu için Türkiye'ye çağırıyor, MEM'in çatısında birleştiriyor, gönüllerine bir tatlı Anadolu kokusu salarak gönderiyor.
Böylece "sapan taşlarının yanında füze/ Başka alemlerle farkımız bizim" dizelerini yaşayan ve yaşatan bir 'yüce duruş' karşımıza çıkıyor.
 Bugüne kadar hep küresel oyunların birer figüranı olan, küresel siyasetin ve küresel ekonominin oyuncağı olan çevrelere "artık oyun kurucu biziz, krizlerin reçetesini dışarıda aramaya son, çözüm bizde"  diye  haykıran bir model konuşuluyor artık.
Bursa'da bu modelin sahibinin Haydar Baş'ın konuşmasını dinliyoruz can kulağıyla:
"İnsanlık bizden adaleti, hürriyeti, metaneti öğrendi. Şimdi yine bunu bizden bekliyor."
"Benim medeniyetim öyle bir medeniyet ki herkesi doyuracak, herkesi giydirecek bir medeniyet."
"İnsanlık bizden el, gönül, kurtuluş bekliyor. Biz hepsine reçete buluruz."
"Civar ülkelere de el uzatıp, onların da derdine derman olacağız."
Haydar Baş konuştukça salon coşuyor, alkışlar Bursa semalarında yankılanıyor.
Herkesin ortak dileği bir çok ülkenin uygulamaya koyduğu bu modelin Ankara tarafından da 'duyulup' tatbike konulması. Baş bu konuda her türlü desteği vermeye hazır.
"Ben varım, siz de var mısınız?" diye haykırıyor.
Var mısınız Ankaradakiler!
Ya şimdi ya da yarın çok geç olacak.

Muharrem BAYRAKTAR / mbayraktar@yenimesaj.com.tr



BİNLERCE KİLOMETREDER PROF. DR. HAYDAR BAŞ İÇİN GELDİLER


Bursa'da geçtiğimiz Pazar günü organize edilen 7. Uluslararası Milli Ekonomi Kongresi'nin "tarihi bir kongre" olacağını söylemiştik, öyle de oldu.
Başta Rusya, Almanya ve Türkiye olmak üzere dünyanın birçok ülkesinden gelen 100'ü aşkın bilim adamı küresel krizin geldiği noktayı değerlendirdikten sonra Milli Ekonomi Modeli'nin krizi yenmek ve daha müreffeh yarınlara ulaşmak için tek çözüm modeli olduğunu yeniden vurguladı.
Burada bir şeyin altını özellikle çizmek isterim: Hava kış şarları, ulaşım çok zor şartlarda sağlanabiliyor ve bilim adamları bütün bu olumsuz koşullara rağmen binlerce kilometre yol alarak, büyük risklere girerek Bursa'ya geliyor; peki ne için? Bir Türk bilim adamının modelinin tek çözüm olduğunu dünyaya ilan etmek için, bu eşsiz model hakkında 15 dakika tebliğ sunabilmek için.
Üstelik bu bilim adamları köşelerinde oturup makale yazan kendi hallerinde etkisiz kişiler değil, bulundukları ülkelerde siyaset ve iktisat danışmanları, ülkelerinin yönetimlerine yön veriyorlar. Eğer konuşmalarını izlediyseniz, birçokları MEM'in projelerini hükümetlerine sunduklarını ifade ettiler.
Yani kriz çıktıktan sonra 80'i aşkın ülkenin MEM'in projelerinden istifade etmeleri tesadüf değil. Daha önce 6 kez yapılan MEM Kongrelerine katılan 400'ü aşkın bilim adamının bunda rolü büyük.
Yabancı bilim adamlarının kongredeki coşkusunu görecektiniz. Hepsi Prof. Dr. Haydar Baş'ı görünce çocuk gibi sevindiler, ne yapacaklarını bilemediler. Tebliğlerini sunarken bilim adamı kimliğiyle ekranlara yansıyan ciddi görüntüleri, ekran arkasında bambaşka bir samimiyete dönüştü. Hayranlıklarını ve sevgilerini gizleyemediler.
Bu manzarayı görünce hem çok seviniyorum, hem de içim burkuluyor, neden mi? Seviniyorum, çünkü Prof. Dr. Haydar Baş gerçeği bugün bütün kıtalarda dolaşıyor, o bir değer, bir dahi, bir çözüm insanı olarak dünya tarihindeki yerini aldı. Bundan sonra bu tarihi gerçeği kimse asla değiştiremez.
İçim burkuluyor, çünkü Prof. Dr. Haydar Baş gerçeği dağları geçti, kıtaları dolaşıyor, ama Türkiye'de ise tam tersine bu gerçeğin üstü örtülüyor.
Atalarımız diyor, "doğru, dağları aşar, ama önyargıyı aşamaz". Türkiye'nin Batı hayranı, taşeron siyasileri, Soros maaşlı basın mensupları, ithalat, borsa ya da rantiye zenginleri ve de bunların hala peşinde gitme körlüğü içinde bulunan kandırılmaya alışmış milletimiz önyargıdan kurtulmadığı müddetçe Prof. Dr. Haydar Baş'ın çözümlerini maalesef fark edemeyecek.
Rusu, Almanı, İngilizi, Fransızı, Amerikalısı, Çinlisi, Brezilyalısı, Türkler ve Müslümanlar hakkındaki önyargılarını bir kenara koyup "MEM" diyecek, "Prof. Dr. Haydar Baş" diyecek, onun önünde eğilecek, dahası elini öpecek, gittiği her yerde onun modelini anlatacak, bizimkiler ise bütün bunları duymayacak, görmeyecek; bu ne büyük körlük böyle, bu ne nasipsizlik? Gel de için burkulmasın.
Kongreye Azerbaycan'dan katılan Prof. Dr. Ruşen Quliyev'in anlattığı fıkra bu konuyu çok güzel özetliyor. Hatırladığım kadarıyla aktarayım:
Bir yerde yağmur ve sel felaketi olacağı haberi geliyor. İnsanlar orayı terk etmeye başlıyorlar. Adamın birinde ise herhangi bir hareket yok. Bir dostu arabasıyla geliyor ve "sel gelecek, gel kurtul" diyor. Adam, "sen git Allah bana imdat edecek" diyor. Yağmur hızlanıyor, sel tehlikesi başlıyor, bu sefer birileri helikopterle gelip adamı kurtarmak istiyor, adam yine aynı inatla "siz gidin, Allah bana imdat edecek" diyor. Selin ardından her taraf sular altında kalıyor, yine birileri bu sefer gemiyle onu almak istiyor, adam yine "siz gidin, bana Allah imdat edecek" diyor. Kısa zaman sonra adam suların altında kalıp ölüyor.
Melekler onu alıyorlar ve Cehenneme doğru götürüyorlar. Adam şaşkın vaziyette, "Ben inançlı bir kimseyim, Allah'tan imdat bekledim" diyor. Melekler bunun üzerine adama, "Allah sana üç kere imdat etti ama sen kabul etmedin, kendi nefsine zulmettin, senin yerin bir süreliğine cehennemdir" diyorlar.
Prof. Dr. Quliyev, bu anlamlı fıkranın sonunda sonucu bağlıyor: "Gelin ey Türk milleti! ?MEM kitabını göstererek? bu eser de Allah'ın size bir imdadı, bunu kabul etmeyerek siz de kendinize zulmetmeyin."
Dilerseniz şimdilik bu kadarla kifayet edelim.

Murat ÇABAS / mcabas@yenimesaj.com.tr

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100