Bu haber kez okundu.

Yasağın sebebi iktidar
Başörtüsü yasağının AİHM kararı ile iyice perçinlenmesinin sebebini başka yerlerde değil bizzat AKP iktidarının tavrında aramak gerektiğini söyleyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, "olayı bu noktaya taşıyan bizzat bu iktidar olduğu gibi yasaklama fiili de bizzat bu iktidara aittir" dedi ~|~ BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Haftanın Sohbetinin bugün yayınlayacağımız ikinci bölümünde AİMH'nin başörtüsüyle ilgili olarak verdiği karar ile Şemdinli'de başlayan ve diğer ilçelere sıçrayan olayları değerlendirdi.

- Hocam, AİHM'nin başörtüsüyle ilgili verdiği bir karar var. Leyla Şahin'in yaptığı başvuru üzerine AİHM, yasağın normal olduğu, hukuki olduğu değerlendirmesini yaptı. Şu anda AİHM'nin verdiği kararla birlikte bu insanların daha önceki hükümetler döneminde meydanlarda yaptıkları tepkileri şu anda yapmadıklarını görüyoruz. Hükümetin "tavrı biz bu işi çözeceğiz" şeklinde. Hükümet olmadan önce de böyle bir vaadi vardı. AB sürecinde çıkardıkları kanunlara rağmen hâlâ bu işi çözeceklerini söylüyorlar. Bu hususu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Haydar Baş?
Hani bir söz vardır. Kol kırılır yen içinde kalır. Biz aslında bütün meseleleri kendi içimizde çözmemiz gerekir. Kalkıp bunu az evvel karakterini ortaya koymaya çalıştığımız Batılı şahsiyetinden beklememiz, "Bunlar bize haklarımız versin" dememiz biraz saflık oluyor. Kel derman bulsa başına sürer.

Türban yasağının perde arkası

İkinci bir husus; Leyla Şahin hanımefendi kardeşimizin müracaatına AİHM nihai kararını verdi ve Türkiye'de verilen kararın doğru olduğunu onayladı. Bu karar Türkiye'de verildi ve bu kararın bozulması için oraya müracaat edildi. Şahin hanımefendiye denildi ki "Sen doğru değilsin. Senin hakkında karar verenler doğrudur." Burada geleceğim netice şudur: Şahin hanımefendinin müracaatı ile beraber "bu meseleyi çözeceğim" diyen iktidar da AİHM'ne bu dosya hakkında görüş beyan etti. Asıl önemli olan nokta burasıdır. Şimdi iktidar bunu çözecek mi çözmeyecek mi? Tarafsız olarak olaya bir bakalım. Tarihini pek hatırlamıyorum, biz Kayseri programındayız. O programda gazete elime geçiyor. İktidarın avukatı savunma veriyor. Diyor ki, "Biz, Leyla Şahin hanımefendiye verilen cezanın devam etmesinden yanayız." Kim bu? Hükümetin avukatı.

- Yani hükümetin kendisi...

Prof. Dr. Haydar Baş? Hükümet diyor bunu. Hükümetin dediği şey "Evet! Türkiye'de buna başörtüsünden dolayı yasak getirildi. Mağdur edildi. Bu haklı bir mağduriyettir. Hukuka terstir. Biz bu hukuka tersliği aynen kabul ediyor, burada da bu yasağın devamını temenni ediyoruz." Mahkemeye böyle beyanatta bulunuyorlar. Hatta ben o gün  gazeteyi okuyup orada bizi takip edenlere gösterdiğimde şunu söyledim: "Bakınız bu arkadaşlar bundan evvel ne derdi? 'Türk Silahlı Kuvvetleri bize müsaade etmiyor. Etmiş olsaydı biz başörtüsü konusunu halledecektik.'" Olayın özüne gelince, burada Türk Silahlı Kuvvetleri diye bir olay yok. Nereden biliyorsun? Allah selametini versin Doğan Güreş Paşaya bizim Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi bir ekiple ziyaret için gidiyorlar. Gittikleri zaman başörtüsü konusunun çok yoğun olarak tartışıldığı bir dönemdi. Bu konu açılıyor. Sayın paşanın tavrı çok enteresan. "Ne demek?" diyor. "Bu bizim simgemizdir. Sadece inanç değildir. Başörtüsü Türk milletinin adetidir. Hiçbir irade bunu önleyemez" diyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri yasak getirmiyor
Türk Silahlı Kuvvetlerinin doruk noktadaki insanının görüşü bu. Ben de bunun üzerine dedim ki "Türk Silahlı Kuvvetleri başörtüsüne bir yasak getirmiyor. Yasağı getirenler aslında bu iktidarı bu noktaya taşıyan yabancı güçlerdir. Yasağı bunlar getirdiler. "Kime biz bu çamuru atalım. Nasıl olsa askerin konuşma hakkı yok, ona atalım" dediler. Olayın aslı bu. Hadisenin özü budur. Olayı ona kim yaptırmıyor? ABD yaptırmıyor. Kim yaptırmıyor? Global güçler yaptırmıyor. Onlara tabi olduğu, onların dediklerinin dışına bu iktidar bir milim çıkmadığı için netice bu noktaya geliyor. Sen iktidarsın. Her istediğin kanunu çıkartma yetkin olduğu halde bir başörtüsü konusunu halledemeyeceksin! Bu kadar zafiyet olur mu?

Yapamıyorsan hükümet olma
Sen nasıl iktidarsın, nasıl muktedirsin! O zaman hükümet olma. Milleti kandırma. "Ben bu işi yapacağım" deme. Vatandaş da başının çaresine baksın. Olay, tiyatro bu. Bu, aslında korkunç bir provokedir. Milletin devlete, sivilin askere karşı olma provokesidir. Ülkeyi meçhule doğru sürüklemenin provasıdır bunlar. Mesela Fransa'daki olayı geliyor, geliyor, beyefendi başörtüsüne bağlıyor. Sen Fransız kamuoyunu nereden biliyorsun? Tutmadı. "Ben onu demek istemedim" dedi. Böyle mantık mı olur? Böyle siyaset mi olur? Kısaca şunu demek istiyorum. Leyla hanımın davasında bizzat bu hükümetin, avukatıyla beraber dosyasında yasağın devam etme tavrı, görüşü vardır, kanaati vardır. Dosya açılsın, bakılsın.  "Sen şimdi hükümet olarak davadan vazgeçeceksin. Evet, o dönemde yapıldı ama şimdi bu iddiadan vazgeçtik" diyeceksin, Avrupa da "Yok. Bu bir kamu davasıdır" diyecek ve karar verecek öyle mi? Türkiye'de kamu davaları vardır. Müştekinin şikayetine bağlı değildir. Savcı kamu adına dava açar. Bunun gibi Avrupa da senin adına dava açacak. Böyle bir şey olmaz. Bunu isteyen hükümettir. Bu noktaya taşıyan hükümettir. Türk vatandaşlarının tamamı bunu çok açık ve net olarak böyle bilsin.

AKP iktidarı başörtü sorununu çözmez
Sonra "Ben bu işi halledeceğim" diyor. Cumhurbaşkanı da "Halledemezsin. Mümkün değil" diyor. Niye mümkün değil? Anayasa'nın 90. maddesini bunlar değiştirdi. Bu iktidar değiştirdi. Anayasa'nın 90. maddesini, Avrupa hukukunun bir üst hukuk olduğunu, kararların çatışması halinde Avrupa'nın kararlarının tercih edileceği şeklinde değiştirdiler. Avrupa Mahkemelerinin verdiği kararların Türk hukukunun üstünde olduğunu bunlar kabul etti. Gerek AB'ye girme süreci adı altında gerekse daha evvel Anayasa'da yaptıkları değişiklikler adı altında bunu yaptılar. Sayın Cumhurbaşkanı da diyor ki, "Kardeşim! Senin madem böyle bir derdin vardı niye sen bu kanunu çıkardın. Bu çerçeve belgesinde 10. maddeye evet dedin. Sen aklını peynir ekmekle mi yedin?" demek istedi. "Bu iç meseledir" diyorlar. Ne iç meselesi?

Siyaset milletin yararına bir hizmettir
Sen bunu dünya meselesi yaptın. Bunun halli olması için hukuki yolla 90. maddenin ilgası gerekir. Bu olmadıktan sonra hiçbir iradenin bunu yapması mümkün değildir. Bu iktidar bunu yapabilir mi?  Elcevap: Asla yapmaz. Yani yapamaz değil, yapmaz. Kesinlikle yapmaz. Böyle bir niyeti zaten yok. Sayın Abdullah Gül, muhalefette iken "Benim hanımımın başını zorla açıyorlar" diye AİHM'ye şikayet ediyor. Sonra kendisi bakan oluyor. Vazgeçiyor. Sayın Bakan, ne değişti? Niye vazgeçiyorsun? Siyaset böyle olmaz. Siyaset milletin yararına, devletin yararına, topyekün bu coğrafyada yaşayan canlıların yararına yapılan bir hizmettir. Bunu yapacaksın. Bunu yapmadıktan, gayesinden meseleyi uzaklaştırdıktan sonra hiçbir netice elde etmeniz   mümkün olmaz. Allah onun bereketini de vermez. Belanızı verin.

- Yani devletle milletin kavgasından bir siyasi rant arayışı var burada değil mi Hocam?

Prof. Dr. Haydar Baş?
Bu çok net ve açık. Çok rahatlıkla çıkar, Meclise giderler, bizi dinledikten sonra kanun çıkartırlar. Önce 90. maddeyi ilga ederler, ondan sonra kanun çıkartırlar meseleyi hallederler. Sen bunu yapmıyorsun. Sonra başörtüsü yasağı diye bir şey yoktu. Bunların bu hukuki kulvara girişinden sonra mesele hukuki bir kimlik arzetti. Yani başörtüsünü yasaklama fiili bizzat bu iktidara aittir. 

- AB üyeliği ile bu türban yasağı nasıl bağdaştırılacak? Hem AB'ye gireceksiniz. Hem AB türban konusundaki görüşünü çok açık olarak söyleyecek. Bu nasıl bir şeydir?

Prof. Dr. Haydar Baş?
Ben ara sıra söylüyorum. Bir tiyatro oynanıyor.

- Yani AB'ye girmek isteyen bir insanın türbanı savunması mümkün değil mi?

Prof. Dr. Haydar Baş?
Hiç mümkün değil. Ben bunu ifade ederken hukuki manada ölçü olarak bu hususu ele almıyorum. Yanlış anlaşılmasın. Bizim burada demek istediğimiz şey şu: Bu adamlar akaidlerini değiştirdi. Bunu anlatmaya çalışıyoruz. Bu, kendilerini ilgilendirir, beni ilgilendirmez.

Sorunu BTP çözecek

- Yani size göre başörtüsü meselesi askerin meselesi değil mi?

Prof. Dr. Haydar Baş?
Başta da söylediğim gibi sayın Doğan Güreş Paşa Genelkurmay Başkanı idi. Sıradan bir insan değildi. İfadesi ortada. Bana göre kesinlikle değil. Benim kanaatim, bunların inadına, Türk Silahlı Kuvvetleri bu meseleyi, zamanı gelecek, hayırlı bir iktidar döneminde, o iktidarla el ele vererek halledecektir. Göreceksiniz. Niçin onun meselesi olsun? Hatırlarsanız düğünlere, derneklere, birtakım üniversitelerdeki kutlamalara başörtülü insanları almıyorlardı. Ama Türk Silahlı Kuvvetlerinin törenlerine başörtülü hanımefendiler, ablalar rahatlıkla girebiliyordu. Bunlar daha dünün yaşanan hadiseleridir. Niye bunu görmüyoruz. Ben yine inancımda ısrar ediyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri, göreceksiniz, bizzat bunların inadına hayırlı bir siyasetle ki bu da inşallah Bağımsız Türkiye siyaseti olur, bu meseleyi kendisi halledecektir. Bu siviller eline yüzüne  bulaştırdı, insan haklarını ihlal etti, mahvetti diyerek bunu yapacaktır. Bunda benim inancım tamdır. Hiç kimse kendini koruyan iradeden endişe etmesin, şüphe etmesin. Zaten oynanan oyun budur. Çıkarılmak istenen fitne budur. Milleti birbirine kırdırmak, vuruşturmak, bölmek, parçalamaktır. Olay, yabancı güçlerin tezgahladığı tezgahtır. Bunu böyle bilmiş olalım.  

ŞEMDİNLİ'NİN FAİLLERİ BELLİ 

- Hocam, malumunuz Şemdinli olayları var. Ülkemiz ciddi bir sıkıntının içine dahil oldu. Olaylar diğer bazı illere de sıçramaya başladı. Süreç oldukça tehlikeli seyrediyor. Bu olayı da Silahlı Kuvvetlere mal etme çabalarına ne dersiniz?

Prof. Dr. Haydar Baş?
Olayların haberlerini ben de izledim. Hatta bazı televizyonlar olayları sanki bayram edercesine veriyorlar. Orada bir tane şu bulundu, bu bulundu, asker bulundu, onun aracında silahlar bulundu, vs.vs. Ben hâlâ olayı öğrenmiş değilim. Ama benim bildiğim tek şey var. Askerin arabasında silah bulunmuş. Herhalde askerin arabasında şeker bulunmaz, çikolata bulunmaz, gül de bulunmaz. Ne bulunur? Silah bulunur. Daha başka ne bulunacak? Bu kadar mantıksız bir ifade olur mu? Tam bir provokasyon olay bu. Hadiseyi az çok bilen insanlara göre orada bir dükkan varmış. Bu dükkan PKK'nın merkezi imiş. Hadiselerin de oradan cereyan ettiğini ifade ediyorlar. Kısaca bununla Türk Silahlı Kuvvetlerinin, herhangi bir güvenlik gücünün kesinlikle direkt olarak alakası yoktur. Olması da mümkün değildir.

Başka fail aramanın anlamı

Şimdi ifade edeceğim hususa siz de dikkat edin, olmasının mümkün olmayacağını anlayacaksınız. Güneydoğu bölgesinde kimin hesabı var? Bir defa buradan yola çıkalım. Mesela Türkiye emniyetinin Güneydoğu bölgesi üzerinde bir hesabı var mı? Yani Türkiye emniyeti kalkacak burada bir bölge oluşturacak, kendisine ait bir devlet kuracak; bugüne kadar böyle bir şey duydunuz mu? Ben duymadım. İki; Türk Silahlı Kuvvetlerinin böyle bir gayesi, iddiası, "ben ayrı bir bölge oluşturacağım, burada bir devlet kuracağım, burası Türk Silahlı Kuvvetlerine ait olacak" var mı? Böyle bir yazı okudunuz mu? Söz duydunuz mu? Yok. Güneydoğu bölgesi  hakkında bu kurumların hiçbirinin böyle bir kanaati yok. "Türkiye cumhuriyetinin bir parçasıdır. Türkiye Cumhuriyetinin parçası olduğu için de biz burasını korumakla mükellefiz" inancı vardır, benim bildiğim.

- Vatan toprağının müdafaası inancı var.

Prof. Dr. Haydar Baş? Vatan toprağının müdafaası. O halde burada bir olay oluyor. Buradaki olay sıradan bir olay değil. Bu olayı kim yapabilir? Dediğim şekilde hesabı olanlar yapabilir. "Burasını biz kopartacağız. Kendimize ait bir coğrafya ilan edeceğiz ve burada devletimizi kuracağız." Bugüne kadar bu kim için söyleniyordu? PKK için söyleniyordu. PKK ne diyordu? "Ben bu bölgenin insanını ikna edeceğim. Orada bir Kürt devleti kuracağım. Kuzey Irak'la da bunun hukukunu temin edip federasyona gideceğiz" diyen PKK'lılar. Ortada yapacağı suçu, senelerden beri, 20 seneden beri itiraf eden bir fail varken yeni fail aramak kimin aklına geliyor? Eğer bu yeni faili arayan siyasetse demek siyaset de o PKK'nin yaptığı faaliyetleri örtme gayretleri içerisinde. "Ben faili bulacağım" diyorlar. Hadi oradan! Sen ne failini bulacaksın? Sen olan işi saptırıyorsun. Yani sanki burada Ahmet'in, Mehmet'in bir çıkarı var. Bu çıkar için bu eylemi yapacak. Ve ondan sonra kendini gizleyecek. Böyle bir şey yok ki. Buranın üzerinde hesabı olandan sen bunu soracaksın. O bölgede daha kimin hesabı var? Eğer tam konuşacaksak, meseleyi tam açacaksak CIA'nın hesabı var, Mossad'ın hesabı var. Onların bağlı oldukları yerlerin hesabı var. Fail bunların bir tanesidir veya her üçüdür. Şimdi AB bastırıyor. "Siz Kürtlere hak vereceksiniz. Alevilere hak vereceksiniz" diyor. Hadiselerin cereyan ettiği bölge neresidir? 

- Şemdinli, Güneydoğu Anadolu bölgesi

Prof. Dr. Haydar Baş?
Kimler yaşıyor burada? Demek hadiseler orayla da alakalı. Sadece o bölgede değil o bölge gibi niza konusu olan yerlerde de aynı hadiselerin çıkacağını beklemek o kadar fazla ileri görmeyi gerektirmiyor. Yani iddianın ispatı bu yerlerde bu tip hadiselerin olmasını bize ifade ediyor. Geçenlerde sohbet ediyoruz. Sayın Nurettin Genç beyin iki üç ay evvel sayın Başbakanın  "Kürt meselesi benim sorunumdur" dediği günlerde bir sözü oldu. "Hocam! Göreceksiniz o bölgede bundan sonra, artık bir ay sonra olur, iki ay sonra olur, dört ay sonra olur, ama bana göre dört aya kadar büyük hadiseler patlak verecektir" dedi. "Nereden anladın?" dedim. "Baksana! Adam bunun sinyalini veriyor" dedi. Gören göz, işiten kulak hemen yorumun yapıyor, hadiseyi okuyor. Akşam Nurettin beyle yine konuşuyoruz. "Bunu kim yapar? Elbette ki bunlar yapar" dedi. Burada sayın iktidar kendi üzerine düşen vazifeyi şu ana kadar bihakkın ifa edemediği için o da mesuliyet sahibidir. Mesuliyetini şu, bu gerekçeyle, birtakım zanni suçlamalarla hiç kimsenin üzerine atmasın. Bu yükün altından kalkılmaz. Onu da iyi bilsin.

İNSAN UNSURU ÇÜRÜDÜ

- Hocam geldiğimiz noktada da Türk toplumunda ciddi kırılmalar görüyoruz. Fransa'daki olaylara da bir bakarsak Türk toplumunun geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Haydar Baş?
Topyekün insan meselesine baktığımız zaman hakikaten ifade buyurduğunuz gibi sadece Fransa'da değil dünyanın hemen hemen her tarafında insan dediğimiz unsur çürümeye yüz tuttu. Toplumlardaki nizamın, intizamın, bereketin, gayretin, çalışmanın, terakki etmenin sebebi insandır. İnsan bunları insan yapar. Bir yerde güzellik varsa oranın insanı güzeldir. Bir yerde güzellik yoksa başka bir suç da aramanıza gerek yok. Suçlu olanlar oradaki insanlardır. Peki durum ne? O halde biz insanımızı dünya genelinde kaybediyoruz, kaybettik. İnsanı kendi yararına kazanmadığımız müddetçe, kendi menfaatlerine kazanmadığımız müddetçe, toplumunun yararına onu barışık hale getirmediğimiz müddetçe ki isterseniz bunu şu cümle ile bütünleyelim; kendinin ve toplumunun yararına insanları biz kazanmadığımız müddetçe toplumlardaki hadiselerin önüne geçmenin imkan ve ihtimali olamayacaktır. Neden? Çünkü insan çıkarcıdır. Çıkarını nerede görürse o tarafta menfaatlerini arar, o tarafa meyleder, eylemlerini orada geliştirir. Şimdi nefsinin çıkarını düşünmüyor. Toplumunun da çıkarını düşünmüyor. Burada fonksiyon sahibi kim oluyor? Şeytan oluyor.  Şeytan da nereyi yakacak, nereyi yıkacak, o belli olmaz. An be an değişir. Dünyanın yaşadığı kader bu.

Allah'a kul olmak lazım
Peki bu hastalığın halli için tavsiyen ne olur diyorsanız, benim bütün insanlık ailesine tavsiyem, insanların, onları bu aleme bir imtihan kastı ile gönderen Yaratıcısıyla aralarındaki hukuku iyi bir noktaya taşımaları lazım. O'na yaranmak için, O'na kul olma esprisini anlayıp unutmamaları lazım. O kulluk kulvarında O'na yürümeye gayret etmeleri lazım. Bunu yaptığında O'nun rızasını, iyiliğini, güzelliğini kazanmak için yaptığında ki O'nun için bütün kullar eşit, aynı mesafede olduğundan herkes için aynı iyiliği O emrettiği için her tarafta güzellikler, hayırlar, yardımlar, barış, esenlik kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Fazla da konuşmaya gerek yok. Bu konularda bendenizin eskiden beri yazdığım makalelerim, kitaplarım, yaptığımız sohbetlerimiz vardır. Bizi takip eden kardeşlerimize bunları tavsiye ederim.

Çok önemli uluslararası kongre 

- Hocam, 26?27 Kasım'da İstanbul'da bir kongre var. Birici gün Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde, ikinci gün de Grand Cevahir oditoryumunda bir kongre var. Bu kongrede sizin teziniz hakkında bulunmak üzere dünya çapında üniversitelerden profesörler gelecekler. Bildiğim kadarıyla ABD'den Harvard ve İllionis üniversitesinden dört bilim adamı var. Gene Rusya'daki birçok üniversiteden, Rusya Bilimler Akademisinden, Azerbaycan'da Bakü devlet Üniversitesi ve diğer üniversitelerden, Türkiye'deki çeşitli üniversitelerden değerli profesörler katılacaklar ve müzakerelerde bulunacaklar.

Prof. Dr. Haydar Baş?
Ortadoğu'dan, Tataristan'dan, Pakistan'dan da var. Yani güçlü bir kadro katılacak inşaallah Allah'ın hayırlar getirmesini niyaz ediyorum.

- Değerli halkımızı da bu programa beklediğimizi ifade ediyor, verdiğiniz bilgiler için de size teşekkür ediyoruz.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100