Bu haber kez okundu.

Yepyeni bir çağ başlıyor
Prof. Dr. Haydar Baş, Avrasya coğrafyasında büyük heyecan uyandıran Bakü'deki tarihi kongrede Milli Ekonomi Modeli ile sadece Türk halkının değil, dünya halklarının makus talihinin değişeceğini vurguladı. ~|~

Milli Ekonomi Modeli tezinin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş, tezinde, tüketim kabiliyetinin arttırılması, devlete yüklenen misyon, yepyeni bir vergi modeli, senyoraj hakkının devreye sokulması, emisyonun genişletilmesi gibi parametrelerle kapitalizmin doğurduğu ve bir türlü çözemediği problemlerin tarihe gömüldüğünü söyledi.

Milli Ekonomi Modeli tezi hakkında yurt içi ve yurtdışından kongreye katılan bilimadamlarınca "kapitalizme karşı bir manifesto" telakki edilen tezin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş, bu kez de altına imza attığı manifesto niteliği taşıyan kapanış konuşmasında Türkiye'nin sürüklendiği son ile dünyanın içinde bulunduğu manzarayı tahlil etti ve hem Türkiye hem de dünya için Milli Ekonomi Modeli'nden başka çıkış yolu olmadığının altını çizdi. Dün yayınladığımız bölümde bu modelin bir antitez değil tez olma özelliğine dikkat çeken ve bu tezin "kaynaklar" ile "insanın ihtiyaçları" ve "para"ya getirdiği orijinal tarifler hakkında bilgi veren Prof. Dr. Haydar Baş, bugün yayımyalacağımız bölümde  "devlet", "vergi", "emisyon", "senyoraj" gibi kavramlara Milli Ekonomi Modeli'nde nasıl kendine özgü görevler yüklendiği konusunda bilgi verdi. Prof. Dr. Haydar Baş özetle şunları söyledi: 

Problemler tarihin çöp sepetine

"Milli Ekonomi Modeli, üretimde devlet desteğinin sağlanması ile maliyetlerin aşağı çekilmesi, vergisiz bir ekonomi, faizsiz bir ekonomi, keyfi fiyatlandırmaya devlet tarafından engel olunması yaklaşımları ile de enflasyon sıkıntısını halletmektedir. Bu bağlamda Milli Ekonomi Modeli, Kapitalist sistemin günümüze kadar çözemediği ve artık krizleriyle kabul ettiği 'gelir dağılımında denge', 'sürekli büyümenin yakalanması', 'tam istihdamın sürekli sağlanması' meselelerini de tarihe gömmektedir."

Devlet?millet ortaklığı

"Tezimizde devletin önemli bir vazifesi de, millete ait olan yeraltı ve yerüstü kaynaklarının milletin kullanımına açılmasının sağlanmasıdır. Bu sayede millete ait olan kaynakların yine millet tarafından işletilmesi ve kullanılması sağlanırken, bir taraftan da kaynakların doğru olarak işletilmesi ile üretim seferberliğinin hayata geçirilmesine katkıda bulunulacaktır. Mesela, ülkenin herhangi bir yerinde bulunan petrol madeni bu ülkenin tamamına aittir. Ve milletin tamamına fayda verecek şekilde devlet tarafından işletilmelidir. Bu model devlet?millet ortaklığıdır. Kurulacak şirketin bir kısmının hissesi vatandaşlara ait olmalı, diğer kısmının gelirini ise devletin kamu harcamaları için ayrılmalıdır. Milletin bu işletmelere ortak olması da emisyonun genişletilmesi yoluyla verilecek faizsiz kredilerle temin edilecektir. Bu mesele, Türkiye'miz açısından ele alındığında ayrı bir önemi haizdir. Zira yaklaşık olarak 3 katrilyon dolarlık bir maden rezervine sahip olan Türkiye' de yeraltı kaynaklarımız çıkarılan kanunlar ile yabancı şirketlere adeta peşkeş çekilmektedir. Sonunda 'hazine üzerinde oturan dilenci'ye dönüştürülen Türkiye'de, kaynaklarımızı devrettiğimiz yabancılardan faizle para alır hale geldik. Bu bizim paramızı yine bize satmaktan başka bir şey değildir."

Devlet milletini destekleyecek

"Ve yine biz Milli Ekonomi Modeli projeleriyle 'tam bir üretim seferberliği'ni başlatıyoruz. KOBİ'lere ve esnaf kesimine uzun vadeli faizsiz kredilerin verilmesi ile; tarım kesimine ürününe karşılık ?daha ürününü tarlaya atmadan? 'faizsiz ve yarı bedeli avans olarak ürün ödemesi yapılması' ile; nakliyecilere, otobüs, taksi ve taşıma araçlarının temini ve yenilenmesi için faizsiz uzun vadeli kredi temini ile; sanayiciye proje mukabili faizsiz uzun vadeli kredi imkanı ile gerçekte hem üretim hem de tüketim beraber desteklenmektedir. Modelimize göre devletin halkı desteklemesi bir ekonomi kuralıdır."
"Üretimin önünü açacak bir diğer proje ise, devletin yatırım ve üretim için gerekli olan parayı sıfır faizle kendi vatandaşına sağlamasıdır. Bu şekilde üretimin önü açılacağı gibi, maliyetler de düşecektir. Vatandaşlar arasında fırsat eşitliği de bu sayede sağlanacaktır.  Proje mukabili verilecek olan bu krediler, her aşamasında kontrol edilerek ilgili raporlar proje sahiplerine sunulmalı, hukuki müeyyideler ile işleyişi temin edilmelidir."

Devlet üreticiye pazar bulacak

"Öte yandan devlet, içeride ve dışarıda gerek Sosyal Devlet politikaları ile ve gerekse para politikaları ile kendi üreticisine pazar imkanı sağlamakla mükelleftir. Bu pazarın oluşturulması üreticiye verilecek krediden çok daha önemlidir. Çünkü ürettiğine müşteri ve pazar bulamayan üretici, ürettiği kadar batacaktır. Dolayısıyla devlet, bizatihi kendisi piyasalarda alıcı olarak yer almalı ve kamun harcamaları ile belli sanayi kollarını ve özellikle stratejik sanayii desteklemelidir.Devlet ayrıca, ileri teknoloji ve yüksek sermaye gerektiren sahalarda öncü ve üretici olarak piyasada yerini almalıdır."

" 'Üretim seferberliği ile topyekün bir kalkınma' hamlesi, Milli Ekonomi Modelinin oluşturduğu önemli bir projedir. Devlet, bu hamleyi, Sosyal Devlet uygulamaları ile hayata bizzat geçirmek durumunda olduğu gibi, sürekli büyümenin temini için gerekli olan çalışmaları da bizzat yapmak zorundadır. Zira, piyasaların olaylar karşısında kendiliğinden dengeye geleceğini savunan Kapitalist anlayış, tezimizin dikkat çektiği reel gerçeklerle tarihe karışmaktadır."

"Sürekli büyüyen ekonomilerde üretim ve tüketim arasında belli bir açık meydana gelir. Eğer emisyon hacminin genişletilmesi yoluyla bu açığa müdahale edilmezse, ekonomilerin zaman içerisinde kendi kendini desteklemesi mümkün değildir. Milli Ekonomi Modeli'ne göre 'ekonominin yapısından kaynaklanan üretim ile tüketim arasındaki bu açığın kapatılması' da ancak devlet tarafından yapılabilir. Devletin bu açığı, senyoraj hakkını kullanarak emisyonla kapatması, piyasalar için bir zorunluluktur. Bu arada devlet, yerli sanayinin yurt dışında rekabet edeceği maliyet ve fiyat avantajlarını kendi ihracatçısına emisyonla sağlamalıdır.Tüm bu üretim desteklerinin yanında, devlet aynı zamanda yerli sanayii korumak üzere, her türlü anti?damping uygulamalarını, gümrük ayarlamalarını yaparak kendi insanını korumalıdır."

Yepyeni bir vergi anlayışı

"Milli Ekonomi Modeli'nde 'vergi' konusu çok farklı olarak ele alınmaktadır. Kapitalist anlayışta devletin tek gelir kaynağı vergilerdir. Oysa modelimizde devletin gelir kaynakları 3'e ayrılır. Birincisi, vergi gelirleridir. İkincisi, devletin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını devlet?millet ortaklığı ile işletmesiyle elde ettiği gelirlerdir. Türkiye'mizin henüz işlenmemiş yeraltı kaynaklarının değeri, yaklaşık 3 katrilyon dolardır. Yalnızca yer altı kaynaklarımızın değerlendirilmesi ile elde edilecek olan para, Türkiye'yi kıyamete kadar bakar.Devletin üçüncü gelir kaynağı ise, büyüyen ekonomilerde devletin elde edecek olduğu senyoraj gelirleridir."

Alan değil veren el

"Tezimizde, 'devletin alan el değil, veren el olması' gerektiğinin altı çizilmiştir. Bugün Kapitalist ekonomilerde devlet, halkından topladığı vergilerin az bir kısmını halkına hizmet olarak geri sunarken; kalan paraların tamamı faizle beraber belli sermaye gruplarına aktarılmaktadır. Milli Ekonomi Modeli'nde ise devlet, halktan topladığı vergilerin tamamını hatta daha fazlasını halkına hizmet olarak aktarmaktadır. Bizim vergi anlayışımız, alışılmıştan farklı olarak 'ekonomiyi büyüten vergi' anlayışının hayata geçirilmesidir."
"Milli Ekonomi Modeli'nde her şeyden önce 'maliyetsiz para modeli' hayata geçirileceği için bütçe giderlerinde faiz ödemeleri gibi bir kalem olmayacaktır. Bu sayede toplanan vergilerin tamamı ve hatta daha fazlası halka hizmet olarak geri dönecektir. Modelimiz, vergi gelirlerinden fazlası bir harcamayı yapmak için devlete, diğer gelir kalemleri olan senyoraj gelirlerini ve yer altı kaynaklarının işletilmesi ile elde edilecek ticari işletme gelirlerini kullanma imkanı getirmektedir."

Dar gelirliye vergi yok

"Öyleyse yapılması gereken, geliri belli bir miktarın altındaki kesimden vergi almamaktır. Miktarı ülkeden ülkeye ve dönemden döneme değişmekle beraber biz bugünün şartlarında geliri 100 milyarın altındaki kesimden vergi alınmaması gerektiğini söylüyoruz. Bu kesimden vergi almamak,  devletin topladığı vergi miktarını azaltmayacak, tam tersine arttıracaktır. Ayrıca Sosyal Devlet projeleri ile de desteklenen dar gelirli kesim, bu desteklerle tüketimin arttırarak üretimin de artmasına neden olacaktır.  Böylece vergi, adeta ekonomiyi ayağa kaldıran bir kaldıraç mesabesine taşınacaktır. Neticede dar gelirli kesimden vergi alınmaması,  büyüyen ekonomilerde daha fazla vergi geliri elde etmenin de önünü açacaktır. Ayrıca dar gelirliden vergi alamamak, gelir dağılımında meydana gelecek dengesizliği de önleyecektir."

Dolaylı vergiler kalkacak

"Milli Ekonomi Modeli'ne göre dolaylı vergilerin de kaldırılması gerekmektedir. Aksi halde her kesimden aynı oranda vergi alınmakta ve bu da büyük bir Sosyal Adaletsizlik doğurmaktadır. Bugün uygulanan yanlış vergi politikaları, hem gelir dağılımında dengesizliği arttırmakta, hem de devletin eline geçen gelir miktarını azaltmaktadır. Alınan vergilerin enflasyona sebep olan bir yönü de vardır. Yüksek vergi oranları, üretim maliyetlerinin de artmasına sebep olur. Başta ülkemiz olmak üzere birçok ülkede ortaya çıkan enflasyon çeşidi 'maliyet enflasyonu'dur.  Bu üretimdeki bu girdi kalemlerinde maliyetler aşağıya çekilmeden enflasyonun düşmesini beklemek hayaldir."

Faiz ekonomiyi çölleştiriyor 
Kapitalist ve sosyalist sistemin temeli faizin pek çok ekonomik problemin kaynağı olduğunu, paranın vazifesini engellediğini, ekonomiyi çölleştirdiğini, kabiliyetlere ket vurduğunu, bağımsızlığı yok ettiğini, alanı bile zarara uğrattığını savunan Prof. Dr. Haydar Baş, Milli Ekonomi Modeli'nde faizin tamamen sistemin dışına çıkarılacağını, paranın özgürlüğüne kavuşturulacağını söyledi. Prof. Dr. Baş, şunları söyledi:

Paranın vazifesine engel oluyor
"Günümüzde ortaya çıkan resesyon, stagflasyon,  deflasyon, enflasyon, işsizlik gibi pek çok ekonomik problemin ana kaynağı da yine faizdir. Ekonomilerin asıl hedefi olan 'piyasanın dengede olması' faiz ile imkânsız hale gelmektedir. Paranın 'faiz esareti' altında olduğu ekonomilerde para, vazifesini ifa edemediği için ekonomileri dengeye getirecek veya dengede tutacak üretim ve tüketim mekanizmaları işleyememektedir. Üretim ve tüketim için herkesin cebinde olması gereken para, faiz ile piyasada insanların elinde serbestçe bulunamamakta ve belli ellerde stoklanmaktadır. Faiz paranın belli ellerde stoklanmasına sebep olmaktadır. Faiz maliyeti arttırmakta, bu da enflasyona sebep olmaktadır. Dünyada toplam üretim ve ticaret hacminin çok üstünde bir para, faiz geliri elde etmek üzere piyasalardadır."

Bağımsızlığı yok ediyor

"Başta kalkınmakta olan ülkeler olmak üzere dünya ülkelerinin bir çoğu, belli başlı sermaye gruplarınca adeta haraca bağlanmış durumdadır. İlk başta yatırım ve üretim için bu sermaye gruplarından para alan ülkeler, zaman içerisinde önce aldıkları parayı ödemek, daha sonra da aldıkları paranın faizini ödemek için tekrar para almak zorunda kalmaktadırlar. Netice ülkemizde de örneğini yaşadığımız gibi, toplanan vergilerin tamamı halka hizmet içim kullanılmak yerine, bu global sermayedarlar ve onların yerli taşeronlarına aktarılmaktadır. Oysa bu bile borçların ödenmesine yetmemekte, borçlar her geçen gün katlanarak artmaktadır. Faizle alınan bu borçlar, ülke ekonomilerinin tamamen belli başlı yabancıların kontrolüne geçmesine yol açar. Artık böylesi ülkeler için hem ekonomide hem de siyasette bir bağımsızlıktan bahsedilemez."

Ekonomi çöl haline gelir

"Faizin bir diğer ve belki de en önemli tahribatı, paranın belli ellerde stoklanmasına sebep olmasıdır. Piyasada bulunması gereken para, faiz sayesinde sermaye gruplarının elinde toplanır. Bunun sonucunda piyasada herkesin ulaşabileceği bir şekilde bulunması gereken para, piyasadan çekilmekte; ekonominin ihtiyaç duyduğu tüketim ve üretimi sağlayacak para, bu vazifesini ifa edememektedir. Piyasalarda 'talep daralması' olarak başlayan bu durum, resesyon ve nihayet deflasyon şeklinde devam etmektedir. Paranın stoklanması ile ortaya çıkan durumu şu örneğimizle biraz daha açalım: Her yıl dünyaya düşen yağmur miktarı aynıdır. Bu yağmur, dünyanın her yerine orantılı bir şekilde değil de, birçok yerine hiç yağmazken, bazı yerlerine aşırı yağarsa; dünyanın bazı bölgeler çöl olurken, az bir yeri de sel alır."
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100