1400 yıllık İslam tarihinde Ehl-i Beyt Külliyatı’nı kaleme alan ilk ve tek ilim adamı olarak Prof. Dr. Haydar Baş, bu muhteşem eserini ortaya koyma gerekçesi olarak şunları ifade etmektedir:
“Bir Sünni olarak bizim Ehl-i Beyt Külliyatı ile yapmak istediğimiz iki dünyayı (Şii-Sünni) buluşturmaktır. Gerçekleri gizlemeden olayları beyan etmek ve ortaya koymaktır. Çünkü bu Allah ve Resulü’nün (s.a.v.) tayini ve naspıdır. Biz bundan sonra da Şia dünyasıyla Sünni alemin bir olduğunu, kardeş olduğunu, ikisinin de hak olduğunu ispatlamaya devam edeceğiz.
Allah bizi bu konuda muvaffak kılsın. 
İnanıyoruz ki, ancak bundan sonra İslam alemi, haçlı seferlerine devam eden Hıristiyan alemine karşı beraber hareket edebilir. Ve ondan sonra, İslam coğrafyası haçlı çizmeleri altında ezilmekten kurtulabilir. (Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt, s.127)
Bu samimi düşünce ve niyetle yola çıkan, bu zorlu yolculukta her türlü çileye göğüs geren, hiçbir fedakarlıktan da kaçınmayan Prof. Dr. Baş; Şii-Sünni birlikteliğini istemeyen, bu iki dünyayı birbiriyle savaştırıp, İslam coğrafyasını talan etmek isteyenlerin Müslüman görünümlü yerli işbirlikçilerinin kınamalarına da asla aldırış etmemiştir. 
Cenab-ı Hak, Maide suresinin 54. ayetinde şöyle buyurmaktadır: 
“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir.”
Konu Ehl-i Beyt olunca, Hz. Ali olunca, elbette ki bu tertemiz olduğu ayetle sabit olan sevilmesi farz kılınan büyük zatların çektiği çilelerden yaşamak kaderiniz oluyor. Ali’yi sevmek kolay olsaydı; sevmek mü’min olma, buğzetmek ise münafık olma alameti olur muydu? 
Prof. Dr. Haydar Baş, Ehl-i Beyt’i severek bir farzı yerine getirenler hakkında, yalan yanlış birçok iddialar ortaya atıldığını belirttikten sonra Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt kitabının 43. sayfasında şunları söylemektedir:
“Şahsımızın kaleme aldığı Ehl-i Beyt Külliyatı’ndan sonra benzer iddialar bizim hakkımızda da ortaya atılmıştır. Bunların ilki Hz. Ali’nin imametinin eserlerimizde dile getirilmesi meselesidir. Bilinmelidir ki, bizim bu görüşlere yer vermemiz hadislerin nakli şeklindedir. Hilafet meselesindeki tavrımız, “hakkı yenmiştir” şeklinde değil, hadisler incelenerek “hilafette İmam Ali’nin yeri nedir”in tespiti şeklinde olmuştur.”
Prof. Dr. Baş, İmam Ali’nin hilafetiyle alakalı olarak Maide 67. ayet ve Maide 3. ayetin Ehl-i Sünnet kaynaklarından tefsirlerini ve de Gadir-i Hum’da İmam Ali’nin hilafetinin ilanının yapıldığını belirten 222 Ehl-i Sünnet kaynağını ifade ettikten sonra “Dikkat edilirse, hilafet hakkındaki görüş, Allah ve Resulü’ne aittir. Burada bize söz düşmez” demektedir. (Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt, s.44)
Bu noktada Gadir-i Hum’da Hz. Ali’nin halife tayin edilmesinin tam icma olduğunu beyan eden Hüccetü’l-İslam İmam Gazali Sırru’l-Alemeyn eserinin 16. sayfasında ifade ettiği “Dolayısıyla, icmaya ve icma ile sabit olan naslara (ayet ve hadislere) aykırı teviller üretmek batıldır” tespiti Sayın Baş’ın bu görüşünün İslam’ın temel görüşü olduğunu açıkça göstermektedir.
Prof. Dr. Haydar Baş, dünkü makalesinde, “Ehl-i Beyt’in ne olduğunu anlatmak, diğer sahabeleri ne kötülemeyi, ne de onlara bir hakareti içerir” demektedir.
Üstelik Sayın Baş, birilerinin Kendisi hakkında iddia ettikleri ve de iftira ettiklerinin aksine, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman gibi sahabeler hakkındaki övgü dolu hadislere de Ehl-i Beyt Külliyatı’nın ilk iki eseri olan Rahmeten lil Alemin Hz. Muhammed (s.a.v.) 1. ve 2. cilt kitaplarında geniş bir şekilde yer vermiştir.
Bir de İmam Ali kitabını yazdığı günlerde İcmal Gecesi’nde yaptığı konuşmayı aktararak müfterilere o günlerden verdiği tokat gibi cevabı sizlerle paylaşalım:
“Şimdi inşallah Hz. Ebubekir’i kaleme alıyorum, Hz. Ömer’i kaleme alacağım. Yazdığım İmam Ali inşallah iddialıdır. Dünyada tek olduğunu zannediyorum. Şimdi başka bir iddiada bulunuyorum. Yazacağım Ebubekir efendimiz, Ömer efendimiz de tek olacak. Ben İmam Azam gibi Ehl-i Beyt’i seven bir Sünni’yim. Ben İmam Muhammed gibi Ehl-i Beyt’i seven bir Sünni’yim. Ben İmam Gazali gibi Ehl-i Beyt’i seven bir Sünni’yim. Ben mezhep imamları gibi Ehl-i Beyt’i seven bir Sünni’yim. Allah inşallah Sünni kardeşlerimizin gönlünü Şii, Alevi, Caferi kardeşlerimize; Alevi, Şii, Caferi kardeşlerimizin gönlünü Sünni kardeşlerimize bu vesile ile açacak bir bilek bir yürek olacağız.”
İşte Prof. Dr. Baş’ın derdi bu… Şii, Sünni, Alevi, Caferi hepsi Müslüman’dır, kardeştir, bütün küresel oyunların bozulması için tek bilek tek yürek olmaya mecburdur.
Niyeti ve ortaya koyduğu icraatlar bu olan Sayın Baş’ı karalamaya çalışanların niyetlerini de siz düşünün.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yücel 9 ay önce

İftira atan Kitapsızlar BOP a hizmet etmiyor mu?

Avatar
Memduh TOPRAK 9 ay önce

Mesele; Hz.Ali’nin hakkının yenmesi değildir,
Allah’ın emrinin yerine getirilmemesidir.
Bir Sünni Müslüman olarak Baş Hoca, der,
Kuran’a göre Hilafette Hz. Ali’nin yeri nettir!..