Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) dün 24 Haziran seçimlerine katılmama kararı aldı. Gerekçe olarak da, bu seçimlerle birlikte Türkiye’nin rejim değişikliğine gideceği, iktidarın da muhalefetin de aynı değirmene su taşıdığı, BTP olarak bu kirli oyunun, bu suçun ortağı olunmayacağı ifade edildi.
BTP Genel Merkezi adına açıklama yapan Seçim İşleri Başkanı Avukat Lütfullah Önder, bu tarihi kararın alınmasında etkili olan “BTP’nin temel bakış açısı”nı şöyle özetledi:
Kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve demokrasinin hâkim kılınması;
Parlamenter sistemin korunması ve güçlendirilmesi;
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin, tüm kurum ve kuruluşları ile yaşatılması ve güçlendirilmesi…
24 Haziran seçimleri, işte Atatürk’ün bize emanet olarak bıraktığı, Kurtuluş Mücadelesi’nin bütün bu kazanımlarını devre dışı bırakıyor.
Peki, o zaman BTP, CHP’nin başlangıçta teklif ettiği, sonradan teklifinden yan çizdiği Millet İttifakı’na neden “evet” dedi? Bunun nedenini de Sayın Önder şöyle açıklıyor:
“Cumhurbaşkanı ve parlamento seçimlerinde; parlamenter sistem ve başkanlık sistemi üzerinden toplumda iki karşı blok oluşmuştur. İki karşı grubu temsil iddiası ile Cumhur İttifakı ve Millet ittifakı adı altında iki ayrı çatı oluşturulmuştur. 
Parlamenter sisteme geri dönme iddiası ile yola çıkan Millet İttifakı’nın geniş tabana yayılması, parlamentoda çoğunluğu elde edecek bir güç ile seçmenin karşısına çıkması için BTP olarak çok uğraş verdik. Parlamenter sistemden yana olan her kesimi içine alacak geniş tabanlı birlikteliği sağlamak için her türlü fedakârlığı yaptık.”
Yani BTP’nin bu teklife evet demesinin nedeni, CHP merkezli kurulan Millet İttifakı’nın “parlamenter sistemi yeniden geri getireceğim” iddiasında olmasıdır.
Ama süreç içinde pratik olarak öğrenildi ki, Millet İttifakı’nın bu iddiası sadece söylem boyutunda… Gerek ittifaka dahil edilenlere, gerekse milletvekili listelemelerine bakıldığında, ayrıca parlamenter sistemin devamını özünden talep eden, Atatürkçü ve Cumhuriyetçi BTP’ye yapılan muamemelere bakıldığında bu iddialarında asla samimi değiller.
Sayın Önder açıklamasında bu konuda şunları ifade ediyor: “Millet ittifakında gücü elinde bulunduranlar, söylemlerinde samimi değildirler. İktidarı ele geçirecek, Parlamentoda çoğunluğu elde edecek güçlü bir birlikteliğin oluşmasına mani olmuşlardır. Bu tavırları ile, İktidar bloğu ile aynı amaca hizmet ettiklerini ortaya koymuşlardır.” 
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın talebi üzerine CHP ile ittifak sürecini bizzat takip eden 45 yıllık duayen siyaset adamı, Orman eski Bakanı Sayın Hasan Ekinci, Kılıçdaroğlu’nun “BTP’ye önce teklif etme sonra da oyalama ve reddetme” nezaketsizliğiyle ilgili şu önemli tespitte 
bulunuyor:
“CHP bu anlayışıyla, ‘Ben oy ve başarı istemiyorum, ben başarısızlığa abone oldum’ demek mi istiyor? 45 yıllık siyasi hayatımda ilk defa böyle bir nezaketsizlik gördüm. Bunu da Kılıçdaroğlu’ndan gördüm. Listede yer yok gibi amiyane bir şeyle bu geçiştirilemez. Faturası ağır olur. Yılların siyasetçisiyim, görüyorum her şeyi…”
CHP tabanından ve milletvekillerinden de birçok kişi, 1 oya bile ihtiyaç duyulan bir seçimde, üstelik Atatürk çizgisindeki milli duruşu aşikar olan 100 binlerce oya sahip BTP’ye yapılan bu tavra büyük tepki gösterdiler. Bu tepkiler medya ve basında etraflıca yayınlandı.
Yani başlangıçta parlamenter sistemi getireceğim iddiasında olan Kılıçdaroğlu, CHP’de bile tabandan gelen bu güçlü sese kulak vermeyerek, parti içi demokrasiyi devre dışı bırakmış ve tek adamlığa soyunmuş oldu. Böylece kumpasla tepeden CHP’nin liderliğine nasıl ve neden yerleştirildiği de ortaya çıkmış oldu. Kendi özünde parlamenter sistemi devre dışı bırakanlar, parlamenter sistemi geri getirme konusunda asla samimi olamazlar.
Bugün maalesef iktidarıyla muhalefetiyle el birliği içinde parlamenter sistemi devre dışı bırakmaya gayret edenler, Atatürk’ün TBMM’yi niye kurduğunu, milli iradeyi neden hakim kıldığını, parlamenter sistemin önemini hiç anlayamamışlar.
Bakın bu konuda Gazi Mustafa Kemal ne diyor:
“Bir devre yetiştik ki, onda her iş meşru olmalıdır. Millet işlerinde meşruiyet ancak milli kararlarla istinat etmekle, milletin temayülat-ı umumiyesine (genel eğilimlerine) tercüman olmakla hâsıldır. Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım o esareti ve zilleti kabul etmez.”
Prof. Dr. Haydar Baş Atatürk’ün bu sözlerini şöyle değerlendiriyor:  “Demokrasinin ve daha sonra ilan edilecek Cumhuriyetin meşruluğu millettedir. Millet yararına da olsa her ne adım atılırsa atılsın meşruluk şarttır. Bunun yolu da yetkiyi milletten almak, işleri ona sormaktır.”
Yani 24 Haziran seçimleriyle birlikte çok tehlikeli bir sürecin kapısı açılmış oluyor: Türkiye Cumhuriyeti Devleti millet iradesini esas alan parlamenter sistemden, bütün yetkileri tek adama veren başkanlık rejimine geçerek, yasama, yürütme ve yargıyı tek elde toplayan demokratik krallığa dönüşerek meşruluğunu kaybetmiş oluyor.
Bu sistemle, sahip olduğu yetkileri kötüye kullanan Saddam’la iyiye kullanan Kaddafi arasında bir fark olmadı. Irak da, Libya da aynı gerekçelerle, “demokrasi ve insan hakları yok” bahaneleriyle işgal edildi, insanları katledildi.
Büyük Ortadoğu Projesi’nin kapsamında olan 22 İslam ülkesinden biri ve en önemlisi olan Türkiye’yi yönetenler ve milletimiz bu gerçekleri görmek zorundadır.
Sayın Önder şu sözlerle açıklamasını bitiriyor.
“Bu oyunun bir parçası olmamak ve kurulan bu tuzaktan milletimizi haberdar etmek vatani bir görevdir. Bu nedenle, tiyatro sahnesinden farksız bir ortamda gerçekleşecek olan 24 Haziran seçimlerine BTP olarak katılmama kararı aldık. Bu süreçte şahit olduğumuz ve inandığımız gerçekleri, milletimizle paylaşmaya devam edeceğiz.”
BTP’nin ittifaka dahil olmak istemesi de milli iradenin hakimiyeti ve devlet olarak meşruiyeti kaybetmemek için, bu ittifakın samimiyetsizliğini gördüğünde seçime katılmama kararı da… BTP’nin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milleti menfaatine aldığı bu tarihi ve onurlu karar takdire şayandır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.