Bu haber kez okundu.

Beynin ve kalbin isyanı: Panik atak

Uzman Psikolog Özge Genlik, panik bozukluğun; kaygı (anksiyete) bozuklukları arasında yer alan; aniden, beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan yoğun korku duygulanımının eşlik ettiği ve yoğun bir içsel sıkıntının hissedildiği duygu durum bozukluğu olduğunu belirterek, “Panik bozukluk; kişinin nefes almayı unutacak kadar kendi benliğinden ayrışma halidir. Ve aynı zamanda panik bozukluk beynin ve kalbin isyanıdır. Beyine yeterince kan gitmediğinde sürekli olarak sempatik sinir sistemi uyarılmakta bu da bedenin aşırı enerji harcamasına sebebiyet vermektedir. İfade edilmemiş, hissiyatlara göre eyleme dökülemeyen duygulanımların birikmesi de kalp yorgunluğuna sebebiyet vermektedir. Gönül yorgunluğu ile zihinsel düşünce sistematiğinin sürekli aktif olduğu hal durumlarında; beden isyan ederek organizmayı koruma ve hayatta tutma amaçlı ataklar iletmektedir” dedi.

Panik bozukluğa genellikle “gelecek kaygısı” taşıyan ve “özgüven” sorunu olan kişilerin daha yatkın olduğunu belirterek, “Öz’e güvenmek; her şeyin olması gerektiği gibi olduğuna tamamen teslim olunduğunda ve bırakabilmeyi öğrendiğimizde gerçekleşir. Sürekli zihinsel boyutta -meli, -malı’lar ile arkadaş olan ve zihnindeki senaryoyu gerçekleştirmeye çok fazla çaba harcayan kişilerin panik bozukluk deneyimleme ihtimali daha yüksektir. Ayrıca, araştırmalara göre; birinci derece akrabaları panik bozukluk geçirmiş kişilerin panik bozukluk deneyimleme ihtimali ailesinde hiç panik bozukluk deneyimi olmayanlara göre yüzde 80 daha fazladır” diye konuştu.

“Panik ataklar öncesinde genellikle: fizyolojik boyutta; terleme, titreme, soluğun daralması gibi semptomlarla birlikte zihinsel boyutta; acaba ölüyor muyum, kalp krizi mi geçiriyorum gibi sorular hakim olurken duygusal boyutta; ölüm korkusu deneyimlenmektedir” diyen Uzman Psikolog Özge Genlik, “Panik atak sırasında; ilk yapılması gereken tüm konsantrasyonun nefes e yönlendirilmesidir. Kişi, nefes alış süresini uzattıkça ve tüm bilinci ile nefes ile bir olduğunda tüm beden rahatlayacak, beynin parasempatik sinir sisteminin aktif olması ile beraber zihinsel, duygusal ve fizyolojik boyutta dinginlik hali deneyimlenecektir. Ardından kişi, kendisi ile konuşmalıdır. Kendi kendisi ile olan içsel diyaloğunda benliğine dair olumlu cümleler kurması duygusal bedeni rahatlatacaktır. İnsan önce kendi sesine inanır, rahimde ilk temas ettiğimiz ses kendi sesimizdir; bu bağlamda kendimiz ile kurduğumuz içsel diyaloğun rahatlatıcı olması önemlidir” şeklinde konuştu.

İHA

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.