Türkiye, Atatürk’ün vefatından sonraki süreçte, işbilmez siyasiler sebebiyle ekonomisini yine Osmanlı’yı yıkılışa
götüren dış borçlanmaya bağlayarak tamamen bağımlı
hale geldi.
“Taşıma suyuyla değirmen dönmez” der atalarımız… Sorsan herkes iyi bilir bu atasözünü ama buna rağmen siyasilerimiz, taşıma dolarla ekonomi değirmenini döndürmeye çalıştılar. Cahil bırakılmış milletimiz ise, “bi daha, bi daha” diye tempo tutarak bu işbilmezleri ısrarla baş tacı etmeye devam etti. 
Cesaret ve yetki milletten, yanlış icraatlar siyasetten…
Yıllardır körler sağırlar birbirini ağırladı maalesef…
Madenlerimiz elimizdeyken, kamu şirketlerimiz daha satılmamışken, değirmene taşıma suyu verenler hiç tereddütsüz bu kirli sularını (dolar) bize akıtıyorlardı. Türkiye’nin siyasileri de bu yalancı düzene, sanal istikrara “sürdürülebilir borçlanma” adını vermişlerdi. 
Alınan borçların gereği olarak çıkartılan maden yasalarıyla, kamu özelleştirmeleriyle madenlerimiz, kamu kuruluşlarımız bir bir elimizden çıkınca, tarım ve hayvancılıkta da tamamen dışa bağımlı hale gelince taşıma suyunu verenler gerçek yüzlerini göstermeye başladılar.
Dikkat ederseniz siyasetin ağzından sürdürülebilir borçlanma ifadesi artık pek duyulmuyor. Onlar da çok iyi biliyorlar ki bu borçlar sürdürülemez.
Bilip bilmemeleri de esasen çok fazla bir şey ifade etmiyor, çünkü küresel fonları ülkelere yönlendiren kredi kuruluşları Türkiye için pek iyi şeyler söylemiyor.
Hatırlarsanız önce Standard&Poors Türiye’nin notunu düşürmüştü, ardından da Moody’s… Geçtiğimiz günlerde de Fitch Ratings, Türkiye’yi Ukrayna ve Arjantin’le birlikte en kırılgan 3 ülkeden biri olarak gösterdi.
Eğer dış borçlanmayla ekonomiyi çevirmeye çalışıyorsanız, bu üç kuruluşun değerlendirmeleri çok önemli, çünkü fonlar bunların notlarına göre ülkelere akıyor.
Notları düşürülen ve en kırılgan 3’te olan Türkiye bir taraftan ekonomiyi çevirmek için yeni borçlar bulmak
zorunda, diğer taraftan da vadesi gelmiş borçları ödemek zorunda…
Merkez Bankası’nın verilerine göre 1 yıl içinde ödenmesi gereken toplam dış borç miktarı 181,8 milyar dolara çıktı. Siz buna 55 milyar dolarlık cari açığı da ilave ettiğinizde 1 yıl içinde bulmamız gereken para 240 milyar dolara yakın bir meblağ ediyor.
Hatırlarsanız, Ekonomist Selim Kotil Atatürk Vatandır sempozyumunda Türkiye’nin aylık 20 milyar dolar bulmak zorunda olduğunu, buna karşın Merkez Bankası’nın rezervinin yeterli olmadığını söyleyerek doların çok daha fazla yükseleceğini hatta 7 TL’yi bile bulabileceğini belirtmişti. 
Kotil’in bu değerlendirmesinden sonra Ekonomist Mahfi Eğilmez de sosyal medya hesabından benzer bir yorum
paylaştı.
Bir yıl içinde vadesi gelecek dövizli ödemeler toplamı rakamlarına dikkat çeken Eğilmez, “186 milyar USD + 55 milyar USD cari açık = 1 yıl içinde bulunması gereken dış finansman tutarı = 241 milyar USD. Bunun farkında mıyız?” ifadelerine yer verdi ve “Piyasa notu güncellemeyi bıraktım çünkü o beni sürekli yarı yolda bırakmaya başladı” yorumunu yaptı. Uzmanlar erken seçim kararının bu tablodan dolayı alındığını ifade ediyor.
Gelinen noktada, dün itibarıyla dolar 4,57 TL’yi de aşarak yeni bir rekor daha kırdı. 
Dolardaki bu artış, finans dolarla ve doların karşılığıyla sağlandığı için, hammadde ve enerji kaynakları ve de birçok ürün de dolara endeksli olduğu için her şeye zam üstüne zam gelmesi demektir.
Dikkat ederseniz, akaryakıt durmadan zamlanıyor. 15 Mayıs’ta benzine 18 kuruş, mazota ise 16 kuruş zam gelmiş, bir gün sonra da yine benzine 10 kuruş, mazota ise 8 kuruş daha zam gelmişti. Üst üste gelen bu zamlar üzerine hükümet, akaryakıta gelen zamların tüketiciye yansımaması için yeni bir ÖTV düzenlemesi yapmış ve zam miktarınca ÖTV indirimi yapılmasını devreye koymuştu.
Mevcut ekonomi politikasında ÖTV indiriminin ne anlama geleceğini, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 1 Mayıs’ta bir TV kanalında yaptığı şu açıklamalardan öğrenelim:
“ÖTV bütçe gelirlerinde önemli bir kalem. Yaklaşık 130 milyar TL para topluyoruz, bunun yüzde 46’sı akaryakıttan geliyor. Akaryakıtta 0.50’lik bir indirim için 16 milyar TL
vergiden vazgeçmemiz gerekiyor, bu da bütçeye önemli bir yük getirir.” 
Ağbal’ın “bütçeye önemli yük getirir” dediği ÖTV indirimi 17 Mayıs itibarıyla devreye girdi ve dün de ilk olarak uygulamaya sokuldu. Benzine 27 kuruş, mazota da 32 kuruşluk zam yapıldı ve bu pompaya yansıtılmadı. Fakat dolar artmaya devam edecek, buna paralel akaryakıt fiyatları da artacak. Hadi diyelim ki seçime kadar bu götürdü ya sonra?
Bir süre sonra ÖTV indirimi de yetmeyecek, ayrıca her 0,5’lik indirim için 16 milyar TL’lik bir fonu hükümet bulmak zorunda… Hükümetin seçime kadar ÖTV’yle dengelemesi, seçimden sonra milletin canını okuyacağı anlamına geliyor. 
İktidarıyla muhalefetiyle bu tabloyu düzeltebilecek hiçbir siyasi lider yok. Bakın seçim programlarına zaten olmadığını göreceksiniz.
Sadece Milli Ekonomi Modeli’nin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ın bu çöküşe bir çözümü var. 
Sayın Baş, emek ve üretim karşılığı Milli Para’yı devreye sokarak, başta petrolümüz olmak üzere tüm madenlerimizi de devlet-millet ortaklığıyla işleterek hem dolar problemini, hem akaryakıt zamlarını hem de bunlarla bağlantılı maliyet enflasyonunu çözecek tek liderdir.
2005 yılından bu yana bu çözümler mevcut ama, siyasetiyle, milletiyle, bürokratıyla, yazarıyla, çizeriyle topyekün millet kör, sağır ve dilsiz olunca maalesef bu çözümlerle bugüne kadar buluşamadık. Dünyada MEM’i uygulayan BRICS ülkeleri kapsamında 4 milyar insan bu çözümlerden istifade ederken, bizler Türk milleti olarak, hazine üzerinde oturan dilenciler gibi sürünmeye devam ediyoruz. Ama bu gidişle sürünecek toprak da bulamayacağız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
h.baran 2018-05-22 11:48:29

Son derece açık ve anlaşılır ifadelerle özetlemişsiniz de sayın Çabas,öcelikli derdi-tasası memleket olan kimselerin sayısı bu kadar olunca ülkede,o kaçınılmaz son pek de uzak görünmüyor malesef...