(Dünden devam)
İmam Ca’fer es-Sâdık’ın akide ve fıkhını, Hz. Ebu Bekir’e biat etmeyen Selman-i Farisî’nin hilafet görüşünü kabul etmeyen Nakşibendilerin, onları güya “silsile-i sadat” halkalarına almaları sadece uydurma değil, bâtıl bir istismardır.  
Emir Külal’ın cehri zikre karşı çıktığı için dergâhtan men ettiği Nakşibend, Üveysî yolla kendi postnişinliğini ilan ediyor ve Gocdûvâni’nin sessiz zikir bid’atini ihya ediyor. 
Ancak Nakşibend’in mürşidi diye gösterilen Seyyid Emir Külal’in, Bahaeddin Nakşibend’i cehri zikre muhalefeti yüzünden dergâhtan men etmesi elbette manidardır. 
Bu konu ile ilgili olarak, Abdülmecid Hani, el-Hadaik’ül-Verdiyye adlı kitabında şunları naklediyor:
“Şah-ı Nakşibend (d:718h. 1318m.) Üveysîdir. Kendisini Abdulhâlik Gocdûvâni’nin (ö:595h. 1199m.) ruhaniyeti terbiye etmiştir. Dedem Muhammed, ‘el-Behçetü’s-Seniyye’ isimli kitabında belirttiğine göre Şah-ı Nakşibend, bu yolun başına geçtiğinde işin zor yönünü seçti.
Şeyh Mahmud Encir Fağnevî’nin devrinden Seyyid Emir Külal’e kadar cehri zikir yapmak üzere cemaat toplanır, cehri zikir yapılırdı. Nakşibend, işin başına geçtiğinde (o dönme kadarki uygulamanın aksine) gizli zikre karar kıldı.
Seyyid Emir Külal’ın müridleri toplanıp cehri zikre başladıklarında, Nakşibend oradan ayrılırdı. Bu sebeple diğerleri (Emir Külal’in sohbetine devam eden müridan) Nakşibend için iyi şeyler düşünmezlerdi.
Nitekim bir gün Emir Külal ona hitaben, ‘Sana izin veriyorum, kendine meşayih ara ve onlardan istifade et’ diyerek yol verdi.” (Abdülmecid Hani, el-Hadaikü’l-Verdiyye, terc. M. Emin Fidan, s.494-495, Semerkant, İstanbul, 2011).
Bunun yanısıra, deveran ve cehri zikri muhâliflere karşı savunan Nakşi-Müceddidiye meşayihinin varlığı da manidardır. Sonraki dönem bazı Nakşibendi-Müceddidiye meşayihi, sesli zikri ve deveranı, muhâliflere karşı savunan risaleler kaleme almışlardır. (İki Nakşibendi Müceddidinin Deveran Savunması, Mehmed Emin-i Tokadi (ö.1745) ve Müstakim Zade Süleyman Sadettin (ö.1788) örneği, Şimşek, Hâlil İbrahim Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma dergisi, 2003, cilt: 15 sayı: 10, s.283-298).
Nakşibendilikte sadece silsile ve sessiz zikir uydurulmamış, hadisler de uydurulmuştur. 
“Allah-u Teâlâ Benim kalbime ne dökmüşse, Ben de onu Ebu Bekir’in kalbine döktüm” sözü için, muhaddis Aliyyü’l-Kari, “Bu hadis falan değildir. Cahil Sünnilerin uydurmasıdır” demiştir. (Aliyyü’l-Kari, el-Esraru’l-Merfu’a fi Ahbari’l-Mevzu’a, s.454, Beyrut bask.).  
(Devam edecek…)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100