97 yıl önce bugün, 10 Ağustos 1920 tarihinde 399 yıl Osmanlılarla yaşayan ama 1915’de demiryolu sabotajıyla işe başlayıp İngiliz güdümünde devlet olan Hicaz’ın da karşımızdaki devletlerle bir olarak imzaladığı antlaşmadır Sevr. Osmanlı’nın “soylu kavim” olarak nitelediği ve el üstünde tuttuğu Hicazlılar, artık “haçlılarla” müttefiktir.
Osmanlı böylesi bir uydu devletin varlığına itiraz bile edemeden Sevr masasına oturur. Hasta adam dedikleri Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasını paylaşmak için toplananlarla masa, iflas masasına dönüşmüştür. Sınırları ABD Başkanı Wilson tarafından belirlenecek gelecekteki Ermenistan temsilciliği, “himaye” altında bu toplantıdadır. Yine mirastan pay kapmaya çalışan Kürdistan projesi sunucuları da hazırdır.
Sevr’e giden yol ilginçtir. Önce Fransa’da antlaşma maddelerini duyurmak üzere görüşmeler yapılır. Osmanlı heyet başkanı Sadrazam Tevfik Paşa: “Barış şartları bağımsız bir devlet kavramıyla bağdaşamaz” deyip dönünce Damat Ferit hükümet başına geçirilir. Sultan Vahdettin, işgal edilen ve sonra da kendisince kapatılan Meşrutiyet Meclisi yerine 22 Temmuz 1920 günü Saltanat Şûrası’nı toplar. Devletin, veliaht dâhil tüm mülki ve askeri üst görevlileri şûradadır. Sevr için gelen antlaşma taslak metni açıklanır. Padişah onaylatmak ister. Sadece bir kişi, Batumlu Ali Rıza Paşa, imzalanacak maddeleri: “Bu bir ihanettir. Millet kabul etmedikçe siz kabul etseniz ne olur?” diyerek ve bağırarak protesto eder, onaylamaz.
Ali Rıza Paşa, kısa süre sonra vefat edince Atatürk, oğluna telgraf çekerek “Vatanımız, babanızın umduğu gibi kurtulur da hepimiz halâs oluruz” der.
1918’deki Mondros Mütarekesi’ne tavır alarak, “Top tüfek varken neden teslim oluyoruz?” sözüyle Padişah’ı şiddetle yeren, Damat Ferit’in makamını basan yine Ali Rıza Paşa’dır. Son Osmanlı parlamentosunda, Ermeni sahte soykırım iddialarını kabul eğilimine karşı da “Asıl mağdur biziz” diyerek kıyasıya muhalefet eden kişidir. Onurlu davranışların adamı olarak tarihi değer olmaya hak kazanmıştır.
10 Ağustos 1920’de Paris yakınındaki Sevr porselen fabrikasında atılan imzalarla Osmanlı paramparçadır. Topraklar Ortadoğu’yu kapsayacak şekilde İngiliz, Fransız ve İtalyan buyruğuna girerken yasama hakkı, egemenlik hukuku, devlet maliyesi, İstanbul ve Boğazlar, ordu, kolluk gücü denetimi, Ege adaları, İzmir’in ulaşım ve iletişim seyri elden gider. Kapitülasyonlar perçinleşir. Trakya “Helen” emeline peşkeş çekilir. Azınlıklar, ayrıcalıklı sınıf olurlar. Antlaşmayı imzalayan ülkeler, kendi parlamentolarının onaylarını beklemeden uygulamaya girişirler.
Sevr antlaşması ihanetin belgesidir. Bu antlaşma kadar bir alçalmaya imza atan devlet örneği tarihte enderdir.
Sevr’i imzalayan ve destekleyenler vatan hainleridir.
Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Türkiye’nin tapu senedidir” diye nitelendirdiği Lozan Antlaşmasına karşı bugün Sevr’i yeğlemeye kalkışanlar güruhu birer Damat Ferit, Dürrizade Abdullah veya Anzavur Ahmet’tirler; topu birden ihanet içindedirler.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100