Siyasilerimiz, ekonomik bütün göstergeler ellerinde patlamaya başlayınca, 24 Haziran seçimleri öncesi dikkatleri ekonomiden başka sahalara kaydırmaya çalıştılar.
Ne yapmaya çalışsalar da ekonomi işin merkezinde olduğu için ve yaşanan gerçekler olduğu için elbette ki üstünü örtemiyorsun.
Dolar 4,75’lerde, artmaya devam ediyor ve düşüremiyorlar.
“Faiz lobisi” dediler, “faiz artırmayacağız” dediler, üst üste faiz artırmak zorunda kaldılar, faizleri yüzde 17,75’lere çıkardılar, bu oran her MB toplantısında artmaya da devam edecek. Biz küresel fon sahiplerine faiz artırımı sözü vermedik dediler, faiz artışı enflasyona endekslenerek otomatiğe bağlandı.
Bütün ürün ve hizmetlere zam üstüne zam yapıldı, sebze-meyve fiyatları tavan yaptı, fakirin sofrasının temel gıdası olan patates-soğan bile, 5-8 TL fiyatla lüks tüketim sınıfına girdi.
Bütçe açığında rekor, cari açıkta rekor, pahalılıkta rekor, maliyette rekor, kırılganlıkta rekor, borçlarda rekor, işsizlikte enflasyonda rekor… Olumsuz her şeyde rekor, artık hiç kimsenin ikna olmadığı sahte büyüme rakamlarına sadece gülünüp geçiliyor.
Ekonomide tablo bu olunca, siyasiler günah çıkartma işini Sayın Şimşek ve Zeybekçi’ye bırakıp, başka konularda ahkam kesmeye soyundular.
Mesela F-35 konusu… F-35 uçakları geldi de gelecekti de konuşuldu, seçim öncesi iş bitsin diye her türlü hamle yapıldı ama bir türlü netice alınamadı. F-35 programı ortağı olmayan İsrail bu uçakları teslim alıp, İslam ülkelerinde oprasyonlara dahi başlarken, program ortağı Türkiye’ye F-35 üzerinden şantaj üstüne şantaj yapıldı.
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, F-35’lerin 2020 yılında Türkiye’ye teslim edileceğini açıkladı. Yani 24 Haziran seçimlerinden çok çok sonraları, kim öle kim kala…
ABD’de ilk uçakların teslim edildiği haber yapıldı, Türkiye’ye gelen bir şey var mı? Yok.
Seçim öncesi sanal mavi boncuk…
Hatırıma, Osmanlı’nın parasını ödeyerek İngilizlere savaş gemisi yaptırması geldi. Birinci Dünya Savaşı çıkınca İngilizler bu gemileri Osmanlı’ya karşı kullanmışlardı.
İşin garip tarafı, ABD’nin The Drive dergisinde Joseph Trevithick imzasıyla yayımlanan bir analizde, Türkiye'nin, ABD'den teslim alması gereken beşinci nesil F-35 uçaklarını, bazı eksik sistemler nedeniyle kullanamayacağı ifade edildi.
Ruslardan S-400 sipariş ediyoruz, F-35 almak için bu sistemi etkisizleştirme sözü veriyoruz, sonra F-35’leri de kullanamayacağımızı öğreniyoruz.
Ne caydırıcılık, ne savunma mekanizması ama…
Seçim öncesi siyasetin sığındığı ikinci liman Menbiç konusuydu.
Siyasilerimiz, Menbiç’ten YPG’lilerin temizlenmesi konusunda ABD ile anlaşıldığını, Menbiç’te Türk askerleriyle ABD askerlerinin ortak devriye gezeceklerini açıklamışlardı.
Bu da fos çıktı, seçimlik bir açıklama olduğu ortaya çıktı.
Irak ve Suriye’de DEAŞ'a karşı yürütülen Doğal Kararlılık Operasyonu Sözcüsü Albay Sean Ryan, Türkiye ve ABD’nin Menbiç çevresinde başlattıkları devriyelerin ortak değil, birbirinden bağımsız yürütüldüğünü belirterek, “Türk askerlerinin Menbiç’in içine girmeyeceğini size söyleyebilirim” dedi. Ayrıca Albay Ryan, Menbiç’le ilgili bir soruyu yanıtlarken, tüm bölgenin kontrolünün Menbiç Askeri Konseyi’nde olduğunu kaydetti.
Bahsedilen Menbiç Askeri Konseyi, Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı… SDG ise terör örgütü YPG’nin başka versiyonu, isim değiştirmiş hali…
Bunu ben demiyorum, bakın, Avrupa Polis Teşkilatı (Europol), 2018 AB Terörizm Durumu ve Eğilim Raporu’nda (TESAT) “SDG, ABD ve diğer Batı ülkelerince desteklenen YPG’nin hakim olduğu Arap ve Kürt milislerden oluşan bir ittifaktır” ifadelerini kullandı.
İşte bu Menbiç Askeri Konseyi’nin YPG’li komutanı Xelil Bozi, Türk askerinin Menbiç'e girmeyeceğini belirterek, Türk askerinin sadece Menbiç sınırının Cerablus tarafında devriye yapacağını söyledi. Kısaca Menbiç konusu da hikaye çıktı.
Ekonomi, iç politika, dış politika hangi konu olursa olsun siyasilerin tuttuğu elinde kalıyor. İşte icazet, okyanus ötesinden, Brüksel’den ya da Londra’daki fonlardan alınınca, yabancıların parasıyla saltanat sürdürülmeye çalışıp, doların tercümesi taşıma suyu niteliğindeki para ile ekonomi döndürülmeye çalışılırsa, tarım, hayvancılık, madencilik ve diğer sektörlerimiz küresel iradelere kurban edilirse yaşanacak tablo bundan farklı olmayacaktır.
İktidar böyle de muhalafet farklı mı? Elbette ki hayır…
Milli çözüm sahibi, Milli Ekonomi Modeli’ni ortaya koyan, Modelini uygulayan ülkeleri dünyanın zirvesine taşıyan, bağımlılıktan kurtaran Prof. Dr. Haydar Baş dışında bu kısırdöngüyü düzeltecek hiçbir lider yok.
Ama maalesef Türk milleti olarak bu gerçekten o kadar uzağız ki…
Demek ki daha çok çekeceğimiz var.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.