Cumhuriyet’in 15. yılı 29 Ekim’de coşkulu törenlerle kutlanmaktadır. Ancak, sağlık durumu “ciddi bir hal” almış, yardım da alsa çok güç hareket edebilir duruma gelmişti. Kuleli Askeri Lisesi öğrencileri, törenlerden dönerken, boğaz vapurunu Dolmabahçe önüne getirmişler, “İstiklâl Marşı ve Gençlik Marşı’nı söyleyerek”, onu selamlamaktadırlar. Dışarıda, coşkulu ve içten büyük bir sevgi gösterisi vardır. Ses tonuna yansıyan bir hüzünle, yanındakilere şöyle der: “Bugünü halkımla, halkımın içinde kutlamak isterdim. Beni Cumhuriyet Bayramı’nda halkımdan uzak tutan bu hastalığa lânet ediyorum. Bana gelecek bayramlardan söz etmeyin. Hatta gelecek aydan da söz etmeyin. Ekim ayını çıkarabilirsem bile, Kasım’ı çıkarabileceğimi hiç sanmıyorum.”(38)
Yüzü her zamankinden daha solgun, elleri balmumu rengini almıştır. Gözlerinin çevresi “mor halkalarla çevrili birer kuyu” gibidir.(39) Gençlerin coşkusu giderek artmış, gösterileriyle “yer ve göğü inleterek” onu görmek istemektedirler. Dr. Neşet Ömer ve Zeki Bozok’a, “duyuyor musunuz? Bunlar bizim gençlerimiz. Cumhuriyet’i emanet ettiğimiz gençlerimiz. Ne gür sesleri var. Öyle bir nesil yetişiyor ki, bu neslin heyecanı, yurt ve bayrak aşkı köreltilmeyecek olursa, dünyanın en mutlu ülkesi, biliniz ki, Türkiye olacaktır. Gençliği köreltmek isteyenler çıkacaktır. Tarihe bakınız, (gençleri körelterek y.n.) ulusların mutluluğuna, esenliğine gölge düşürecek bedbahların çıktığını görürsünüz” der ve gençleri görmek, onlara el sallamak için hazırlanmasını ister.(40)
Hekim, “fakat paşam” dediğinde sözünü keser, “nedir fakat?” diyerek sert tepki gösterir. Gerisini, odada bulunan Sabiha Gökçen şöyle anlatır: “Binbir güçlükle elbisesini giydirdiler... Pencerenin önüne bir koltuk getirildi ve Atatürk koltuğa oturtuldu. İşte o zaman, dışarıda esas kıyamet koptu. Onu gören gençler, çılgınca alkışlıyor, ellerindeki bayrakları sallıyordu. Görülecek bir manzaraydı. Gençleri, buradan eliyle selamladı. Gözleri yaşarmıştı. ‘Bu bayramlar ve yarınlar sizindir, güle güle’ dedi ve yatağına geri götürülmesini istedi”.(41)

Ölümsüzlük
10 Kasım’da son nefesini verdiğinde, arkasında 57 yıllık bir yaşam ve bu kısa yaşama sığdırılan görkemli bir eylem, tarihin gördüğü en büyük yenileşme eylemini bıraktı. Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk ulusu için anlamı; özgürlükle tutsaklığın, varlığını korumayla yok olmanın ya da gönençle yoksulluğun, en yalın ve en belirgin ayrımıydı. Yaşam direncini yitirmiş kabul edilerek, yok edilmek istenen büyük bir ulusu ayağa kaldırmış, onu eskiden gelen ve değişime açık yeni değerlerle adeta yeniden yaratmıştı.
Elli yedi yıllık yaşamın 26 yılını asker ocağında, bunun da 11 yılını cephelerde savaşarak geçirmişti. Türk Ordusu’na bağlılığı ve ona duyduğu güven her şeyin üzerindeydi. Türk ulusunun orduya duyduğu saygı ve güveni biliyor, kuruluşunun her aşamasına emek verdiği ulusal ordunun savaş gücüne ve yenilikçi niteliğine büyük önem veriyordu.
Bu nedenle olacak, yaşamındaki son bildirimi Ordu’ya yaptı; ondan, “Türk vatanı ve Türk topluluğunu, iç ve dış tehlikelere karşı korumasını” istedi; 29 Ekim 1938’de doğrudan Ordu’ya seslenen iletisinde şunları söyledi: “Zaferleri ve mazisi insanlık tarihiyle başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk Ordusu! Ülkesini, en bunalımlı ve zor anlarında, zulümden, felaket ve sıkıntılardan ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmışsan, Cumhuriyet’in bugünkü feyizli devrinde de askerlik tekniğinin bütün modern silah ve araçlarıyla donanmış olduğun halde, görevini aynı bağlılıkla yapacağından hiç kuşkum yoktur... Türk vatanının ve Türklük topluluğunun şan ve şerefini, dahili ve harici her türlü tehlikeye karşı korumaktan ibaret olan görevini, her an yerine getirmeye hazır ve amade olduğuna, benim ve büyük ulusumuzun tam bir inanç ve güvenimiz vardır... Bu kanıyla; kara, deniz, hava ordularımızın kahraman ve deneyimli komutanlarıyla subay ve erlerini selamlar, takdirlerimi bütün ulus önünde açıklarım. Cumhuriyet Bayramı’nın, on beşinci yıl dönümünüz kutlu olsun”.(42)  (Bitti)
DİPNOTLAR:
38 a.g.e.sf.302-303
39 a.g.e. sf.302
40 a.g.e. sf.304
41 a.g.e. sf.303-304 ve “Çankaya” F.R.Atay, Bateş A.Ş., İst.-1980, sf.491
42 “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III”, III.Cilt, Atatürk Araş.Merk. 5.Baskı, Ank.-1997, sf.331

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.