“Ha anamızın ırzı ha vatanın ırzı. Bu gelenler de ırz düşmanları” diyerek çatışmadan biraz önce askerine durumu olduğunca net bir şekilde açıklayan Bigalı Mehmet Çavuş, tüfeği bozulunca düşmana taş atıp kazma sapıyla üzerlerine yürümüştü.
Çanakkale’de 3 Şubat 1914’ten itibaren sıkılan kurşunlar bir efsaneyi, üzerinde güneş batmayan imparatorluğun donanmasını, ordusunu yerle bir ediyordu. Hasta adam, tahminlerin aksine devrilmiyor; nasırlı ellerini toprağa basıp silkiniyordu.
18 Mart 1915 deniz zaferi, kapıya dayanmış düşmana atılan bir tokattır. Bu tokat daha büyük bir kavgayı tetiklemiş ve çok değil üç hafta sonra Gelibolu kıyılarına vahşi bir saldırı başlatılmıştır. Bu saldırı da sonuç getirmemiş, 9 Ocak 1916 günü başlayan geri çekilme ile emperyalist saldırganlar ikinci tokadı da yemiştir.
Ancak denizde ve karada anavatan savunması için kazanılan muharebeler savaş kazandıramamıştır. Tarih göstermiştir ki, güçlü ekonomisi olmayan ve dolayısıyla bilime dayalı sanayiden yoksun bir deniz devleti, kendi kendine yeterli donanmaya sahip değilse istilalara açık kalır ve savunma sorumluluğu silahlandırılmış vatandaşa döner. Öyle anlar gelir ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün 25 Nisan 1915 sabahı başlayan düşman istilasında, Conk Bayırında 57. Alay askerlerine “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” demek zorunda kaldığı anlar yaşanır. Bu gerçeği yaşayarak öğrenen Atatürk genç cumhuriyetin güçlü bir donanmaya sahip olmasını hedeflemiş ve kısa sürede başarmıştır.
Cumhuriyet Donanması’nın kurulduğunda stratejik çerçevesini bir general olmasına rağmen eşsiz strateji dehası ve entelektüel birikimiyle Mustafa Kemal Atatürk çizdi.
Atatürk’ün Cumhuriyet Donanmasını oluşturma ve güçlendirme refleksinde öncelikle, çekirdek bir donanmanın oluşturulması fikri esas olmuştur.
1924 yılının Eylül ayında Hamidiye Kruvazöründe yaptığı Karadeniz gezisinde 20 Eylül akşamı geminin seyir defterine yazdığı aşağıdaki cümleler, Cumhuriyetin denizlere yönelişinin ayrılmaz parçası olan strateji ve kuvvet oluşturma süreçlerinin bina edileceği, teorik alt yapıyı oluşturuyordu:
“Hudutların mühim ve büyük aksamı deniz olan Türk Devletinin Donanması da mühim ve büyük olmak gerekir. O zaman Türk Cumhuriyeti daha müsterih ve emin olacaktır. Mükemmel ve kaadir bir Türk Donanmasına malik olmak gayedir”.
Çanakkale savaşı göstermiştir ki, donanmanın, denizaltı harbinin, mayın harbinin, topçunun önemi hayli büyüktür.
Ama meselenin özü şudur:
Düşmanın Çanakkale’de durdurulması, Türkiye’yi prematüre bir yıkımdan korumuş; dolayısıyla o tarihte lidersiz, örgütsüz, moralsiz ve bağımsızlığını kaybetmiş bir milletin haritadan silinmesini engellemiştir. Çanakkale, meydana getirdiği zengin bellek ile Türk kimliğinin inşasında belirleyici bir öneme sahiptir.
Yaşadığımız coğrafyayı vatan yapan bu engin hafıza kaybolursa, yeniden millet olmamız hangi rastlantılara bağlı kalır?
Zafer aynı zamanda Çanakkale’den mazlumlar dünyasına süngülerin açtığı yoldur.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100