İçinde bulunduğumuz Ocak ayı Osmanlının Yemen’den ayrılışının yıldönümü. 23 Ocak 1919’da Yemen’de bulunan son ordu da (7. Ordu) teslim oldu.

Benim dedem de Yemen gazisi olduğundan içimden Yemen’i yazmak geldi.

Hz. Peygamber Efendimizin doğumundan önce Kâbe’yi yıkmaya gelen Ebrehe dönemin Yemen valisidir. Ebabil kuşları tarafından ordusunun nasıl yok edildiği Kur’an’da anlatılır.

Yemen eskiden beri el dokuması kumaş üreten, nakışlı, renkli, ipekli elbise kumaşları dokuyan bir yerdi. Hatta Hz. Peygamberin Yemen’de dokunmuş kumaştan aba giydiği rivayetleri kuvvetlidir. İran Kisrasına mektup yazan Allah Resulünün mektubunu yırtıp atan İran Kisrası o dönem Yemen valisi olan Bazan’a Hz. Peygamberi öldürme emrini gönderir. Hz. Peygamberin yanına giden Bazan’ın iki adamına Allah Resulünün mucizevi şekilde Kisra’nın başına gelecekleri bildirmesinden kısa bir müddet sonra Kisra kendi oğlu tarafından parçalanarak öldürülür. Bunun üzerine Bazan Müslüman olur ve Hz. Peygambere bağlılığını bildirir.

Bundan sonraki dönemde İslamiyet hızla Yemen coğrafyasına yayılır. Yemen’de İslam’ın girmediği ev neredeyse kalmaz. Hz. Peygamber Yemen’e ayrı bir değer verir. Hz Ali’yi Yemen’e vali olarak tayin eder. Yemenliler ticaret ile uğraştığından dolayı İslam’ın deniz yoluyla Afrika, Hindistan, Endenozya, Malezya ve Filipinler’e kadar yayılmasını sağlarlar. Yemen halkı hicretin 7. yılında 700 kişi olarak o günün zor şartlarına rağmen Hz. Peygamberi ziyarete giderler.

1517’de Osmanlı’nın Mısır’ı alması ile Yemen Osmanlı idaresine geçer. Osmanlı Yemen’e büyük önem vermiştir. Buranın Hicaz bölgesinde olmasının yanında Portekizlilerin Ümit Burnu’nu keşfinden sonra Yemen (ve Aden) Hint denizine açılan kapı olmuştur.

O tarihten itibaren 300 yıl Osmanlı elinde geçen zamandan sonra 1839 yılında İngilizlerin Yemen-Aden’de bir kömür deposu kurmasından henüz bir yıl bile geçmeden 1840 Londra antlaşması ile Osmanlı Yemen’i boşaltmak zorunda kaldı. Bundan ancak 9 yıl sonra 1849’da Yemen tekrar alınabildi. Fakat bundan sonraki süreç hiç de Osmanlının lehine olmadı.

İngilizlerin Hicaz petrolünü ele geçirmek için neler yaptığını bilmeyen yoktur. 2. Abdülhamit’in Bağdat demiryolunun imtiyaz hakkını Alman şirketine vermek istemesini anlayan İngiliz Dışişleri Bakanlığı hemen harekete geçerek Londra’daki Türk başkonsolosluğuna Nisan 1913’te Mezopotamya’daki petrol kuyularının işletme hakkını istediklerini bildirir. İlginçtir Almanların çoğunluk hissesi 1914 savaşından önce bir anda İngilizlere geçer.

Sık sık yaşanan isyanlar yüzünden Yemen’den hiç de güzel haberler gelmez olur. Yemen’de çıkan veya çıkarılan isyanlar yüzünden o kadar çok askerimizi kaybettik ki rakamlar inanılmaz boyutta. Yemen’de görev yapan yüzbaşı-müşir Galip’in ifadesine göre 1871-1894 yılları arasındaki 22 yılda Hicaz ve Yemen çöllerinde tam 130.000 vatan evladı ölmüştür. Alman araştırmacı Eric-jan Rüccher’e göre ise sadece 1904-1905 Yemen ayaklanmasında Yemen’deki 55.000 Osmanlı askerinden 30.000’i ölmüştür. Trabzon redif taburu (redif, yeni terhis edilmiş askerlerden oluşan ordu) üzerine araştırma yapan Cengiz Çakaloğlu’na göre Trabzon’dan giden 809 kişilik redif taburundan sadece 50’si geriye dönebilmiştir. Tarihçi Cezmi Yurtsever ile Murat Cebecioğlu’nun anlattığına göre, San’a’da Müşir Rıza Paşa döneminde sadece kalenin içinde çoğu açlıktan 5000 askerin öldüğüdür.

Sözün özü Yemen’de yanlış politikalar yüzünden ölen on binlerce vatan evladı ne kadar olduğu bilinmeyen kayıp ve gazilerimiz.

Günümüzde de Suriye ve Irak’ta başkalarının dolduruşuna gelerek yapılan ve yapılmakta olan yanlış politikaların sonucunun çok ağır olabileceğini anlatmak için Yemen’i yazdım. Suriye olayları 15 Mart 2011’de başladı ve Nisan 2011’de tüm Suriye’ye yayıldı. 30 Eylül 2011 tarihinde de Türkiye’nin turizm merkezlerinden Antalya’da bomba patladı. O tarihten bu yana ülkemizin her köşesi sıkıntılı günler yaşıyor. Sadece son 1.5 yıl içinde 32 bombalı saldırı sonrasında 363’ü sivil 460 ölü ve binlerce yaralımız var. Maalesef Suriye’den kara haberler, şehit cenazeleri de artarak gelmeye devam ediyor. Bu olayların Suriye politikamız ile alakalı olduğunu artık herkes konuşuyor. Geçen gün hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş da Suriye politikasının başından beri yanlış olduğunu itiraf etti. Peki, sormak lazım; neden Suriye olaylarının başından beri uyaran Prof. Dr. Haydar Baş dinlenmedi? Bu noktaya gelmek için bu kadar vatan evladını kaybetmek mi gerekiyordu? Sözümüzü bitirirken bir temennide bulunalım. Lütfen Suriye politikamızın Yemen gibi bir sonuçla bitmemesi için gelin Prof. Dr. Haydar Baş’ı dinleyin. O’na sımsıkı sarılın. Çok geç olmadan.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100