ABD, PYD/YPG ile ortak, Esad’a düşman, DEAŞ’la savaştığını söylüyor.
Rusya, Esad’ın destekçisi, PYD/YPG’ye olumsuz bakmıyor, DEAŞ’la savaşıyor.
Suriye, Rusya’yla ortak, PYD/YPG’yi vatan haini olarak kabul ediyor, ABD’ye işgalci diyor, DEAŞ’la ve diğer terör gruplarıyla savaşıyor.
Türkiye, PYD/YPG ve DEAŞ’la savaşıyor, ÖSO ile ortak, Rusya ve İran ile mutabık, ABD’ye PYD/YPG’den ötürü kızıyor ama hala onunla stratejik müttefik…
İsrail, Esad’a ve İran’a düşman, ABD ve PYD/YPG’ye ortak, Rusya’ya bir şey diyemiyor.
İran, Esad’a ortak, Rusya ve Türkiye ile mutabık, ABD ve İsrail’e düşman ve DEAŞ’la savaşıyor.
Şimdi bu garip tablo karşısında şu sorulara cevap bulmak zorundayız:
ABD, Türkiye’nin terör örgütü kabul ettiği PYD/YPG ile ortaksa, Türkiye ile müttefik olabilmesi mümkün mü?
Türkiye, PYD/YPG’yi terör örgütü kabul edip, ABD’yi de teröre destek vermekle suçlarken, Esad yönetimi, PYD/YPG’yi vatan haini, ABD’yi işgalci kabul ediyor ve de her iki ülke de DEAŞ’la mücadele ediyor. O halde Türkiye’nin siyasileri Esad yönetimiyle neden karşılıklı çıkarlar doğrultusunda ilişki kurmaz, zalim Esed, dost Esad olmaz.
Suriye sınırımız Mart 2011’den önce en güvenli sınırımızdı. Türkiye bu tarihten itibaren yaşadığı olumsuzluklardan ders çıkartıp neden Suriye yönetimiyle yeni bir sayfa açmayı tercih etmez?
Rusya, ABD’nin Suriye’de işgal kılıfı olarak kullandığı ve Esad’ın vatan haini kabul ettiği PYD/YPG’ye neden sıcak bakar?
Daha birçok soru sorabiliriz ama gördüğünüz gibi ortaya çıkan denklem bir bilinmeyenli, 2 ya da 3 bilinmeyenli bir denklem değil, “hiç bilinmeyenli” bir denklem…
Mevcut anlayış ve inatlarla işin içinden çıkabilecek varsa buyursun...
Bu hiç bilinmeyenli denklemi çözebilecek tek çözüm, Prof. Dr. Haydar Baş’ın, “Bölgemizde yaşanan sorunlar ancak bölge ülkelerinin işbirliğiyle çözülebilir” ve de “Dış politikada üzerimizde menfur hesabı olmayan ülkelerle ilişkileri geliştirmeliyiz” cümlelerinde saklı… 
Bu ifadeler bize;
Üzerimizde BOP ve arzı mevut hesabı yapan ABD, İsrail ve onlarla beraber hareket eden diğer ülkelerle ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmemiz ve onlara karşı temkinli olmamız gerektiğini; 
Suriye, İran, Irak gibi komşu ülkelerin meşru yönetimleriyle de iyi ilişkiler içinde olmamız gerektiğini;
Ayrıca Rusya, Çin gibi BRICS devletleri ve de üzerimizde menfur hesabı olmayan diğer ülkelerle ilişkilerimizi geliştirmemiz gerektiğini gösterir.
Böyle olursa ne olur?
Türkiye ve Suriye anlaşır, teröre karşı ortak bir strateji belirler, Suriye’nin toprak bütünlüğü de, sınırlarımızın güvenliği de sağlanmış olur. İstediğimiz bu değil mi?
Bu birliktelik ABD’nin Suriye’den pılını pırtısını toplayıp gitmesine neden olur. 
Terör örgütleri bu birliktelik karşısında asla bu coğrafyada tutunamaz.
Bu mutabakatla Türkiye’ye sığınmış olan 3,5 milyon mülteci de vatanlarına güvenli bir şekilde geri dönme imkanı bulurlar.
Rusya ve Çin gibi ülkelerle karşılıklı çıkarlar doğrultusunda kurulan doğru ilişkiler, Türkiye’yi ve diğer İslam ülkelerini teknolojiden uzak ve yalnız olmaktan kurtarır. Şu bir gerçek ki, bugün bu ülkelerin gerek askeri gerekse sanayi teknolojileri ABD ve AB ülkelerinden çok daha gelişmiş vaziyette… Üstelik bize bu teknolojiyi verirken ABD gibi taviz koparma hesapları da yapmıyorlar.
Bunları yaparsak, düşmanlarımız bile bizi takdir etmeye başlar.
Bakın, geçtiğimiz günlerde Suriye hava savunma sistemleri İsrail F-16’sını düşürünce İsrailli ve ABD’li yetkililer nasıl açıklama yapmaya başladılar?
İsrailli askeri uzman Tal Anber, Suriye’nin füze savunma sisteminin güçlü olduğunu, zira son 35 yılda Şam yönetiminin ilk kez bir İsrail savaş uçağını düşürmeyi başardığını ifade etti. Tal Anber, Suriye hava savunma sisteminin yıllarca savaşa rağmen herhangi bir hasar almadığını kaydederek, söz konusu hava savunma sisteminin Suriye ordusunun en önemli ve etkili sistemlerinden biri olduğunu ve sürekli yoğun güvenlik önlemleriyle korunduğunu belirtti. 
ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Daniel Coats ise Suriye muhalefetinin artık Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirecek güçte olmadığını söyledi. İşte bu…
Bölge ülkeleri olarak coğrafyamızda vatan hesabı olan ABD ve İsrail gibi ülkelere el ovuşturacak, cesaret verecek adımlar değil, onlara çaresizlik içinde elimizi öptürecek adımlar atmalıyız. 
Bir de bu dediklerimize; Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli ile tam bağımsız bir ekonomiye dönüşümü; Sosyal Devlet Milli Devlet tezi ile devletiyle, milletiyle, askeriyle tek bilek tek yürek olmuş güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yükselişi ilave edebilirsek;
Liderlerimiz, pratiğini Hoş Geldin Atatürk eserinde gördüğümüz gibi bağımsız karakterler olursa... 
İşte o zaman sadece bölgemizde değil, tüm dünyada adalet ve barış dağıtan mükemmel bir örnek oluruz.
Tabii ki, inadımıza devam edip tüm âleme ibret olmak da mümkün…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.