Haftaya damgasını vuran en önemli olay, şüphesiz Berlin’deki Ehl-i Beyt Konferansı’nda, Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın kapanış konuşması olmuştur. Bu konuşmasında hocamız, kör dövüşüne dönen, haklı ile haksızın birbirine karıştırıldığı, bilgi kirliliğinin en acımasızca uygulandığı Suriye konusunda, çok önemli değerlendirmelerde bulundu. Bu değerlendirmenin arkasından ortaya çıkan tablo da, bir o kadar dikkate değer niteliktedir.
Yaşanan olayları, günlük olayların çarpıtıcı etkilerinden ve yanılsamalarından sıyrılarak, daha geniş bir perspektifte değerlendirebilmek aydın-mütefekkir insanların işi olup, esasen milletlerin gücü ve geleceği, bu tür insanlarının sayısı ve elbette onlara kulak verip fikirleri doğrultusunda politika üretmeleriyle doğru orantılıdır.
Suriye’de yaşananlar, adeta Türkiye’nin bir iç meselesi haline getirilmiş, hükümetin Suriye politikası ve Suriye’deki olayların gerçek nedenleri konusunda,  kamuoyunda çok farklı yorumlar ortaya çıkmış, ülke menfaatleri açısından bir fikir birliği oluşturulamamıştır. NATO’nun devreye girmesiyle ülkemiz, adeta yabancıların bir askeri üssü haline gelmiş, niçin olduğu anlaşılamayan bir garip savaş hazırlığı içine girilmiştir.  Hükümet yetkililerinin, birbiriyle çelişen ifadeleri, yaşananların devletin kontrolünde olmadığını, hatta bu çelişkili açıklamaların, dışarıdan gelen emirlerin farklı birimlere, doğrudan iletilerek uygulamaya konulmasından kaynaklandığını göstermektedir. Devlet organlarının, bu konuda çok başlı hareket ettiği, son dönemde yaşanan birçok olayda ispatlanmıştır.
İşte tam bu karmaşa ortamında, Sayın Başbakan, günün mana ve önemine uygun olacak ki, Suriye’de yaşananları Kerbela’ya benzetti. Prof. Dr. Haydar Baş Hocamız, Berlin’deki konuşmasında, bu benzetmeye işaret ederek, çok önemli bir değerlendirme yaptı. Bu değerlendirme, tarihin gerçeklerine uygun, entelektüel bir perspektif içerisinde yapılmış, önemli bir değerlendirmedir.  Prof. Dr. Baş, karakteristik özelliğine uygun olarak, bu değerlendirmesinde de, en karmaşık görünen olayları en yalın ve anlaşılır şekilde çözümlemiştir.
Prof. Dr. Baş değerlendirmesinde, Suriye’deki tarafları analiz ederek kimin hangi cephede yer aldığını evrensel prensiplerle ortaya koymuştur:
 1. Suriye’deki olaylar bir iç dinamikten kaynaklanmayıp doğrudan dış müdahalelerle başlatılmıştır. Bir halk hareketi değil, BOP kapsamında yürütülen çalışmanın bir parçasıdır.
2. Olayları başlatanlar bir hak arama idealinde değildir. Başkaldırı zulme karşı değil, gerçekte batı emperyalizmin zulmüne ortak, işbirlikçi bir gaye taşımaktır. Olayları gerçekleştiren silahlı grupların Suriye dışından temin edilen ve daha önce Tunus, Libya ve Mısır olaylarında kullanılan paralı askerler olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bu gruplara ağır silahlar başta olmak üzere, her türlü lojistik desteğin dünyayı, özellikle Müslüman coğrafyayı hedef alan güçler tarafından sağlandığı da ortadadır.
3. Suriye’deki rejimin ortadan kaldırılması ve Esad’ın devrilmesi, başta ABD ve İsrail’in hedefidir. İsrail açısından Gazze ve Batı Şeria’nın halledilmesi, Esad’ın halledilmesiyle doğrudan ilgilidir.
4. Bu şartlarda, Suriye’deki olaylara Kerbela benzetmesi yapılması halinde, İsrail, ABD ve NATO destekli muhalifler, güçlünün ve zalimin yanında yer almaktadırlar. Yani Yezid’in rolünü üstlenmişlerdir.
5. Aynı şekilde bu güce boyun eğmeyen, tehditlere rağmen Filistin politikasından vazgeçmeyerek İsrail ve ABD’ye ve onların işbirlikçilerine direnen Esad da, Hz. Hüseyin Efendimizin rolünü almış oluyor. Esad, koltuğunu korumak amacıyla hareket etse ve gereken tavizleri verseydi, bu duruma düşmezdi. Kuveyt, Katar gibi bir Suriye ortaya çıkardı.
Prof. Dr. Baş’ın bu değerlendirmeleri olayları tüm çıplaklığıyla ortaya koymuş ve sahte rollere soyunarak, Müslümanları yanıltanların maskelerini de düşürmüştür. Bu sebepten olacak ki, Müslümanların bir kesiminin katline fetva verecek kadar ileri giden birtakım çevreler, feveran ederek asılsız iddia ve yalanlarla Prof. Dr. Haydar Baş’a saldırmaya kalkışmışlardır. Yapılan değerlendirmedeki içerik ve metodolojideki derinliğin karşısında, Haydar Hoca: “Esad Hz. Hüseyin’dir” dedi. “Hz. Hüseyin insanları öldürmemiştir” gibi bir çıkış, bu çevrelerin seviyesini ortaya koymaktadır. Kaldı ki, Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt’i anlama ve yaşama konusunda, bu çevrelerin Prof. Dr. Baş’ın karşısında söz söylemeleri bile abes hükmündedir.
Bu iftiralar aynı zamanda, bu çevrelerin samimiyetsizliğini de ortaya koymaktadır. Samimi insanlar, doğrular önüne konulunca onu kabul ederken, münafık ve dalkavuk ruhlu insanlar ise inkâr ve inat yolunu tercih ederler. Bu hal maalesef insanlık tarihi boyunca hep böyle olmuştur. Hatta Kerbela olayında da, Hz. Hüseyin efendimizin Yezid’in ordusundakilere hitabı neticesinde, samimi Müslümanlar, Hakkı kabul ederek Hz. Hüseyin efendimizin safına katılmışlardır.
Bütün bu yaşananlara rağmen, hükümetin Prof. Dr. Baş’a kulak vererek Hürr rolünü üstlenmesi için henüz vakit geçmiş değildir. Bu hareket ülkemiz ve topyekûn İslam coğrafyasının kaderini değiştirecek, milletimizi olması gereken safa; Ehl-i Beyt’in safına taşıyacaktır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121