Meşin yuvarlağın şampiyonluk hasreti bir başkanı götürdü. Diğer dallardaki başarılar güzel; ipi göğüsleyen hep Fenerbahçe… Ama futbol aşkı başka bir âlem. Ezeli rekabette Galatasaray’ın göğsüne taktığı “dört yıldız” a karşın 4 yıldır futbolda şampiyonluk bekleyen Fenerbahçe taraftarını, diğer dallarda kazanılan şampiyonluklar kesmedi.
20 yıl gibi uzun süre kulüp başkanlığını yürüten Aziz Yıldırım’ın hizmetleri büyük; üstelik omuzlarında 3 Temmuz kumpasının yükünü taşımış, mahpushane çilesi çekmiş, eğilip bükülmeden, yılmadan FETÖ’ye karşı mücadelesini vermiş ve kazanmış başkan.
Yine de verilen hizmet ve mücadele, başkanlığını sürdürmesi için yetmedi. Geçen hafta sonu Fenerbahçe kongresi yapıldı. Başkan adaylarından Ali Koç, Aziz Yıldırım’a karşı ezici bir çoğunluk sağlayarak (Ali Koç: %78, Aziz Yıldırım: %22) başkan seçildi.
Taraftarın sesi delegeler Aziz başkana artık yeter dediler. Bu değişimi gerektiren sebepler arasında tabii ki, kaçan şampiyonluklar baskın unsur olsa da;
Şu kibir var ya şu kibir… İşte Aziz Yıldırım’ı yıkan da o kibir oldu.
Kibir; “Büyüklük, ululuk. Kendini büyük görme, başkalarından üstün tutma, büyüklenme” anlamındadır. Aziz Yıldırım’ın hatası buydu; her şeyi ben yaparım, bütün başarılar benimdir diyen bir yöneticiye sempati duyulmaz. Spor camiasında agresif tutumu, rakip takımların yöneticilerine, hakem camiasına -haklı nedenlerle de olsa- karşı kullandığı dil ve üslûp, O’nu ve ekibini yıprattığı gibi kulübe de zarar vermeye başlamıştı.
Ve… bir dip dalgası, tam zamanında değişimi başlatmış oldu. Türk sporuna ve Fenerbahçe’ye hayırlı olsun. Hem de ders olsun. Stadyumda yapılan kongre ve seçim güven vericiydi. Kargaşa ve karışıklık olmadan sonuçlar belirlendi.
Dileğimiz maçların da şiddetten uzak bir ortamda yapılması.
Şiddeti ortadan kaldırmak için kanunlardan daha başka dinamiklere ihtiyacımız var. Futbolda yükselen şiddet ve düzensizlik dalgasına biraz da Türkiye’nin geldiği politik ve sosyal iklim açısından bakmak gerek. Toplumun her kesiminden yükselen şiddet ve nefret sarmalı ortasında futbolun bundan etkilenmemesi mümkün olamazdı.
Evde, okulda, kışlada, karakolda, siyasette, sokakta, hastanede, trafikte sürekli karşılaştığımız ve gün geçtikçe olağan hale gelen, topluma yayılan şiddet, tribünleri de kollarına almaktadır.
Tribün demişken; Şiddetin suçunu futbol taraftarına yüklemek ve bunun üzerinden yapılacak yasal düzenlemelerle sonuç almayı ummak yanlış bir hukuk politikasıdır. Toplumda barış sağlanmadıkça, huzursuzluk her yerde, her kesimde yaşanacaktır.
Hukuk adına şunu da söylemeliyiz ki, nasıl İş Mahkemeleri, Çocuk Mahkemeleri, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk ve Ceza Mahkemeleri gibi ihtisas mahkemeleri varsa; spor dünyasında eksiklik duyulan bir mahkemeyi, “Spor Mahkemeleri”ni de hayata geçirmeliyiz.
Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (CAS) şu anda spor kamuoyunda en üst kuruluş olarak göze çarpmaktadır. CAS’ın kararlarının bozulduğu tek üst inceleme yeri İsviçre Federal Mahkemesi’dir.
Spor hukuku adına söylenecek çok söz varsa da, kısmet bir başka yazıya…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.