Tıpkı 15 Temmuz kalkışmasının hemen ardından ilkbahar yağmurlarının peşine boy veren bol miktardaki mantarlar gibi; “ben demiştim, ben dememiş miydim?” diye kanal kanal dolaşan sözde kahramanlar gibi, felaketin birinci yıldönümünde de mebzul miktarda sözde “uyarıcılar” gördük.
Ben, filanca tarihli yazımda şöyle yazmıştım diyeninden, falanca televizyondaki konuşmamda böyle demiştim diyene kadar, gittiğim her konferansta bu tehlikeye hep dikkat çekerdim şeklinde günah çıkaranlara kadar bol miktarda açıklamalar dinledik.
Bütün bu söylenenler doğruysa peki bu korkunç uçurumun başına nasıl ve niye gelindi?
Arşivler unutmuyor, kayıtlar ortada, sosyal medyada videolar dolaşıyor; tehlikenin kapıya dayandığı tarihlerde bile dönemin Başbakanından, hemen hemen tüm bakanlarına, özellikle büyükşehir belediye başkanlarından büyük sermayelere hükmeden iş adamlarına kadar hemen hepsi, Pensilvanya’ya selam gönderme yarışındalar.
Bugün FETÖ lideri dedikleri meczubun faziletlerini anlata anlata bitiremeyen, eğitime katkısını dillendiren, gücünü halktan aldığının altını çizen, ne kadar yerli bir hareket olduğunu ispata çalışan siyasilerin bol keseden nutuklarından geçilmiyor.
Tarihe not düşmek adına, bir hakkı sahibine teslim etmek adına, sözün haysiyetini korumak adına söylemek borcundayız ki; Prof. Dr. Haydar Baş, üstün basireti sayesinde bu tehlikeyi ilk fark eden ve kamuoyunu ilk uyaran ilim, fikir ve siyaset adamıdır.
Hatta, on beş seneden beri Türkiye’yi yöneten partinin daha kurulma aşamasında iken kurucu Genel Başkanını bu FETÖ fitnesine karşı uyaran ilk ilim adamı da yine Sayın Haydar Baş’tır.
Bütün riskleri göze alarak, bütün tehlikelere tek başına göğüs gererek; “bu bir fitne hareketidir, bu İslam’ın içini boşaltma faaliyetidir” diye feryad eden Haydar Hoca’ya kulak verilseydi, AKP iktidarıyla bu fitne hareketi bu kadar palazlanmayacak ve 15 Temmuz felaketi de yaşanmayacaktı.
Bütün bir kamuoyunu ve yöneticileri, ta yirmi yıl evvelinden söz konusu organize fitne hareketine karşı uyaran Prof. Dr. Haydar Baş’a kulak tıkayanlar ne yazık ki milletin basiret kanallarını da tıkadıkları için gözü dönmüş fitnecilerin işini kolaylaştırmış, ekmeklerine yağ sürmüş ve felaketi hızlandırmışlardır.
1997 yılının sonlarında, söz konusu meczubun Papaya gideceği haberlerinin basında yer aldığı günlerde, sayın Haydar Baş Hoca ile ilk karşılaştığımızda söylediği şu cümle daha dün gibi hafızamdadır:
“Aziz Hoca, senin bu hemşehrin ne işler peşinde farkında mısın? Bu adam resmen ateşle oynuyor, daha gitmeden uyarmak lazım.”
Ertesi günden başlayarak uzunca bir mektubu bir heyetle göndererek uyarmış, uyanmayıp Papasına gidince ve ardından basın yoluyla kendisini kardeşçe uyaranlara hakaret edince, söz konusu mektubu Türk kamuoyu ile paylaşmış ve ardından hazırlanan dosyalarla, belgelerle tüm ileri gelenlere, kanaat önderlerine, ilim mahfellerine göndererek tüm toplumu gafletten uyarmaya devam etmiştir.
Tarihe not düşmek adına, bir hakkı hak sahibine teslim etmek adına, bilginin ve sözün haysiyetini korumak adına, bütün burun kıvıranların kıvırmalarına aldırmadan söylemek boynumuzun borcudur ki; FETÖ fitnesine karşı hem yöneticileri hem de yönetilenleri ilk uyaran, hatta tek uyaran sayın Prof. Dr. Haydar Baş’tır.
15 Temmuz felaketini yaşadıktan sonra sayın Baş’ın feryatlarında ne kadar haklı olduğunu ancak anlayabildik, hala anlamamakta ve burun kıvırmakta devam edenlere de sadece acıyoruz.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100