Dünya, "Küresel ısınma" kavramıyla 19. yüzyılda tanıştı. 
Uzmanlar küresel ısınmayı şöyle özetliyorlar: Kömür gibi fosil yakıtların kullanılması, ormanların yok edilmesi, karbondioksit ve metan gazı gibi sera gazlarının atmosferdeki miktarını artırdı. Bunların artışı, yerkürenin sıcaklığını etkiledi. Atmosferde bulunan ve kısaca sera gazları adı verilen karbondioksit, su buharı, ozon, metan, azotoksit ve koloroflorokarbon gazlarının miktarındaki artış, dünyadan atmosfere geri yollanan güneş ışınlarının daha fazla tutularak yeniden atmosfere yayılmasına yol açıyor. Yani bu sera gazları vasıtasıyla sıcaklık atmosferde tutuluyor. Bu da ortalama sıcaklığın artması anlamına geliyor.
Ülkemizde yakın zamana kadar dört mevsimi ağız tadı ile yaşardık. Artık dört mevsimimiz yok. İklim değişikliği sonucu yazımız kış, kışımız yaz oldu sevgili okurlar. Artık dört mevsim yok. Tüm mevsimler neredeyse bahar ve yaz mevsimini andırıyor. Kış ortasında meyvelerin açtığına şahit oluyoruz. Doğamız tersyüz oldu gibi bir şey... İklimbilimciler yakın gelecekte ciddi bir kuraklığın olacağını belirtiyorlar.  
Yetkililer; “Eylülden Aralık ayı sonuna kadar tahıl bölgelerine düşen yağışların yüzde 47’nin altında olacağını bundan sonra kuraklık yaşanmasa bile yüzde 20 verim düşüşünün kaçınılmaz olduğunu dile getiriyorlar.
Çiftçi sendikaları konfederasyonlaşma platformu sözcüsü Abdullah Aysu'nun www.karasaban.net'te kaleme almış olduğu yazıyı önemine binaen sizlerle paylaşmak istiyorum sevgili okurlar:
"Kuraklığın nedeni ise, küresel iklim değişikliği ve ona bağlı olarak yağış rejiminin değişmesi. Yağış rejimi de, öyle durup dururken değişmiyor. Küresel iklimi değiştiren pek çok neden var. En önemli etken, salınan karbondioksitin birikmesi oluyor. 
Kuraklığın nedeni ise, küresel iklim değişikliği ve ona bağlı olarak yağış rejiminin değişmesi. Yağış rejimi de, öyle durup dururken değişmiyor. Küresel iklimi değiştiren pek çok neden var. En önemli etken, salınan karbondioksitin birikmesi oluyor. Tarımsal üretim modelinde hibrit tohum kullanılıyor. Hibrit tohumlar da, gübresiz yüksek verim vermiyor. En çok da, azotlu gübreler kullanılıyor. Kullanılan azotlu gübreler, küresel iklime karbon dioksitten 25 kat daha fazla zarar veriyor. 
Küresel ısınmanın yüzde 15-18’i açılan arazi ve ormansızlaşmadan oluyor. Türkiye, 1928’den bu yana mera varlığının üçte ikisini kaybetti. Oysa meralar sadece hayvanların beslendiği, canlıların yaşadığı yerler değildir. Aynı zamanda karbon dioksit stoklayan yerlerdir. Yönetenler, meraları ranta açmak için elinden geleni ardına koymuyor.
Bir yandan kuraklığa bağlı olarak orman yangınları almış başını gidiyor diğer yandan ormanlık alanlar biyoyakıt için tıraşlanıyor, yok ediliyor. Engellenemiyor.
Gıdaların işlenme biçimi, paketlenmesi ve nakliyatı küresel ısınmanın yüzde 15-20 artmasının nedeni durumunda. Gıda şirketlerinin marifetiyle gıdalar dünyanın bir ucundan diğer ucuna sürekli seyahat halinde.
İşte bu tarım, gıda ve sanayideki yanlış uygulamalar ve doğaya aykırı faaliyetler nedeniyle yağış rejimi değişiyor. Yağış rejimi bozuldukça da, bazı bölgeler kuraklıktan kavruluyor, bazı bölgeleri ise sel götürüyor.
Aslında bunları yaşamaya mecbur değiliz. Çünkü tarım bütünüyle yenilenebilme potansiyeli taşır. Kimyasalsız küçük köylü tarımcılığı, sera gazlarını azaltır, bitki ve toprakta bulunan karbonun ayrışmasını kolaylaştırır böylece iklim değişikliğinin etkilerini azaltabilir.
Bakın, kimyasalsız üretim yapan küçük köylülerin toprakları hektar başına 3-8 ton karbon depolar. Bu da sera gazı emisyonlarını yüzde 60 oranında azaltır. Kimyasalsız küçük köylülüğe dayalı üretim biçimi karbon dioksit emisyonlarını yüzde 48-60 oranında azaltır. Endüstriyel tarım tarzı hektar başına yılda 637 kg daha fazla karbon dioksit üretir.
Ancak dünya ölçeğinde bir avuç parababası şirket sahibinin kurduğu hegemonya nedeniyle endüstriyel tarımda ısrar sürüyor. Endüstriyel gıdalar, dünyanın dört bir yanını destursuz dolaşıyor. Doğa talan ediliyor. Yağış rejimi sürekli değişiyor. Felaketler artarak devam ediyor. Küçük ölçekli tarımı ortadan kaldırmak için uygulamaya sokulan politikaların daha biri bitmeden diğeri devreye sokuluyor. Sonra da, hükümetler kuraklık var diye timsah gözyaşları döküyorlar. Gel de inan!"
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.