Ülkemiz tarımını olumsuz etkileyen nedenlerin başında yüksek girdi maliyetleri geliyor. Mazot dünyanın en pahalı mazotu. Su ve enerji maliyeti yüksek. Gübre, ilaç, tohum rakiplere göre pahalı. Bu nedenle üretici üretim yapamıyor, yapsa bile ürettiğini zararına satıyor. Bu yönüyle dünyanın en pahalı akaryakıtı, suyu, elektriği ve doğalgazını tüketmekteyiz.
İçeride milyonlarca dekar boş arazi duruyor. İklim uygun. Su var. Makine ve teçhizat var. Ama üretmek yerine ithal ediliyor. Uygulanan politikalar üretimi değil, ithalatı destekliyor. Türkiye'deki çiftçinin ürünü değil, yurtdışındaki çiftçinin ürünü destekleniyor.
Türkiye'de de artan akaryakıt kullanımına paralel tarımda da artan makineleşmeyle birlikte, mazot kullanımı hızla artmakta. Ülkemiz özellikle, akaryakıta uyguladığı ÖTV ve KDV oranları ile dünyada ön plana çıkan ülkelerden biri olmuştur. Tarım sektörü yılda 3.5 milyon ton civarında mazot kullanmaktadır. Mazottan %36.57 ÖTV ve %15.07 KDV yani dolaylı vergi alınmaktadır. Mazotun satış fiyatının yüzde 60'ı vergiden oluşuyor. Mazottan alınan yüksek vergiler ile verilen mazot desteği kıyaslanamayacak ölçüde düşük kalıyor. Hatta Türkiye'de tarıma verilen toplam desteğin (DGD,  gübre ve mazot desteği), yalnızca mazottan alınan vergi ile hemen hemen geri alınmaktadır.
Türkiye'de 1975 yılında 1 kg buğday ile 1.07 litre mazot alınabilirken, 2000'lerde bu değer 0.32 litre, 2008 yılında 0.17 litre ve 2017 yılında 0.16 litre'ye düşmüş bulunmakta.
Türkiye'de özellikle akaryakıtta uygulanan yüksek vergiler tarımsal üretimi olumsuz etkilerken, artan tarımsal girdi fiyatları ile birlikte, tarım ürünleri fiyatlarındaki reel düşüş, Türkiye tarımında yaşanan krizi daha da derinleştirmektedir.
Mazot verilerini baz aldığımızda, yüzde altmışlık vergiyi kaldırmadıkça bu ülkede çiftçi para kazanamaz, olduğu yerde debelenir durur. Debelendikçe de batar. Bugün olduğu şekliyle Anadolu yaylasında borçlu olmayan, tarlasını bankalara ipotek ettirmeyen bir çiftçi göremezsiniz...
Gelelim hiç kimsenin gelmek istemediği çözüm ve çareye. Sağır sultan da biliyor ki, bu ülke petrol denizi üzerinde yüzmekte. Şu an yüzlerce ecnebi firma başta Güneydoğu'muz olmak üzere ülkemizde petrol çıkartmakta. Şu acı bir gerçek ki, ülkemizde şu an su kuyusundan fazla petrol kuyusu var.
Şimdi soralım; bu ülkede başta petrol olmak üzere her türlü madenin olduğunu, bu madenleri devlet-millet ortaklığı ile çıkarıp milleti bu madenlere % 49 ortak yapacağını barım barım bağıran kim? Söyleyin utanmayın, ıkınmayın, çekinmeyin söyleyin... Bu gerçekleri yıllardan beri söyleyen ve bu milletin zengin olması, müreffeh ve medeni olmasını isteyen tek kişi elbette Prof. Dr. Haydar BAŞ...
Bu işin kitabını yazan, modeli dünyada uygulanan ve ayakta alkışlanan bu yüce insana yıllardan beri bu millet üç maymunu oynadı.. Elbette bu milletin iki yakası bir araya gelmez.
Bir yanda Hak bir yanda bâtıl. Bir yanda doğru bir yanda eğri. Bir yanda ak bir yanda kara. Bir yanda çözüm, çare bir yanda çaresizlik. Bir yanda zenginlik bir yanda fakirlik. Bir yanda "Kainat Devleti Türkiye" bir yanda sürünen, rezil Türkiye...
Milletimiz maalesef bugüne dek hep batılı, karayı, yalanı, eğriyi, fakirliği, çaresizliği, sürünmeyi ve rezilliği tercih etti... Ki bundandır başına hep pislik yağıyor...
Allah pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır (Yunus Süresi, 100)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121