Ülkede tüm kamu iradesi ve kudretinin tek KHK’sına bağlı olduğu Cumhurbaşkanı, bankaların faiz sömüründen yakınıyor.
Türkiye Cumhuriyeti devleti, bağımsız ve sosyal bir devlet olmak yerine bankacıların mutemedi ve küresel tefecilerin tahsilatçısı bir devlet halini almıştır.
Türkiye’nin tek şansı vardır: Prof. Dr. Haydar Baş.
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, dünya nüfusunun 4 milyarlık kesiminin uyguladığı Milli Ekonomi Modeli / Sosyal Devlet-Milli Devlet projeleriyle, devleti tefecilerin mutemedi olmaktan kurtarıyor. Bağımsız devlet yapıyor. Sosyal Devlet yapıyor.
Prof. Dr. Baş’ın “milli para” formülü, devletin bağımsızlık bayrağıdır.
Milli para, bir devletin ve milletin yıllık GSMH’sı, emeği, hizmeti, kaynakları, bilgi ve tüketim kabiliyeti karşılığında bağımsızlığının gereği olan emisyon hakkını kullanarak basıp piyasaya sürdüğü parasıdır.
Detayları ve formülleri Prof. Dr. Baş’ın modelindedir.
Epeyce zamandan beri Amerika gibi gelişmiş sömürgeci devletler ve global güçler, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin milli paralarının devrede olmasını istemiyorlar.
Dünya Bankası, IMF, Kredi Derecelendirme kurumları başta olmak üzere her türlü kapitalist kurum ve enstrümanları devreye koyarak onların piyasalarında kendi paralarının dolaşımda olmasını sağlıyorlar.
Kendilerinin bastıkları banknotları ve hard currencyleri, sendikasyon kredisi, destek, yardım ve borç adı altında o ülkelere aktarıyorlar. Böylece hem onların emek, hizmet, üretim, kaynak ve GSHM’larını 20 centlik kağıt maliyetine satın alıyorlar, hem de onları borç ve faiz batağına mahkum ediyorlar.
Bu ülkelerdeki iktidarlar ise, aldıkları borç ve faizlerini ödemek için kendi halklarına vergi üstüne vergi salıyor, zam üstüne zam yapıyor, fon, ceza, haraç kesiyorlar.
Böylece devlet, “sosyal bir devlet” değil, küresel tefecilerin tahsilatçısı ve mutemedi “ceberrut bir devlet”e dönüşüyor.
Bu enayi, avanak ve et kafalı ülkelerin başında maalesef Türkiye gelmektedir.
Küresel kapitalist sömürü düzenbazlığının başını 2005 yılına kadar Amerika çekiyordu.
Prof. Dr. Baş, 2005 dünyaya ilan ettiği Milli Ekonomi Modeli ve milli para gerçeği ile kapitalizmi tarihe gömdü, sömürgeciliğe son verdi.
Nitekim Rusya ve BRICS devletleri başta olmak üzere dünyanın 4 milyarlık nüfusunu kapsayan kesim, Prof. Dr. Baş’ın modelini uygulayarak sömürülmekten kurtuldu, sosyal devlet projeleriyle halklarına nefes aldırdı, topyekun ekonomileri şahlandı.
İşgalci Amerika’ya endeksli tek kutuplu dünya, Milli Ekonomi Modeli ile çok kutuplu dengeye oturdu.
Reva mıdır ki, Türkiye, dünyadaki bu “büyük oluş”tan mahrum kalsın?!
Türkiye’nin avanaklığı ve budalalığı işte tam da burada düğümleniyor.
Prof. Dr. Baş, milli paramızı devreye koyalım, işte hesabı-kitabı, diye dünyayı ayağa kaldırıyor; kapitalizme bağımlı Türk siyaseti, faiz lobilerinden hard currecy, sendikasyon kredisi ve borç dilenerek sömürgecilere mutemetlik ve faiz lobisine tahsildarlık yapıyor.
İktidarı da aynı kafa, muhalefeti de…
Cumhuriyet mirası işletmelerini ve yeraltı-yerüstü kaynaklarını özelleştirme adıyla ecnebiye-yandaşa peşkeş çeken iktidar maharetiyle koca Devlet 1 trilyon dolar borca batmış… Millet, 490-500 milyar tüketici kredisi borcuyla bankaların kölesi haline gelmiştir.
Vallahi, dün tek tek saydım, saydırdım; Türkiye’de maliyeden adliyeye, emniyetten sağlığa, yayıncılıktan elektriğe, çiftçiden işçiye, esnaftan işverene devletin vatandaştan aldığı 300 tür vergi, stopaj, fon, harç ve ceza var.
Mutemet devlet, bütün bu yol ve yöntemlerle vatandaşımızın emeğinden, alın terinden, kasasından ve kesesinden alıyor; milli paramızı basmadığı için küresel tefecilerden ve bankalardan almak durumunda olduğu kredi, borç ve faizlerini ödemekle uğraşıyor.
İktidar, koltukta biraz daha kalmak pahasına faiz lobilerine mutemetlik ve tahsilatçılık yapıyor.
Himayesi altındaki ülkelerle birlikte 24 milyon km2’ye hükmeden koca Osmanlı bu kafayla batmış iken; genç Cumhuriyet nasıl dayansın?!
Parayı, İsrail devletini kuran Yahudi Rothschild ailesi sair tefecilerden borçlanarak temin eden koca Osmanlı’da, II. Abdulhamid maharetiyle 1881’de Duyûn-i Umumiye kuruldu. Osmanlı’nın gelirinin yüzde 35-40’ına el koyan Düyûn-u Umumiye, İngiliz, İtalyan, Alman, Fransız, Avusturyalı, Osmanlı, bir de Galata bankerlerini temsilen olmak üzere 7 kişiden müteşekkildi (İ. H. Yeniay, Yeni Osmanlı Borçları Tarihi, s. 73-74. İÜ. İktisat Fakültesi Yay., İstanbul 1964).
Bu tefeciler ve duyûn Osmanlı’yı yedi-bitirdi, koca Osmanlı tarihe karıştı.
Gazi M. Kemal Atatürk, bitmiş Osmanlı’dan Milli Mücadele ile Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti inşa etti, Osmanlı’dan kalan 129 600 090 Türk Lirası borç bakiyesini üstlendi, 1929-1954 yılları arasında ödeyip sıfırladı (Macit İnce, Devlet Borçlanması (Kamu Kredisi), s.65, Ankara, 1976).
Atatürk’ten sonraki siyaset, Amerika başta olmak üzere yine küresel tefecilere ve faiz lobisinden dilenmeye yanaştı; bugün devletin borcu 1 trilyon Doları, vatandaşın tüketici kredisi borcu 490-500 milyarı aştı.
İktidar ve muhalefet, adeta Duyûn-u Umumiye hizmeti veriyor.
Tarihin bu dönüm noktasında, yüzyıl sonra Prof. Dr. Haydar Baş, bu oyunu büyük sömürü oyununu bozacak bir model ve siyaset ortaya koyuyor.
Türkiye’nin yegane bahtı budur, ey devlet ve millet!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.