Milletimiz için Arabistan denilince Hz. Muhammed (s.a.a), Kur’an, Kâbe, Arafat gibi en kutsal değerlerimiz akla gelir. Haliyle bir sevgi, bir saygı kavramının ifadesidir Arabistan. 
Ya Suudi Arabistan! İşte bu iki kavram birbirinden çok farklıdır. Suud yönetimi, Müslümanların mallarını Haçlı ABD’ye peşkeş çeken, Müslümanlara karşı her daim dün İngilizlerin, bugün ABD’nin yanında yer alan, en kutsal değerlerimize saldıran bir yapıdır. Bu yapıyı ayakta tutmak için manevi bir anlayış geliştirmişlerdir; Vahhabilik.  
Nedir Vahhabilik ve nasıl ortaya çıkmıştır? Konu çok derin. Ben özetleyeceğim.
Hempher’ı, Lawrence’yi artık hepiniz biliyorsunuz. Çünkü Cumhurbaşkanı bile artık onlar üzerinden örneklemeler yapıyor. Oysa Prof. Dr. Haydar Baş, 20-30 yıl öncesinden bu kişilerin görev ve icraatlarını anlatarak, içimizdeki Hempher ve Lawrence’lere karşı hem devlet, hem de milletimizi uyarmıştır. 
Konumuz Suud olduğu için o bölgeye bir gidelim. Hempher, Irak’ta görevlendirilir. Gitmeden önce şu talimatlar verilir kendisine;  
“Ey Hempher, bil ki, Allah, Habil ve Kabil’i yarattığından beri, insanlar arasında tabii ihtilaflar vardır. Bu anlaşmazlıklar Mesih dönünceye kadar devam edecektir. Renk, kabile, arazi, milli ve dini ihtilaflar böyledir…
Bu sefer vazifen bu ihtilafları iyice tanımak ve nazırlığa bilgi vermektir. Müslümanlar arasındaki ihtilafları şiddetlendirebilirsen, İngiltere’ye en iyi hizmeti yapmış olacaksın.”
Kimdir bu Hempher? Çoğu İslam bilgininden daha çok bilgiye sahip, İslami hükümleri çok iyi bilen, mezhepler arasındaki ihtilaflara vakıf, çok iyi Kur’an okuyan bir İngiliz ajanı.  
O yıllarda Muhammed bin Abdülvehhab ile Muhammed bin Suud, İngilizlerden aldıkları maddi ve askeri destekle Osmanlı’yı arkadan vurmuş ve bu toprakları adeta İngiliz sömürgesi haline gelmesini sağlamışlardır. 
Haricilik benzeri radikal fikirleriyle ortaya çıkan ibn-i Abdülvehhab ile tanışan Hempher samimiyetini artırdıkça Abdülvehab’ı avucunun içine alıyordu. Abdülvehab’ı kadın ve içkiye alıştıran Hempher hem maddi, hem de dini sahada ki bölücü fikirlerini Abdülvehab’ın beynine işledi ve uygulamaya geçirildi.  
Abdülvehhab’ın yazdığı ve torununun eklemeler yaptığı Kitab-üt tevhid aslı kitaptan bazı bölümler aktarayım;
* Amel imanın parçasıdır, azalır çoğalır. Bir farzı yapmayan, mesela farz olduğuna inandığı halde, tembellikle namaz kılmayan kâfir olur. Bu öldürülür, malları vehhabilere taksim edilir.
* Peygamberlerin ve Evliyanın ruhlarından şefaat isteyen, bunların mezarını ziyaret edip, bunları vesile ederek dua eden kâfir olur. Ölmüş peygamberden de bir şey istemek şirktir.
* Mezarlar üzerine türbe yapmak ve türbelerde namaz kılmak caiz değildir. 
* Haremeyn halkı şimdiye kadar kubbelere, duvarlara tapındı. Sünniler ve Şiiler bunun için müşriktir. Bunları öldürmek, mallarını yağma etmek helaldir, kestikleri leş olur.
* Mezhepleri kabul etmezler. Şefaate ve keramete inanmazlar. Tasavvufu reddederler. Sebeplere yapışmayı, vesileyi, tevessülü kabul etmezler. Hatta şirk olarak kabul ederler. 
* Allah rızası için adak yapmak ve hayvan kesmek ve bunların etlerini fakirlere dağıtıp, sevaplarını Peygamberlere ve Evliyaya hediye etmek şirktir, diyorlar.
* Resûlullah’ı övmeye, O’ndan şefaat istemeyi kabul etmezler. Şirk sayarlar. İşte bunlar gibi daha pek çok itikadı ve ameli batıl, sapık düşünceleri vardır ve bu düşüncelerinin adına Vahhabilik, denir. 
Zaten Kâbe İmamı denilen Abdurrahman es Sudeys'in; “Allah'a hamd olsun ki bugün Suudi Arabistan ve ABD dünyanın iki kutbu. Suudi Arabistan lideri Kral Selman ve ABD Başkanı Donald Trump liderliğindeki bu iki güç, dünyayı güvene, barışa, kalkınma ve refaha taşıyorlar". Açıklaması nasıl bir itikadı sapıklıkta olduklarının açık göstergesidir. 
Siyasi olarak da Suud hükümeti birçok İslam Devletini yönetenler gibi ABD’nin taşeronudur, tetikçisidir. 
ABD, Suriye’de yenildiğini resmen itiraf edemiyor. Ama yenildi. Diğer taraftan yeni dünya düzeni yani BOP hâlâ uygulamada. Kesin çözüm için son koz olarak mezhep savaşlarını ortaya koymak için harekete geçmiş vaziyetteler.
Suudi Arabistan’daki son gelişmeler, Yemen ve Lübnan hattı. Ardından İran’ın açık olarak hedef gösterilmesi ve açıkça İran’ın bölgeyi Şiileştirme gayretinde olduğu ve bunun kabul edilemeyeceğinin dillendirilmesi bu kanlı oyunun sahneye gelişinin ilk adımlarıdır.
Umarım başta İran ve Türkiye bu basit oyuna gelmez ve kardeş kanına ortak olmaz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100