Teslimiyet, hizmet, kulluk...
Bu üç şey insanda olmadan olmaz. Biri olmadan diğeri de olmaz. Bir insan Hakk’a teslim olmadan hizmet edemez, hizmet etmeden de kul olamaz.
Kulluğun ilk şartı teslim olmak hem de katıksız süt gibi ya da rüzgâra kendini bırakmış yaprak gibi…
Allah-u Teâlâ bizden kendisine kul olmamızı istiyor ve bunun içinde bazı yükümlülükler veriyor.
Bizim bu sorumlulukları yerine getirebilmemiz O’na hizmettir. İyi bir hizmette sağlam bir teslimiyet gerektirir.
Biz, kadınlar iyi bir anne olmak için çocuklarımıza hizmetlerde, iyi bir eş olmak için de ailemize hizmetlerde bulunuyoruz. İyi bir anne ve iyi bir eş olmak içinde önce onlara duyduğumuz sevgiye teslim oluyoruz. Aslında onlara duyduğumuz sevgi de Cenab-ı Hak’tan gelen bir sevgi.  Yaratılanda Yaratıcının güzelliklerini görmek ve sahip çıkmak.
Yunus’un dediği gibi sevebilseydik eğer, “Yaratılanı severim Yaratandan ötürü.” 
Ehl-i Beyt’i sevmek Peygamberimize teslim olmakla başlar. Peygamber Efendimizi sevmek ve O’na ümmet olmaksa Hakk’a teslim olmakla başlar. Demek ki gerçek teslimiyetin kaynağı da sevgi, sevmek…
Sevmeyen teslim olamaz, teslim olmayan hizmet edemez, hizmet etmeyen de iyi bir kul olamaz.
Kolumuzdaki bileziğin bir halkası kırılırsa kırılan halka değil bileziğin tamamı yere düşer.
Bu üçünden birinin olmaması yüreğimizdeki sevgiyi de bitirir.
Hep duyardım, “Allah sevdiğini sevdirir” diye, sonra düşündüm Haydar Hoca gibi bir insanı nasıl sevmeyenler var acaba? Ve o güzel insan bir gün dedi ki: “Allah’ı sevmeyen onun sevdiğini de sevemez.” Anladım ki, Allah, sevdiğini kendisini gerçekten sevenlere sevdiriyor. Allah bizi aşkın sultanlarından ayırmasın. Yazımı Peygamber Efendimizin Hz. Ali’ye öğrettiği bir dua ile bitiriyorum:
“Allah’ım, zulüm çoğalmıştır, gizliler açığa çıkmıştır, kapalı perdeler kalkmıştır ve ümitler yok olmuştur, yeryüzü daralmış, gökyüzü Senin rahmetinden mahrum kalmıştır. Ey Allah’ım, Sen varsın ve ancak Sen yardım edersin. Yüce makamına şikâyet ediyorum kolaylık ve zorlukta güvenimiz Sensin.
Allah’ım peygamberimiz Hz. Muhammed ve O’nun pak Ehl-i Beyt’ine rahmet et. O emir sahiplerine ki, onlara itaati bizim için farz kıldın ve onların yüksek makamlarını bizlere tanıttın. Onların yüzüsuyu hürmetine bize ferahlık ver. Acil ve yakın, tıpkı göz açıp kapama gibi ya da ondan daha yakın.”
Ey Muhammed (s.a.a.), ey Ali, ey Ali (a.s.), bana kâfi geliniz; bana kâfi gelen sadece sizlersiniz. Bizlere yardım edin.
İmdat, imdat, imdat, duy beni, duy beni, duy beni, şimdi, şimdi, şimdi hemen, hemen, hemen…
Ya Erhamer-Rahimin, Peygamberimiz ve Ehl-i Beyt’inin hürmetine O’nun gelişini çabuklaştır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100