Bu haber kez okundu.

AVRUPA BİRLİĞİ MACERAMIZI TARİH AFFEDER Mİ?
AB'den Dinî Ayrımcılık

Lüksemburg'da

ne oldu?

Türkiye II. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'daki bütünleşme çabalarına büyük ölçüde katılmıştı. Türkiye, Avrupa Birliği'nin her hangi bir üçüncü ülke ile kurmuş olduğu en uzun süreli ilişkiye ve ortaklığa sahip bir ülkedir. Bunların ötesinde Türkiye, Gümrük Birliği'ne imza atmış bir ülkedir. Gümrük Birliği Anlaşması AB'ye tam üyelik yolunda son aşamadır.

Bütün bunlar değerlendirildiğinde Türkiye'nin AB'ye tam üye olarak kabul edilmesi beklenirdi. Ama gelişmeler hiç de böyle olmadı. 10 Temmuz 1997'de Komisyon Başkanı Santer "gerçekçi olunursa Türkiye'nin AB'ne tam üyelik konusunda ciddi bir şansının bulunmadığını" ilan etti. Sadece Santer değil, bir çok üye ülke ve Komisyon çeşitli defalar açıktan ya da ima yoluyla Türkiye'nin ciddi bir aday olmadığını belirtti.

Yine aynı yıl bir çok AB üyesi ülkenin devlet başkanı ve bakanlarının da üyesi bulunduğu Hıristiyan Demokratlar'ın yıllık toplantısında Türkiye'nin AB'ye tam üye olması~|~nın söz konusu olamayacağı, çünkü Türkiye'nin "farklı bir medeniyetin üyesi" olduğu ifade edildi.

Toplantının Belçikalı Başkanı Wifried Martens, "Bize göre Türkiye AB'ye aday olamaz. Bizler Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesinden yanayız, ancak Avrupa projesi bir medeniyet projesidir, bu çerçevede Türkiye'nin tam üyelik için adaylığı kabul edilemez" dedi.

Avrupa Konseyi'nin Aralık 1997'de Lüksemburg Zirvesi AB'ye kısa ve uzun dönemde girebilecek olan ülkelerin listesini açıklarken Türkiye'ye bu listede yer verilmedi.

Öte yandan Aralık 1997'den bu yana gerçekleştirilen Cardiff, Viyana ve Köln Zirvelerinde de, Türkiye-AB ilişkileri bakımından Lüksemburg Zirvesi'nde alınan kararların ötesine geçilemediği görülmektedir. (12)

Böylece AB Türkiye'yi "aday ülke" bile saymamış oluyordu.(13) Türkiye sadece başvuruda bulunan; fakat adaylık için bile yeterli sayılmayan bir ülkeydi. Bilindiği gibi Türkiye'nin bu karara tepkisi çok sert oldu ve Yılmaz hükümeti AB ile siyasi görüşmelerin kesilmesine karar verdi. (14) Ancak bu tutum çocukların "küstüm işte"tavır benziyordu. Çünkü ne Sn Yılmaz ne de diğer Avrupacılar AB dışındaki alternatifleri değerlendiriyordu.

Türk Hükümeti'ne göre AB'nin yaklaşımı adil olmadığı gibi gelinen sürecin bir sonucu da sayılamazdı. Buna göre Doğu Avrupa ülkeleri ekonomileri ve ekonomik gelişmişlik düzeyleri (15) Türkiye'nin gerisinde olmasına karşın "başka nedenlerden dolayı" sıranın önüne alınıyor, bu arada Türkiye'nin de "hakları yeniyordu". Zaten AB'nin Türkiye'ye karşı sunmuş olduğu gerekçelerin hemen hiç birisi ekonomik değil, aksine çözümü ancak subjektif kriterlerle ölçülebilecek siyasi gerekçelerdi; Kıbrıs, Yunanistan'la ilişkiler, demokratikleşme, insan hakları gibi. Tüm bu verilerin ışığı altında Türk Hükümeti'nin vardığı sonuç AB'nin aslında Türkiye'yi istemediği, fakat yapay gerekçelerle oyaladığı şeklinde oldu.

Lüksemburg Zirvesiyle birlikte, Ankara Antlaşması'ndan sonra Türk Hükümeti'nde ve AB'den yana çevrelerde ilk kez Türkiye'nin Avrupa'ya asla kabul edilmeyeceği yönünde bir hava oluştu.

1997 yılında dönemin Dışişleri Bakanı Çiller'e göre Türkiye Müslüman olduğu için diğer adaylardan ayrı bir değerlendirmeye tabi tutuluyor ve dışlanıyordu. Lüksemburg Zirvesi'nin Başbakan Yılmaz, AB'nin tutumunun ancak "dinsel ayrımcılık"la açıklanabileceğini ilan etti.

Sn Çiller ve Sn Yılmaz geç de olsa derslerini almışlar "Kültür ve Medeniyet Farkı"nın ne demek olduğunu öğrenmişlerdi. Öğrenmesine öğrenmişlerdi ancak "hafıza-i beşer nisyan ile malul" olduğu için sonraları bunu yine unutmuş gibi davrandılar. Örneğin Sn Yılmaz "Ulusal Güvenlik Belgesi"ni tatışmaya açarken sanki AB adına konuşuyordu.

Tarafsız sayılabilecek bir çok kişi ve kuruluş da AB'nin tutumunu kültür medeniyet farkına dayandırıyordu. Örneğin Amerikan Wall Street Journal "Türkiye'nin dışlanmasının bir nedeni de Avrupalılar'ın Türkiye'yi hala hasım bir Asya devi olarak görmesi".

Türk Dışişleri'nin verilerine göre Türkiye ekonomik kriterler dikkate alındığında Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti'nin bile önünde yer alıyordu.(16)

Türkiye'ye adaylık statüsü verilmesine karşı açık bir tavır alan Fransız sağının oldukça etkili isimlerinden ve Fransa'nın eski cumhurbaşkanlarından Valery Giscard d'Estaing şöyle diyordu: 'Türkiye'ye gerçek durum söylenmiyor. Türkiye'nin adaylığını kabul edelim, diyenlerin gerçek eğilimi Türkiye'nin AB'ye asla üye olamayacağı yönünde. Onların, Türkiye ile ilişkilerini başından beri dürüstlük ve vakar içinde sürdürmediklerini görüyorum'.(17)

Sonuç itibari ile Türkiye'nin Avrupa'nın "öteki"si (ezeli ve ebedi düşmanı) olarak tanımlamasından dolayı, Avrupa Birliği'nin bir parçası değildir. (18) Avrupa kendini sadece ne olduğuna göre değil ne olmadığına göre de tanımlamıştır: Avrupa'ya bir bütünlük duygusu verebilecek bir ortak deneyimin eksikliğinde, Avrupalılar, İslam'ı (ve daha az olmakla birlikte Museviliği) sadece Hıristiyan olmayan olarak değil aynı zamanda Avrupalı olmayan şeklinde tanımlayarak güvensizlik ve düşmanlık duygularını yeniden canlandırdılar. (19)

Iver B.Neumann ve Jennifer M.Welsh'e göre Avrupalı aydınlar ve politikacılar, her zaman Türkiye'nin Avrupalı bir devlet olabilmesi için İslam'dan vazgeçmesini tavsiye etmişlerdir ve bu 'giriş şartı' (yani İslam'dan vazgeçme) Avrupa toplumu için bugüne kadar sürmüştür. (20)

1997'de, Avrupa Parlamentosundaki Hıristiyan Demokratlar AB'nin, içinde Türkiye'nin yeri olmayan bir uygarlığın yapılanma sürecinde olduğunu" açıkladılar. (21) Avrupalılar, genellikle Türkleri yüzyıllardan beri tarihsel ve kültürel 'öteki' olarak görmüşlerdir. Bu 'öteki' Türk Avrupa'ya hiçbir zaman dahil edilmemiştir. Çünkü bu, Avrupa'nın kimlik ve 'ben'lik oluşumunda gerekli bir karşıtlık olmuştur. (22)

Yarın: Helsinki Zirvesi ve Sonraki Gelişmeler

Dipnotlar:

12 Lüksemburg'daki genişleme projesi hakkında http://www.deltur.cec.eu.int/g-benzersiz.html'de verilen bilgiler yanıltıcıdır. Sanki Türkiye diğer adaylarla eşit bir mesafede imiş gibi gösterilmekte. Daha doğru değerlendirmeler için bkz., http://www.foreigntrade.gov.tr/ab/ABgenisleme/gensleme.htm

13 Mehmet Ali Birand, "AB, Türkiye'yi Aday Ülke Saymıyor...", 13 Aralık 1997 tarihli Sabah.

14 "AB'le Diyalog Kesildi", 15 Aralık 1997 tarihli Radikal.

15 Doğu Avrupa ülkelerinin ekonomik durumu için bkz., http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/ekonomi/sayi%205/ab.htm

16 Sedat Laçiner, Türkiye Avrupa İlişkilerinde Kültür ve Medeniyet: Tarihsel ve İdeolojik Kökenler http://www.liberal-dt.org.tr/ldd/m13/DDse-la.htm.

17 Zeynep Atikkan: Müslüman mısınız? Sünni misiniz? 22 Aralık 1999d6r tarihli Hürriyet.

18 Udo Steinbach, "Turkey EEC Relations : The Cultural Dimensions," Erol Manisalı, ed., Turkey's Place in Europe : Economic and Cultural Dimensions, İstanbul: Logos, 1988, s. 13.

19 Reşat Kasaba, "By Compass and Sword's": The Meanings of 1492", Middle East Report, Eylül Ekim 1992 : 8.

20 Iver B.Neumann ve Jennifer M.Welsh, "The Other in European Selfdefinition : An Addendum to the Literature on International Society," Review of International Studies 17 (1991) : 340.

21 7 Mart 1997tarihli Milliyet Gazetesi.

22 Mujeeb R. Khan, "From Hegel to Genocide in Bosnia : Some Moral and Philosophical Concerns," Journal of Muslim Menority Affairs 15 (Ocak Haziran 1994) : 130.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100