Bu haber kez okundu.

AVRUPA BİRLİĞİ MACERAMIZI TARİH AFFEDER Mİ?
Birleşik Avrupa Devletleri ve azınlıklar

7?10 Haziran 1979: Avrupa Parlamentosu'na ilk doğrudan seçimler

Bu süreçte Avrupa Parlamentosu'nun ayrıcalıklı bir konum vardır. Çünkü Avrupa'nın halklarını temsil eder ve Avrupa girişiminin demokratik karakterini ifade eder.

1979'a kadar, AP milletvekilleri, kendi ulusal parlamentolarını Strasbourg'da temsil eden delegeler olmuştur. Ancak, o yıldan itibaren, her beş yılda bir, her Birlik ülkesinde genel oy yoluyla doğrudan halk tarafından seçilmişlerdir. Böylece, Avrupa'nın yurttaşları, ulusal delegasyonlarda değil, Avrupa'nın başlıca politik görüşlerini temsil eden çok?uluslu parlamento gruplarında oturmak üzere kendi temsilcilerini seçmektedir.

En baştan itibaren, Parlamento'ya yürütme organı üzerinde denetim yetkileri verilmiştir. Bununla birlikte Avrupa Parlamentosu'nun yasama yetkisi de vardır. Parlamento, ayrıca, Konsey ile birlikte bütçe yetkisine de sahiptir.

17 Şubat 1986: Avrupa Tek Senedi'nin imzalanması

Roma Antlaşması~|~'nın ortak bir pazar oluşturma hedefine, gümrük vergilerinin ve ticaret üzerindeki miktar kısıtlamalarının kaldırıldığı 1960'larda kısmen ulaşıldı. Fakat Antlaşma'yı yazanlar, ticaretin önündeki çok sayıda diğer engelleri, Avrupa Tek Senedi'nin imza edilmesiyle sonuçlanan radikal bir girişimle aştı. Tam bir iç pazarın kurulacağı nihaî tarih olarak 1 Ocak 1993 belirlendi ve çoğunluk oylaması yönteminin kapsamı genişletildi.

Tek Senet, büyük iç pazar hedefini, ekonomik ve sosyal kaynaşmanın sağlanması amacına bağlar. Kalkınmanın geri düzeyde olduğu ve teknolojik veya endüstriyel değişimin olumsuz etkilemiş olduğu bölgelere yardım etmek için yapısal politikalar devreye sokuldu. Araştırma ve geliştirme alanında işbirliği teşvik edilmektedir. Ayrıca, iç pazarın sosyal boyutu dikkate alınmaktadır:

1 Kasım 1993: Avrupa Birliği

7 Şubat 1992'de Maastrich'te imza edilen Avrupa Birliği Antlaşması 1 Kasım 1993'te yürürlüğe girdiğinde, Avrupa bütünleşmesine tamamen yeni bir boyut verdi. Amaç ve içerik bakımından esas olarak ekonomik olan Avrupa Topluluğu, şimdi üç sütun üzerinde durmakta olan bir Avrupa Birliği'ne dönüştürüldü.

Topluluk sütunu veya ayağı, geleneksel kurumsal prosedürlere göre yönetilmekte ve Komisyon'un, Parlamento'nun, Konsey'in ve Adalet Divanı'nın faaliyetlerini düzenlemektedir. Bu sütun, esas olarak, iç pazarın ve ortak politikaların yönetilmesiyle ilgilidir.

Diğer iki sütun ise, üye devletleri, bugüne kadar sadece ulusal hükümetlerin yetkili oldukları düşünülen konuların içine sokmaktadır: bir yanda, dış politika ve güvenlik politikası; diğer yanda, göç ve iltica politikası, polis ve adalet gibi konuları kapsayan içişleri. Bu, ileriye doğru önemli bir adımdır zira Üye Devletler, bu alanlarda daha sıkı işbirliği yapmayı kendi çıkarlarına uygun görmekte ve böylece Avrupa'nın dünyadaki kimliğini teyit etmekte ve yurttaşlarının, örgütlü suça ve uyuşturucu ticaretine karşı daha iyi korunmalarını temin etmektedirler.

Ancak, insanların Maastricht Antlaşması hakkında en fazla hatırlayacakları şey, muhtemelen, onların günlük hayatları üzerinde en büyük pratik etkiyi yaratacak olan karar, yani ekonomik ve parasal birliğe geçme kararı olacaktır. 1 Ocak 1999 tarihinde, EPB, sağlam malî yönetimi garanti etmek ve tek para biriminin ("euro") gelecek yıllarda istikrarlı olmasını sağlamak için tasarlanmış bazı kriterleri karşılayan tüm ülkeleri içine alacaktır.

İç pazarın tamamlanmasındaki nihaî, mantıkî aşama olan tek para biriminin uygulamaya konulması, bunun her yurttaş için kişisel yansımaları ve ekonomik ve sosyal sonuçları düşünülecek olursa, son derece siyasî bir adımdı. Hatta denebilir ki büyük uluslararası rezerv paralarla rekabet etme kabiliyetine sahip ve güçlü bir para birimi olarak euro, Avrupa Birliği'nin en somut simgesi olacaktır. (48)

Avrupa Birliği Toplulukları

Avrupa Kömür Çelik Topluluğu (AKÇT), 1957yılında Roma antlaşmasının imzalanması ile Ortak Pazar olarak bilinen Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanılması için işbirliğinin geliştirilmesini amaçlayan Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM) kurulmuştur. İşte AVRUPA TOPLULUKLARI veya TOPLULUKLAR adıyla kastedilen bu üç topluluk arasında resmi bir birleşme hiç bir zaman gerçekleşmemiştir. Ancak uygulamada bu üç topluluk tek bir birim gibi anılmaktadır. Zaten Avrupa Parlamentosu'nun (AP) 1978 de kabul ettiği ve söz konusu üç topluluğun "Avrupa Topluluğu" olarak adlandırılmasını öneren kararda da bu yaklaşım benimsenmişti. Fakat, üye ülkelerinin Devlet veya Hükümet Başkanlarının Şubat 1992 de imzaladıkları AVRUPA BiRLiĞi ANTLAŞMASININ (Maastricht Antlaşması) ile AET antlaşmasının adı Avrupa Topluluğu (AT) antlaşması olarak değiştirildi. Hukuki durum böyle olmakla beraber halen AT terimi üç topluluk (AKÇT, AET ve EURATOM) için bir bütün olarak kullanılmaktadır. Altı kurucu üyeyle başlayan Topluluklar Antlaşmalarına 1973 yılında Danimarka, İngiltere, İrlanda, 1981 de Yunanistan ve 1986 yılında da İspanya ile Portekiz'in katılımıyla topluluk onikiler olarak adlandırılmış, 1995 de Avusturya, İsveç ve Finlandiya'nın üyeliğe kabulü ile üye sayısı onbeş olmuştur.

1992 yılında imzalanan Maastricht Antlaşması ile Avrupa Topluluğu nitelik değiştiriyor, Avrupa Birliği adını alarak ekonomik işlevleri yanı sıra siyasal işlevler yüklenmeye başlıyordu. Aralık 1991'de Maastricht'te kabul edilerek 1992 Şubatında imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması yedi bölümden oluşuyordu

Maastricht ve Amsterdam anlaşmalarıyla AB'nin özgürlük, güvenlik ve adalet alanı olarak geliştirilmesi hedeflenmişti. Ortak bir güvenlik politikası ve dış politika yoluyla da AB kimliği oluşturulacaktır. Dışa karşı da tek 'Avrupa yurttaşlığı' tesis edilecek. Bütün bunlar, tarihsel süreçte edinilen deneyimler ve antlaşmalarla kazanılan topluluk birikimlerinin korunup geliştirilmesiyle hayata geçirilebilecektir. Buna yönelik çabalar sürmektedir.

15 Ekim 1999'da Tampere'de yapılan AB devlet ya da hükümet başkanları zirvesinde, AB entegrasyonunun ortak hukuk ve adalet boyutuyla daha da geliştirilmesi kararlaştırıldı. En geç 2004'e kadar Ortak Adalet Politikası'nın AB ülkelerini bağlayıcı biçimde işletilmesine çalışılıyor

Bu anlaşmalar neticesinde AB ekonomik bir topluluk olmaktan da öte siyasi ve hukuki uluslar üstü bir birlik, bir anlamda post modern bir devlet olma yoluna girmiştir.

AB ve Azınlıklar

Mevcut haliyle Avrupa Birliği, uluslararası değil uluslarüstü bir örgütlenmedir. Bunun için Avrupalılığın öne çıkarılabilmesi için Kopenhag kriterleriyle, etnik temele dayalı farklılıklar öne çıkarılmıştır.(49)

Burada amaç ulus devletleri, etnik farklılıklara dayalı olarak zayıflatmak böylece ulusal kimlikler yerine uluslarüstü Avrupa kimliğini öne çıkarmaktır. Başka bir deyimle Avrupa'da milliyetçiliğin / ulusçuluğun yerini belirli belirsiz etnik akımlar almaktadır ve alacaktır. Hedef göründüğü kadar, Avrupalı olma kavramını yerleştirmek ve bu kavramı güçlendirmektir. Kopenhag kriterlerinde alınan azınlıklarla ilgili kararlar bunun bir göstergesidir.

Özetle uygulanmaya çalışılan bu politikaların Avrupa'nın henüz tam belirlenmemiş bir süre içerisinde Amerika modeline uyarlanacağını göstermektedir. Zaten gidişat da onu göstermektedir. Önce AKÇT, Ortak Pazar, AET, AT ve nihayet AB. Bu durum ufukta Birleşik Avrupa Devletlerini göstermektedir.

Ancak AB'nin bütün bu birlik çabalarına rağmen dağılma olasılığı da her zaman vardır. Bunu ilerik bölümlerde "AB'nin Geleceği" başlığı altında ele alacağız.

Burada Türkiye'nin durumunu değinmek gerek. Avrupa ülkeleri bize göre uzun bir ulus devlet geleneğine sahiptir ve milli bütünlüklerini çok büyük ölçüde gerçekleştirmişlerdir. Başka deyişle AB ülkelerindeki etnik farklılıklar hayati bir tehdit unsuru değildir. Türkiye'nin ise ulus devlet mazisi cumhuriyet ile yaşıttır. Prof Dr Orhan Türkdoğan'ın da vurguladığı gibi Türkiye'de henüz Avrupa ülkeleri derecesinde bütünleşme gerçekleşmemiştir. Bunda ABD, AB ve Rusya'nın etnik farklılıkları yıkıcı, bölücü ve ayrılıkçı bir yola girmesindeki çabalarını göz ardı etmemek gerek. Buna göre Kopenhag kriterleri Türkiye açısından tam anlamıyla bir mozayiğe dönüşmeyi gerektirmektedir. Örneğin Türkiye'de faaliyet gösteren Alman siyasi partilerinin uzantısı olan Alman vakıflarının ağırlıklı konusu Türkiye'nin etnik ve mezhepsel haritasını çıkarmak ve bu çerçevede Türkleri, Türk milleti diye bir milletin olmadığına mozaik modeline ikna etmektir. (50)

Kopenhag kriterlerini masum göstermeye çalışan yazarlar vardır. Ancak durum sanılandan çok daha karmaşıktır. Prof Dr Anıl Çeçen'in de belirttiği gibi "Doğu'ya doğru genişleme süreci içinde önüne çıkan ülkeleri parçalayarak eyaletler halinde içine alma eğiliminin Avrupa Birliğinde giderek egemen bir politika haline geldiği anlaşılmaktadır. Doğu'nun büyük ülkelerini daha kolay içine alabilmek için küçültmeyi düşünen AB ile, doğusunda yer alan ülkeler arasında bu açıdan büyük bir problem vardır. Rusya, Ukrayna ve Türkiye; Yugoslavya'nın durumuna düşmek istememektedirler."(51)

Yarın: AB sürecinde Azınlıklar Meselesi
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100