Bu haber kez okundu.

Avrupa Birliği maceramızı tarih affeder mi?
Avrupalıların Türk-İslam Fobisi XII



HUN TÜRKLERİ AVRUPAYI TİTRETİYOR

Şimdi gelelim Avrupalıların Türk fobisine.

Avrupalıların Türklerle ilk karşılaşması oldukça eskiye gider. Asya Hun İmparatorluğunun Çinlilerin baskısı sonucu parçalanması sonucu Hunların bir bölümü Balamir komutasında Batı'ya doğru ilerlemiştir. 375'te Doğu Gotlar Devleti, Hunlar tarafından yıkıldı. Hunların Tuna Nehrine kadar dayanmaları Avrupa'da kavimler göçünü başlattı. Roma İmparatoru I. Theodosios'un ölümü ve Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesi üzerine Hunlar Balkanlara ve Kafkaslara inip Anadolu'ya akınlar düzenlemeye başladılar. Balamir'in ölümünden sonra Hunların başına Uldız geçti. Batı Roma ile iyi geçinen Uldız Doğu Roma üzerine akınlar düzenledi. Hatta Türk Hakanı Uldız, bir ara Asding Vandallarının eline düşen Roma'yı bu barbarların ellerinden kurtarmıştır.

Uldız'dan sonra başa geçen Rua'nın hakanlığı döneminde Avrupa'da Hun üstünlüğü devam etti.

Atilla Roma'yı Kuşatıyor

Ünlü Türk Hak~|~anı Atilla, Batı'ya yönelik akınlarla Avrupa'nın içlerine kadar ulaşmıştır. Atilla, zaman zaman barbarlara karşı Roma İmparatorluğuna yardım da etmiştir. Bir ara Büyükçekmece'ye kadar gelen Atilla, Bizans İmparatoru ile oldukça ağır şartlar içeren bir anlaşma yaparak geri dönmüştür. 452'de Alpleri aşıp Venedik Ovasına inen Atilla, Papa II. Leo'nun yalvarmaları sonucu Roma'yı almaktan vazgeçmiştir. (1)

Ancak Batı'ya dönük akınlarla Hunlar meydan savaşlarında büyük zaferler kazanmışsa da kültür savaşını kaybetmişler, Batı kültürü içinde erimişler Türklüklerini yitirmişlerdir. Bir görüşe göre Macarlar bu dönemlerin hatırasıdır. Bugün hala Macaristan'da en yaygın isimlerden birisi Atilla'dır ve başkent Budapeşte'de büyük bir Atilla heykeli vardır.

Müslüman Türkler Avrupa Seferinde

Avrupalıların asıl korkusu ise Selçuklu ve Osmanlı fütuhatı olmuştur. Çünkü bu defa Türkler savaşı yalnızca meydanlarda kazanmıyor olağanüstü bir kültür ve medeniyetle geliyorlardı. Bu defa erime sırası Avrupalılara gelmişti.

Bu nedenle 1071'den beri Avrupa'nın en büyük arzusu Müslüman Türkleri Anadolu'dan atmaktır. Ve tarih boyunca geçici işbirlikleri dışında Avrupalılar, hep Anadolu'yu ele geçirme projelerini uygulamıştır. Haçlı Seferleri bunun bir ürünüdür.

Papa II. Urban'ın Haçlı Seferi Çağrısı:

"Hıristiyan dünyası, bu toprakların Türk yurdu olduğu gerçeğini bir türlü kabullenmek istemedi, bunu içine sindiremedi. Bu sebeple ilki 1096 yılında başlayan ve yüzlerce yıl devam eden Haçlı seferleri düzenlediler. Nitekim Birinci Haçlı seferinin düzenleyicisi olan Papa II. Urbain, 1095 yılında bu amaçla geçtiği Fransa'da Clermont Konsili'nde yaptığı konuşmada Haçlı seferi için çağrıda bulunmuştur.

Papa II. Urbain şöyle sesleniyordu Konsil'e: "Galebe çalan küfür, Asya'nın en zengin illerine karanlıklarını bastırmıştır. Antakya, Efes (Selçuk), İznik birer Müslüman kasabası haline gelmiştir. Barbar Türk sürüleri, sancaklarını Çanakkale Boğazının kıyılarına dikmişlerdir. Oralardan, bütün Hıristiyan memleketlerini tehdit etmektedirler. Eğer muzafferane yürüyüşlerini bizzat Allah, kendi evlatlarını silahlandırarak karşılayıp durdurtmazsa, bundan sonra hangi millet, hangi devlet durdurabilir?"(2)

(Bu konuda ayrıca bkz., Gazetemiz'de 10-27 Haziran 2001 tarihleri arasında yayınlanan "Haçlı Seferlerinden Diyaloğa Türkiye'yi Hıristiyanlaştırma Projesi" başlıklı dizi . Sözkonusu diziye ayrıntısıyla birlikte

www. bayzan.com'dan da ulaşabilirsiniz.)

Haçlı Seferleriyle birlikte birbirinden binbir türlü farklılığı rağmen Avrupalıları bir araya getiren ortak payda Hıristiyanlık ve Türk düşmanlığı olmuştur.

Avrupalılık sıfatı Haçlı seferleriyle birlikte oluşmaya başlamışsa da asıl olarak, Hıristiyanlarca II. Roma sayılan kutsal kent Konstantinopolis'in Müslüman Türklerce fethedilmesi belirleyici rol oynamıştır. Böylece "Avrupa" sıfatı 1400'lerin ikinci yarısında ortaya çıkmıştır. (3)

Şark Meselesi ya da Türkler Asya'ya Dönsün

"Hıristiyan Batılılar yüzlerce yıl süren Haçlı seferlerinin sonucunda umduklarını elde edemediler; Türkleri bu topraklardan söküp atmayı başaramadılar. Fakat acaba bu düşüncelerini kafalarından söküp atabilmişler miydi? Kuşkusuz ki hayır! Hıristiyan Batılılar, daha önce Haçlı Seferleriyle deneyip de başaramadıklarını ama asla unutmayıp yalnızca ertelediklerini, 19. Yüzyılda adına Şark Meselesi/Doğu Sorunu dedikleri bir kavramla yeniden gündeme getirdiler. Şark Meselesinin esasını, "hasta adam" diye nitelendirdikleri Türk-Osmanlı Devletinin yıkılarak paylaşılması düşüncesi oluşturmaktaydı. Osmanlı Devleti yıkılıp yok edilince de, Türkler geldikleri yere yani Asya'nın içlerine doğru sürüleceklerdi."(4)

Dizimizin dünkü bölümünde Avrupa'nın Rus fobisini ele almıştık. Müslüman Türklere nisbetle Rus korkusu Avrupa kimliğinin oluşumunda ikinci dereceden rol oynamıştır.

Bu nedenle hem Türkler hem de Ruslar, Avrupa bilincinde hep öteki/ezeli ve ebedi düşman olarak yer almıştır. Neumann'ın belirttiği gibi, AB'nin hedefi belli bir Avrupa kimliğini güçlendirmektir. Bunu yapabilmek için ise tarihi olarak diğerleri/düşmanları olduğuna inanılan insan topluluklarının dışlanması gerekir. Rusya ve Türkiye bunların en önde gelenleridir. (5)

Yukarıda değindiğimiz üzere Hunlar Avrupa için dehşetengiz bir düşmandı. Ancak akıncı Hunlar zamanla asimilasyona uğradılar, hıristiyanlaşarak Türk kimliklerini unuttular. Hatta bundan da öte Avrupa'nın savaş gücünün bel kemiğini oluşturdular.

Avrupa ve Avrupalı kimliğinin oluşumu daha çok İslam'ın yükselişi ile eş zamanlılık gösterir. Çünkü Hun akınları her ne kadar askeri açıdan çok büyük bir tehdit olsa da kültür ve medeniyet açısından tersi bir durum söz konusu idi.

Bu dönemde İslam, Avrupa ile kıyaslandığında hem teknolojik olarak, hem de siyasi olarak çok ilerideydi ve bu sayede Hindistan, İran gibi bölgelere ek olarak Akdeniz'in güney sahilleri de müslümanlarca fethedildi.

Orta Asya'dan gelen Eski Türklerin akınlarının aksine, müslümanlar hem çok daha organizeydi, hem de daha önemlisi beraberinde alternatif bir yaşam tarzı getiriyordu.

Avrupalı Kimliğinin Oluşumu

Müslümanların ilerleyişi sonucu Avrupa hemen hemen bugünkü sınırlarına sıkıştı kaldı. Bu fütuhat karşısında Avrupalı kabileler ve krallıklar birleşme yeteneğinden yoksundular. Çünkü aralarında bin bir türlü farklılık vardı. Tek ortak paydaları ise Hıristiyanlıktı. Başka deyişle Avrupalıları Müslüman Türklere karşı birleştiren tek faktör dindi. (6) Böylece Hıristiyanlık farklılaşmaya, Avrupalı seçkinler ve devlet adamları için 'meşrulaştırıcı ve birleştirici ideoloji' halini almaya başladı.

Sonuç olarak, Müslüman futühatı karşısında sınırlı bir coğrafyaya sıkışıp kalan Avrupalıları birlik haline getiren hıristiyanlıktır ve hıristiyanlık etrafında üretilen kültürdür. İşte Avrupa kimliğini inşa ederken bu çerçeveye dayanmışlardır. (7)

Tarihçi Bartlett'e göre bu dönem Avrupalılık kimliğinin temellerinin atıldığı yıllardır, çünkü Avrupa'nın Hıristiyanlığa geçmiş kavimleri "Hıristiyan alemi" kavramı altında tek bir kimliği hissediyor, bu kavram çevresinde birleşiyorlardı.

Avrupalılar kendilerini Hıristiyan alemi olarak tanımlarken kendi dışında kalan herkesi ayrımsız "putperestler alemi" olarak görüyordu. (8)

Putperestler alemi, Hıristiyan alemi neyi temsil ediyorsa onun tersiydi. Hıristiyan alemi olan Avrupa iyiyi, güzeli, doğruyu temsil ediyordu, karşısında yer alan Müslümanlar ise kötüyü, çirkini ve yanlışı temsil ediyordu güya. Hıristiyan alemi medeniyeti ve insanlığı, müslümanlar ise barbarlığı ve insansılığı temsil ediyordu güya. Hatta Hıristiyan alemi Tanrı'nın ailesinde yer alırken müslümanlar şeytandı güya.

Ezcümle "Haçlı seferlerinin acıları ve müslümanlar ile yapılan diğer savaşlar müslümanları özellikle Hz Muhammed'i tüm kötülüklerin tecessüm etmiş hali olarak görmelerine sebebiyet vermiştir ve o dönemdeki propagandanın sürmekte olan etkisi henüz Batılının İslam tasavvurundan tamamıyle uzaklaşmış değildir." (9)

Çağımızda Hıristiyan ilahiyatçılar arasında İslam'ın hâlâ, hâşâ 'Şeytanın Dini ve Deccal'in asrımızdaki tehlikeli tezahürü' olarak görme eğilimi vardır.(10)

Hıristiyanlar Yuhanna'nın I. Bölümü referans göstererek genellikle Hz Muhammed'i Mesih-karşıtı olarak görürler; Mesih-karşıtına hem Deccal hem de Şeytan karşılıkları verilmektedir.

Ali KARATEPE /İbrahim BERK /Mustafa ÇİÇEK
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100