Bu haber kez okundu.

Avrupa Birliği Maceramızı Tarih Affeder mi?
Türk Düşmanlığı'nın Protestan önderi XIV

Protestan Hıristiyanlığın doğuşu

Avrupa'daki Türk-İslam Düşmanlığı'nın temelinde iki temel faktör vardır: Birincisi tarihsel süreç içerisinde Hıristiyanlığın orijinalitesini kaybetmesi sebebiyle Kilise çevrelerinin duyduğu aşağılık komleksi. Bu yüzden Hıristiyanların İslam'a girmesini engellemek için Kiliseler, İslam hakkında olmadık iftiralar ileri sürmüşlerdir. İkincisi ise, Türklerin Avrupa'ya fethetme projelerine karşı bir direnç oluşturmak. Bunun için Türkler Ortaçağ'dan beri barbar ve vahşi olarak tanıtılmıştır Avrupa'da.

Türk-İslam Düşmanlığı konusunda hiç kimse Papalığın mezhebi olan Katolik Kilisesi ile yarışamazdı. XVI. yüzyılda Din'de reform hareketi ile Avrupa'da yeni bir Hıristiyanlık mezhebi doğmuştur: Protestanlık.

Haçlı Birliği'nin önüne geçmek isteyen Osmanlı, Avrupa'nın iç çelişkilerinden de yararlanmıştır. Bu bağlamda Protestan hıristiyanlığı da katolikliğe karşı korumuş ve kollamıştır. Bunun sonucu olarak prot~|~estanlığın ilk önderi Martin Luther, Türklerden övgüyle söz etmekte idi. Ancak Avrupa'da tutunduktan sonra Katolik Kiliseleri'nin iftiralarını benimsemekten geri kalmamıştır.

Protestanlık, Avrupa'da başta Almanya olmak üzere özellikle Kuzey Avrupa'da egemen olmuştur (daha sonraları da Amerika'da.)

Avrupa Birliği sürecindeki özellikle Hıristiyan Demokratların Türk-İslam Düşmanlığı hakkındaki referansları diğerlerinin de esin kaynağı Luther'e dayanır.

Luther Türkleri Överken

Luther daha çok eski yaazlarında Papalıkla karşılaştırırken Türklerden/ müslümanlardan az çok övgü ile bahsederdi: "Türklerin diğer özellikleri arasında en esaslı olanı onların rahip ve din adamlarının vakarlı, cesur ve titiz bir yaşam sürmeleridir. Onlara, bizim Papalıktaki din adamlarımız ve Papazlarımız yanında melek denebilir ve bunlarla mukayese bile edilemez... Diğer taraftan onların (Türklerin) kendi kiliselerinde sık sık ibadet için biraraya geldiklerini, özenli bir terbiye, sessizlik ve hoş davranışları olduğunu görürsün. Bizim kiliselerimizin hiç birinde böyle bir terbiye ve sessizlik bulunmuyor... Üçüncü nokta olarak da Türkler'in Hıristiyan inancında değil Muhammed'in inancında ölen kendi azizlerine mukaddes ziyaretlerini ve anmalarını eksik etmediklerini, onları ne derece saydıklarını ve överek yükselttiklerini görürsün... Dördüncü olarak da Türkler'de dış yaşam tarzlarına bakarak sert, cesur ve şerefli bir varlık olduklarını görürsün: Şarap içmiyorlar, bizim gibi aşırı derecede içki içip yemek yemiyorlar, basit ve süslü giyinmiyorlar, şaşaalı bina yapmıyorlar, çalım satmıyorlar, öyle basit yemin edip lanet okumuyorlar, kral ve sahiplerine karşı büyük bir itaat, terbiye ve onur gösteriyorlar ve orduları, bizim kendi Alman topraklarımızda oluşturmayı arzu ettiğimiz şekilde sağlam ve hareketlidir..." (16)

Martin Luther'in Çarpık Türk ve İslam Anlayışını Ludwig Hageman'dan özetleyeceğiz.17 Luther'in burada yollama yapılan yazı ve söylevlerin tam metni için Onur Bilge Kula'nın, Alman Kültüründe Türk İmgesi adlı kitabının ikinci cildini önereceğiz.18

Luther'e göre Türkler Şeytandır (!?)

"Türk "Tanrının falakası ve şeytanın hizmetçisi, buna hiç şüphe yok. Böyle değerlendiriyor Luther 1529 yılındaki "Türkler'e karşı savaş hakkında" yazısında.19

Luther'den Haçlı Seferi Çağrısı

Türkler'e karşı ordu vaazında Luther Haçlı seferleri çağrısında bulunur: "Hırıstiyanlar herşeyleriyle dünyevi hükümranlığa bağlı olduklarından ve her biri hükümranı tarafından Türkler'e karşı savaşmaya çağrıldığından, sadık ve itaatkar kullar olarak (şüphesiz her gerçek Hıristiyanın yapacağı gibi) davranmalılar ve severek yumruklarını havaya kaldırmalı, gönül rahatlığıyla vurmalı, istedikleri kadar öldürmeli, yağmalamalı, zarar vermeli, çünkü ancak bu şekilde bir damar harekete geçirilebilir. Bu iş onların sadakat ve hizmetle sorumlu oldukları dünyevi hükümranın görevidir ve Tanrı bu görevi ona ölene dek yüklemiştir."(20)

Türkler Yecüc Mecüc mü?

Martin Luther, Türkleri, Yecüc ve Mecüc olarak tanımlamaktadır, Nikolaus Hausmann'a 26 Ekim 1529 tarihinde yazmış olduğu mektublarda.

Luther daha ileri giderek Türkleri şeytan olarak tanımlamaktadır:

"Fakat Papa nasıl Deccal'in kendisi ise, Türk de gerçek şeytandır" diyor Martin Luther "Türkler'e karşı savaş hakkında" başlıklı yazısında. Johannes'e (8,44) dayanarak Muhammed ile ilgili olarak "Şeytan yalancı ve katil biridir: Yalanları ile ruhları, cinayetleri ile de bedeni öldürüyor"diyor; "Muhammed yalancı bir ruha sahip olduğundan ve şeytan da Kur'an-ı ile ruhları öldürdüğünden O'nun da yola koyulup kılıcını da alarak bedenleri öldürmek için saldırması gerekiyordu ve böylece Türk inacı vaazlarla ve mucizelerle değil bilakis kılıç ve katliamla ilerledi..."(21)

Luther Hz Kur'an ve Hz Muhammed'e dil uzatıyor

Luther, Hz Muhammed ve Kuran hakkında öteden beri polemiklerde öne çıkarılan iki iddiayı dile getiriyor:

"Şeytan Muhammed'in fitnecisi ve Kuran'da onun eseri. Bu sayede Kuran'da iddia edilen Muhammed'in peygamber olarak gönderilmiş olması gerçeği geçersiz kılınmalı ve Kuran'ın asıl sahibinin Tanrı olduğu görüşü çürütülmeli. Çünkü yalnız Tanrı Kuran'ın tek yazarı olarak (İslam'ın görüşü böyle) bu türde bir eser ortaya koyabilir."

"Muhammed'in Kuran'ı yalan ruhlu olduğu için Hıristiyanlığın hakikatı karşısında tutunamaz: O'nun böyle büyük ve güçlü bir katil olması ve herşeyi hakikat ve adalet görüntüsü altında yapması başka türlü nasıl olabilirdi?"

"Böylece ne baba, ne oğul, ne kutsal ruh, ne vaftiz, ne takdis merasimi, ne İncil, ne inanç ne de tüm Hıristiyan öğretisi ve yapısı, hiçbiri yok, çünkü Muhammed'in kendi öğretisi ve özellikle kılıç öğretisi var: Türk inancının aslı da budur..."(22)

İkinci Viyana kuşatmasıyla birlikte Osmanlı, gücünün son sınırlarına ulaştı ve 18.-19. Yüzyıllarda gerileme hızlı bir çöküşe dönüştü. Fakat Osmanlı'nın askeri bir tehdit olmaktan çıkması bile Avrupa'daki Türk imajını değiştirmeye yetmedi. Bu dönemde Türkler Avrupalının zihninde 'kültürel tehdit' olarak yerlerini aldılar. Bu dönemde Türk kelimesi 'sapık, eşcinsel, lezbiyen' gibi kavramlarla birlikte anılır oldu. Türk kahveleri, Harem gibi kurumlar, Avrupalılarca anlaşılamayınca kolayca sapık ilişkiler merkezleri olarak görüldüler. Tüm bunlara azınlık isyanlarının bastırılmasında çıkan olaylar eklenince 'medeniyetsiz, vahşi Türk' (terrible Turks) geri döndü.

Tüm bunlara ek olarak, 18. ve 19. Yüzyılda Türkler kültürel ve dinsel farklara ek olarak Ronesans, Aydınlanma, Fransız ve Sanayi devrimlerini de kaçırmış, fark çok büyük bir noktaya ulaşmıştı. Bu da Türk'ün Avrupa içerisindeki yabancı (foreigner) konumunu arttırdı. Neumann ve Welsh'e göre bu Türk algılaması o tarihten günümüze, 20. yüzyılda bile değişmeden sürdü.

Türkler 'barbar, medeniyetsiz, vahşi, sapık vb' insanlar olarak Avrupa'nın sahip olduğu 'iyiler'i tanımlamada hareket noktasını, Avrupa'nın sahip olduklarının zıddını temsil etti. Çünkü modernite bir yandan Tanrı ve Şeytan kavramlarını reddederken, şaşırtıcı bir şekilde 'biz' ve 'öteki', 'bizim olan' ve 'onların olan' kavramlarına sarıldı. Ortaçağ Avrupası'nın Tanrı kavramı, yerini, ulusun çıkarlarına bıraktı.(23)

Dipnotlar:

16 Ludwig Hageman, Martin Luther'in İslam Anlayışı, çev. K. Kahramantürk, İzmir-2000, 9 Eylül yay, s. 81.

17 .Hageman, aynı eser.

18 Doç Dr Onur Bilge Kula, Alman Kültüründe Türk İmgesi II, Ank.-1993, Gündoğan yay., s.57-144.

19 Hageman, s. 7.

20 Hageman, s. 12 vd.

21 Hageman, s. 16 vd.

22 Hageman, s. 21.

23 Sedat Laçiner, aynı makale.

Ali KARATEPE /İbrahim BERK /Mustafa ÇİÇEK
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100