Bu haber kez okundu.

Avrupa Birliği Maceramızı Tarih Affeder Mi?
Avrupa Birliği'ne Girmenin Bedeli

"Medeniyet Farkı" sebebiyle Türkiye AB'ye gir(e)meyeceğini ya da alınmayacağı muhakkaktır. Ancak bir an Avrupa'nın Türkiye'yi AB'ye alacak olduğunu varsayalım. Bu durumda Türkiye'yi neler beklemektedir, başka deyişle Avrupa Birliği'ne girmenin Türkiye için bedeli nedir?

Avrupa Birliği müktesebatını ve AB ile ilişkilerimizin tarihini hesaba kattığımızda ufukta şunlar Türkiye'yi beklemektedir:

*Türkiye, sözde soykırım iddialarını (Ermeni, Rum, Asûrî ve Kürt) kabul edecektir. Bunun için Avrupa, Fransız Parlamentosu'nun bu yöndeki kararlarını Papa II. Jean Paul'ün Türkleri soykırımcı ve iki dünya savaşının sebebi göstermesini hatırlamalıyız.

* Soykırım iddiacılarının tazminat ve toprak talepleri karşılacaktır. Bunun sonucu olarak Doğu'da Ermenistan, Batı'da İyonya, Güney'de Uydu bir Kürt Devleti kurulacaktır. Bunun ABD'nin Dış İşleri Bakanlığı ile bağlantılı dış politika enstitüleri Uydu Kürt Devletli haritaları internette bile açıkça yayın~|~lamakta olduğunu hatırlamalıyız.

* Ege Denizin'de Yunan tezi olan 12 mil'i Türkiye kabul edecektir. Böylece altındaki petrol denizi ile birlikte Ege'nin Yunan gölü olmasını Türkiye içine sindirecektir. Daha önce değindiğimiz Katılım Ortalık Belgesi'ndeki dayatmaları hatırlamalıyız.

* Kıbrıs Megalo İdea tezine göre Yunan adası haline getirilecektir. Katılım Ortalık Belgesi'ndeki dayatmaları hatırlamalıyız.

* İstanbul üçe bölünecek Sur İçi Bizans tarihine ve mimarisine uygun olarak yeniden inşa edilecektir. Bunun için örneğin Bizans Hipodromunu ortaya çıkarmak gibi masım bir amaç için Sultan Ahmet Camii yıkılacaktır. Bunun biraz hafifletilmiş modeli İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday olan milliyetçi bir profesör tarafından seçim vaadi olarak sunulduğunu hatırlayalım.

* Fener Rum Patrikhanesi'nin "ekümeniklik/evrensellik" tezini kabul edecektir. Şu anki fiili durumun zaten buna göre geliştiğini hatırlayalım.

* Bizans Ruhuna göre yeniden inşa edilen Sur İçi Vatikan tarzı bir devlet olarak Fener Rum Patrikhanesi'ne teslim edilecektir. Bu da Bizans'ı yeniden diriltme projesinin hareket noktası olacaktır. Bunun için E. Korgeneral Suat İlhan, "FENER RUM ORTODOKS KİLİSESİ VE AVRUPA BİRLİĞİ ÜYELİĞİMİZ" başlıklı makalesini okumak kafi gelir. (Bkz., Orkun Dergisi, 39. Sayı 2001http://www.orkun.com.tr/sayi39/s_ilhan.htm)Bizans'ı yeniden diriltme projesini öyle yabana atmayın, Fransa'daki konuya dair bilimsel (!?) sempozyuma Kültür Bakanımız bile katıldı. (Bkz., İ. Berk, Hangi Kültürün Bakanı, Yeni Mesaj Gazetesi, 23 Ağustos 2001)

* Brüksel'de Avrupa Parlamentosu'nun alacağı Kutsal mekanların yapılış amacı doğrultusunda kullanılması kararı ile fethin simgesi olarak camiye dönüştürülen kiliseler ve Ayasofya gibi müzeler, Fener Rum Patrikhanesi ya da ilgili çevrelere verilecek. Bunun için Avrupa Birliği'nin türkiye'deeki çeşitli kiliselerin resterasyonu için aldığı kararları hatırlamak gerekir.

* Urfa (UNESCO, Urfa valiliği ile önkararını aldı), Antakya ve Tarsus gibi Hıristiyanlık açısından kutsal olan yerlere uluslararası bir statü verilecektir.

* Lozan'daki nüfus değişimi dahil Türkiye'den gidenler dahil Hıristiyanların eski yerlerine dönüşü kabul edilecek. Bunun için Fener Rum Patrik'inin, Etnos gazetesine verdiği 7 Mayıs 2000'de Kapadokya'da yapacağı ayin vesilesiyle verdiği demeçi hatırlamk gerek. Şöyle diyor Patrik: "Hıristiyanlar Anadolu'ya yerleşebilir" diyor ve şunları ekliyor: "Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği, Anadolu'da önceden var olmuş Hristiyan toplumları, yaşadıkları bölgelere tekrar yerleşirse, o zaman Patrikhane de o bölgelerde bulunan kiliselerin yeniden ayine açılmasını düşünebilir."(S. İlhan, adı geçen makale.)

* MGK kaldırılacak ya da tümüyle danışma organı haline getirilecektir. Yine Avurpa Parlamentosu'nun konuya dair karalarını, Birliğin genişlemesinden sorumlu Verheugen'in Türkiye'ye verdiği direktiflerini hatırlamak gerekir.

* Özellikle Yunan tehdidine karşı kurulan Ege Ordusu lağvedilecek, Türk Ordusu küçültülecek ve komutası Brüksel'e devredilecektir. Ulusal Egemenliğin devri doğal olarak bunu gerektirmektedir.

* Azınlıklar Lozan'a göre değin Kopenhag kriterlerine göre hem etnik hem dinsel ve mezhepsel temele dayalı olarak yeniden belirlenecektir. Bu da Türkiye'nin şimdiki mozaik edebiyatı ile yutturulduğu gibi "un ufak" edilecektir.

* Türki Cumhuriyetler, İslam ülkeleri, bölgesel ve küresel güçlerle ile ilişkileri AB çerçevesine indirgenecektir.

* Tarım ve hayvancılıkta her türlü süvansiyona son verilecektir. (Türkiye tarım ve hayvancılık ülkesi olmaktan çıkacak.) Bu süreç Sn Kemal Derviş ile hızlandırılmıştır.

* Genç Türk nüfusu Avrupa'nın gerileyen nüfusunun yerine işgücü ve savaş gücü olarak kullanılacaktır.

* Milli görüşçülerin ve R. Tayyip Erdoğan'ın sandığının aksine "Müslüman dindarlık" Siyasal İslam / Fundemantalist İslam yaftasıyla boyunduruk altına alınacaktır. Örneğin Fransa ve Hollanda örneğinde olduğu gibi insanların kamusal alanda başlarını örtme hakkı bile tanınmayacaktır.

* Hıristiyanlık propagandası doğrudan Avrupa Birliği'nin gücüne dayanarak yürütülecektir.

*AB içinde azınlık olarak kalan Türkiye bölgesel ve küresel güç olma şansını yitirecektir.

* AB'ndeki müslüman azınlık ollan Türkler AB'nin yönetiminde ve dış politikasında söz sahibi olamayacak, ama egemenliğni devrettiği için Avrupa Parlamentosu'nun çıkardığı yasalara boyun eğmek zorunda kalacaktır.

Bunların anlamı ise özetle Kurtuluş Savaşı'nın gerekçeleri ve amaçlarından vazgeçmektir.

İşte bunun için Prof Dr Haydar Baş üstadımızla birlikte yeniden Kuvvai Milliye diyoruz.

SON

Ali KARATEPE /İbrahim BERK /Mustafa ÇİÇEK
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100