Bu haber kez okundu.

Mustafa Kemal Atatürk'ün mütareke yıllarında sarfettiği şu sözleri tekrar tekrar okuyup üzerinde iyice düşünmemiz gerek: "Herhalde devletimiz ve milletimiz, içeride ve dışarıda, tüm anlamı ile bağımsız kalacaktır. Bize başka bir idare uygulanamaz. Bu konudaki türlü sebeplerin başında en büyük ve en önemli sebep şudur: Dinimiz gereğince de bağımsız olmak zorundayız" (Nutuk, Vesika: 220) ~|~

Takvimler 30 Ekim 1918 tarihini gösterdiği zaman, Limni Adası'nın Mondros Limanı'nda demirli Agamemnon zırhlısında, Osmanlı Devleti Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Orbay'ın Başkanlığı'nı yaptığı Osmanlı Heyeti ile İngiliz Amiral Arthur Calthorpe'un Başkanı olduğu İtilaf Devletleri Heyeti arasında 25 maddelik bir mütareke anlaşması imzalanmıştı
.
İmza edilen maddelerden bazıları şunlardı:

7. Madde: İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır.
12. Madde: Hükümet haberleşmesi dışında, telsiz, telgraf ve kabloların denetimi, İtilaf Devletleri'ne geçecektir.
24. Madde:  Altı Vilayet adı verilen yerlerde bir kargaşalık olursa, vilayetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkını İtilaf Devletleri haiz bulunacaktır. Mütarekenin imzalanmasından az bir zaman sonra İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Yunanlılar, Amerikalılar ülke topraklarını karış karış işgale başladılar.

Artık, Türk milleti için esaret günleri başlamıştı?

İtilaf Devletleri'nin 13 Kasım 1918'de İstanbul'a çıkartma yapmasından sonra İstanbul'a gelen Mustafa Kemal Paşa İtilaf Donanması için "Geldikleri gibi giderler" derken, esareti hiçbir zaman kabul etmeyen yüce Türk milletinin duygularına tercüman oluyordu.
Aynı Mustafa Kemal Paşa Ankara ileri gelenlerini toplayarak 1919 yılı sonundaki genel durumu açıklayan uzun bir konuşma irâd etti. Bu konuşmasındaki şu satırlar belki de özü ifade etmek için yeterliydi:
"Herhalde devletimiz ve milletimiz, içeride ve dışarıda, tüm anlamı ile bağımsız kalacaktır. Bize başka bir idare uygulanamaz. Bu konudaki türlü sebeplerin başında en büyük ve en önemli sebep şudur: Dinimiz gereğince de bağımsız olmak zorundayız." (Nutuk, Vesika: 220)

Sevr Antlaşması, ulusumuzun bağımsızlığını ortadan kaldırmak için yapılmıştı

10 Ağustos 1920'de imzalanan 433 maddelik Sevr Antlaşması ulusumuzun bağımsızlığını ortadan kaldırmak için yapılmıştı. Bu antlaşma Osmanlı İmparatorluğu'nun ve Türk milletinin tarihten silinmesi projesinin adıydı.
Bir devletin yok edilmesi üzerine kurulan Sevr Antlaşması; emperyalist çözümün politik dilini ve tutumunu anlamanın en çarpıcı misalidir.
Bu antlaşmada Türkiye bir taraf değil ganimetti.
Türk ulusu Sevr'e karşı çıkarak var olmuştur. Lozan Antlaşması'nı imzalayarak bağımsız devlet statüsüne kavuşmuştur.
AB yeni bir Sevr haritasını gerçekleştirebilmek, Türkiye'nin dağılmasına yol açacak kriterleri hükümete dayatırken ABD Kürdistan'ın kuruluşuna öncelik veren politikaları tıpkı Wilson Prensipleri'nde belirtildiği gibi savunmakta ve gerçekleştirmeye çaba göstermektedir. İsrail ise 'Büyük İsrail' devletini oluşturabilmek için Kürtler üzerinden Türkiye'nin parçalanmasına giden süreci desteklemektedir.

Mehmetçiğin başına haçlılar çuval geçirdiği zaman ABD'nin 'Kurtuluş Günü' imiş...

Takvimler 4 Temmuz 2003'ü göstermekte idi?
Binlerce yıllık Türk tarihinde ilk kez 4 Temmuz 2003'te Mehmetçiğin başına haçlılar tarafından çuval geçirildiği zamanlarda hükümetin başındaki Tayyip Erdoğan'a "ABD'ye nota verecek misiniz?" şeklinde bir soru tevci edildiğinde cevâben "Ne notası, müzik notası mı?" diyebiliyordu.
ABD'nin 'Kurtuluş Günü' bizim için 'Esir Saatler'e denk geliyordu. (Ahmet Erimhan, Çuvaldaki Müttefik: s. 324)
Avrupa Birliği Anayasası, İtalya'nın başkenti Roma'da aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 28 ülkenin devlet ve hükümet başkanları tarafından 29 Ekim 2005 tarihinde imza edilmişti. Türkiye 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı törenlerle kutlarken, Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Gül Roma'da Türk'ün ikinci kez haçlı yularının boynuna takılmasına vesile oluyordu.
Tabi buna zemin hazırlayan üçlü koalisyon hükümeti, uzaktan kumanda edilen mütareke basını ve bilumum sözde aydınlar hepsi en az 57. Hükümet kadar gayretli idi.
Madenlerdeki ecnebileşmenin miladı ise AKP'nin 26 Mayıs 2004 tarihinde yasalaştırdığı yeni 'Maden Kanunu' oldu.
Türkiye'de maden arayan yabancı ortaklı şirketler arasında Belçika, Hollanda, Almanya, Fransa, İngiltere, Yunanistan gibi Avrupa ülkelerinin yanı sıra ABD, Kanada, Rusya, Çin ile Suriye ve Irak da bulunuyor. Yabancı ortaklı şirketler arasında Cayman Adaları, Guernsey Adası, Barbados, ST Vincent gibi adı haritada bile zor bulunan ülkeler de yer alıyor.

Madenlerimizde ecnebileşme AKP ile başladı

& Bugün Türkiye'de doğrudan yabancılara tahsis edilen alanın miktarı yaklaşık 30.000 kilometrekare olarak belirlendi.
& Türkiye'nin 1/7'sindeki yeraltı zenginlikleri, yabancıların ticari kullanıma tahsis edilmiş durumunda.
& Türkiye'de kurulu, yabancılara ait ya da yabancılarla ortak yaklaşık 350 maden şirketi bulunuyor.
& 1923?2004 yılları arası verilmiş ve yaşayan yaklaşık 1500 ruhsat varken, Mayıs 2004'te Maden Kanunu çıkıp yürürlüğe girer girmez, çoğunluğu iktidar yandaşlarına olmak üzere toplam 43500 ruhsat verildi. Türkiye'nin 3'de 1'i bu yolla tahsis edildi.
& Yine aynı yöntemle, Ankara'nın yüzde 38'i, İstanbul'un yüzde 54'ü, İzmir'in yüzde 41'i, Aydın'ın yüzde 59'u, Balıkesir'in yüzde 66'sı, Bilecik'in yüzde 64'ü, Burdur'un yüzde 62'si, Bursa'nın yüzde 42'si, Çanakkale'nin yüzde 57'si, Erzincan'ın yüzde 55'i, Eskişehir'in yüzde 52'si, Kayseri'nin yüzde 45'i, Kütahya'nın yüzde 81'i, Sivas'ın yüzde 54'ü, Yalova'nın yüzde 55'i kapatıldı.
& 20 ilde yüzde 50'den fazla, 17 ilde yüzde 40?50 arası alan kapatıldı.
Küresel sermaye Türkiye'nin bütün yer altı ve yer üstü zenginlikleri bir şekilde ele geçirmiştir. Sözümona demokrasi adı altında Sevr'den de daha ağır şartları bize dayatmaktadırlar. Millet olarak dönüşü olmayan bir yola girmek üzereyiz.
"Türkiye'nin gelip dayandığı bu kavşakta, asıl büyük vazife yüce milletimize düşmektedir. İdari makamlarda olanlar, bir takım siyasi ikbal hesaplarıyla zaafiyete düşerek ortaya koyduğumuz model ve çözümlere kulak tıkayabilirler. Ama milletimizin böyle bir lüksü yoktur? Zira asıl çileyi çeken milletimizdir. Evlat kaybeden, aile kaybeden, açlık ve yoksulluk çeken, geleceğinden endişe eden milletimizdir.
Dolayısıyla çözüm, gün gibi ortadayken, buna duyarsız kalmak milletimizin mayasında bulunan 'büyüklüğe' de terstir.

Geldikleri gibi gidecekler

Haydi, o zaman, gelin elele verelim, "büyüklüğümüzü hatırlayalım" ve hep beraber ülkemizi hakkı olan onurlu ve müreffeh yere getirelim?
Hem milletimiz kazansın, hem de insanlık!" diyen Prof. Dr. Haydar Baş beyin 'Yeniden Milli Duruş' söylemine kulak verelim.
Geldikleri gibi gönderdiğimiz ecnebileri bir kez daha gerisin geri gönderelim?
n Coşkun Gündüz

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100