09 Eylül 2017 Cumartesi 15:53
569 Okunma
Eğitimi ‘milli’ yapan insandır Atatürk

Atatürk Vatandır Sempozyumu’nda, Atatürk’ün eğitim anlayışını etraflıca izah eden eğitimci yazar Sabiha Karamustafa’nın tebliğini aynen aktarıyoruz:

Eğitime, tarihinin her döneminde önem veren Türk toplumu, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde büyük bir gerilik içine girmişti. Batı’nın artan etkisine ve yarattığı ekonomik çöküntüye bağlı olarak bir zamanlar iyi işleyen eğitim düzeni bozulup dağılmış ilkel bir geriliğe sürüklenmişti.

Çağının en ileri bilim merkezleri olan medreseler bilimden kopmuş, bilim ve yeniliğe kapalı kurumlar haline gelmişti.

Eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesinin arka planında Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalan eğitim sisteminin durumudur.

Osmanlı İmparatorluğu’nda eğitim ve öğretim

İmparatorluk 19. yüzyılın erken dönemine kadar vatandaşlarının temel eğitimini sağlama sorumluluğunu üstlenmediğinden bu dönemde kamuya yönelik bir eğitim sistemi gelişmemiştir.

19. yüzyılın ikinci yarısında ordu reformu istemiyle Harbiye, Bahriye; doktor gereksinimi için Tıbbiye; teknik elaman için Mühendis Mektebi ve bazı illerde Rüştiye ve İdadiye mektepleri açılmıştı. Bu sürecte öğretmen okullarının iyileştirilip yayılması ve İstanbul Darülfünun’un fakülte esasına göre yeniden yapılandırılması için de girişimlerde bulunuldu.

Son dönem Osmanlı eğitim kurumlarında bilgi ve bilinç yaratmayan ezbere dayalı ve çağın gereklerinden uzak bir eğitim veriliyordu.

Örneğin tarih uzak durulması bir konuydu ve yalnızca padişahın onay verdiği konuları kapsıyordu. Türk tarihi diye bir dersin adı bile yoktu. Devletin Batıyla ilişkilerinin tümü çoğu kez ihanet içindeki ayrılıkçı Fener Rumlarının çevirmenliğine kalmıştı. Devletin tutarlı bir eğitim programı ve bu programı uygulayacak okulları bulunmazken, ülkenin hemen her yerinde yayılan ve yalnızca Müslüman Türk gençlerini eğiten çok sayıda misyoner okulu vardı.

Bu okullarda gençler ustalıklı yöntemlerle kimliksizleştiriliyor; özdeğerlerinden uzaklaştırılarak kendilerine ve içinden çıktıkları topluma yabancılaşıyor, kendilerini eğitenlerin anlayışı yönünde davranmaya hazır kadrolar haline geliyorlardı.

1914 yılında Amerikalılara ait 45 konsolosluk 17 dini misyon ve bunların 200 şubesi ile 435 okulu vardı.

1912 yılında Faaliyet gösteren Fransızlar ait 94 okulda 22 bin 425 öğrenci okuyordu.

Aynı dönemde İngilizlerin Irak ve Ege bölgesinde 2996 öğrencinin okuduğu 30, Almanların İstanbul, İzmir ve Filistin'de 1600 öğrencinin okuduğu 10, İtalyanların Batı Anadolu’da, doğrudan İtalyan hükümetine bağlı 4, Rusların 1'i lise 3 okulu vardı. O dönemde devlete ait lise sayısının 1923 yılında yalnızca 23 olduğu düşünülürse, misyoner okulu sayılarının ne anlama geldiğini daha iyi anlarız.

Misyoner okullarının Türkiye’de hangi anlayışla çalıştıklarını ve ne yapmak istediklerini daha iyi anlamak için, geçmişte yaşanmış olayları bilmek gerekir.

Genelkurmay Başkanlığı'nın yayınladığı Türk İstiklal Harbi adlı yayında Merzifon Amerikan Misyoner Okulu Direktörü George Whit'in 1918’de Amerika'ya gönderdiği bir mektup var:

“Hıristiyanlığın en büyük rakibi Müslümanlıktır, Müslümanlarında en kuvvetlisi Türkiye’dir. Buradaki hükümeti devirmek için Ermeni ve Rum dostlarımıza sahip çıkmalıyız. Hıristiyanlık için Ermeni ve Rum dostlarımız tarafından o kadar kan feda edildi ki, bunlardan birçoğu İslamlara karşı mücadelede öldüler. Unutmayalım ki, kutsal hizmetimizin sonuna kadar daha pek çok kan akıtılacaktır. Bizim görevimiz bu fırsatı kaçırmamak ve gereğine uygun hareket etmektir.”

Milli Mücadele döneminde (1918-1922) eğitim ve öğretim

M. Kemal Atatürk'ün eğitimci kişiliğinin oluşmasında ilk olarak, dönemin sosyal, siyasî ve fikrî zemini ile şekillenen ortam etkili olmuştur. Atatürk’ün askerlik mesleğini seçmesi, devlet kurucusu ve devlet başkanı olması diğer önemli faktörlerdir. Osmanlı Devleti’nin gerileyen eğitim sistemi karşısında bir an evvel harekete geçilmesi gerektiğini düşünen Mustafa Kemal Atatürk’ün daha öğrencilik yıllarında Türk eğitiminin durumuna dair bazı gözlem ve teşhisleri olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı’nda Anafartalar’da bile Türk alfabesinin nasıl olması gerektiğini düşünmüştür. Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmasıyla birlikte yeniden şekillenen, Erzurum ve Sivas Kongreleri dönemlerinde devam eden eğitime dair düşünceleri, Ankara’ya gelişi ile TBMM çatısı altında tartışılmıştır. Bu çerçevede Ankara Hükümeti 2 Mayıs 1920’de Eğitim Bakanlığı’nı kurmuş, 9 Mayıs’ta hükümetin hazırladığı eğitim ile ilgili ilk program Meclis’te okunmuştur.

7 temmuz 1920 günü bugün emsaline pek rastlamadığımız şu karar alınıyordu:

“İlköğretim öğretmenlerinin ve memurlarının maaşları zamlarıyla beraber diğer devlet memurlarına tercihen ödenecek ve evkaf gelirinden yardım görecektir. Bu hususta Maliye ve Şeri'ye vekaletlerine şiddetli ve kati emirler verilecek vermeyen memurlar şiddetle cezalandırılacaktır.”

Atatürk, Cumhuriyet eğitiminin temel ilkelerini Sakarya Savaşlarına girmeden önce açıklamaya devam eder.

1921 yılı Türkiye’nin kaderinin tayin edileceği Sakarya Savaşı’na gebedir. Yunan ordusu Eskişehir’den çıkmış doğuya doğru ilerlemektedir. Böylesi hassas bir dönemde 15-21 Temmuz 1921 tarihinde Ankara'da 1. Maarif Kongresi'ni toplar. Türk öğretmen temsilcilerini bir araya getirir. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver başkanlığında 7 gün sürer.

Başlangıçta 12 gün sürmesi planlanmış ancak Yunan taarruzundan dolayı süre kısa tutulmuştur. İstiklal Savaşı'nın zorlu günlerinde Atatürk cepheden bir günlüğüne dahi olsa gelir. Tarihi nitelikteki açılışını yaptığı Maarif Kongresi, ülke için bir umut olmuştur.

“İstikbal için hazırlanan vatan evlatlarına, hiçbir zorluk karşısında teslim olmayarak, kemâl-i sabır ve metânetle çalışmalarını ve tahsildeki çocuklarımızın ebeveynine de yavrularının ikmâl-i tahsil için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamalarını tavsiye ederim. Büyük tehlikeler önünde uyanan milletlerin ne kadar sebatkâr oldukları tarihen müsbettir. Silâhıyla olduğu gibi, dimağıyla da mücâdele mecbûriyetinde olan milletimizin birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur.. Eğitimdir ki bir ulusu hür, bağımsız ,şanlı yüksek bir toplum halinde yaşatır veya bir milleti kölelik ve yoksulluğa terk eder.”

Atatürk’ün eğitim anlayışı

Atatürk, en fazla eğitimin milliliği üzerinde durmuştur. Milli Mücadelenin kazanılmasında etkili olan milli birlik ve milli şuur anlayışı yeni devletin eğitim politikasının da esasını oluşturdu.

Cumhuriyet ile beraber milli eğitimin amacı, milli egemenlik ve tam bağımsızlık ilkelerini benimsemiş, milli birlik ve bütünlüğe önem veren nesillerin yetiştirilmesi olarak belirlenmiştir.

1- Eğitim millî olmalıdır:

Atatürk 1924’te, “Yeni Türk Cumhuriyeti’nin, yeni nesle vereceği eğitim, millî eğitimdir” diyor (MEB, 2001a: 291).

Eğitimin mutlaka millî olmasının gerekçesini şöyle açıklıyordu: “Millî olmayan eğitim, yüzyıllardır süren felaketlerimizin temel sebeplerindendir.”

1 Mart 1922’de TBMM’nin 3. toplanma yılı başında yaptığı açılış konuşmasında, “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, her şeyden evvel, Türkiye’nin istiklaline, kendi benliğine, millî geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir” diyor.

1929 tarihli ilk mektepler talimatnamesinde şu amaçlara yer verilmiştir: “İlk mekteplerde eğitimin ilk ve son maksadı; çocukların, millî hayata layıkıyla intibak etmeleridir. Eğitimde Türklük ve Türk vatanı esas mihveri teşkil etmelidir. Çocuklarda millî hislerin beslenmesi ve kuvvetlenmesi için her fırsattan istifade edilmelidir.”

2- Millî dehamızın gelişmesi millî kültürle sağlanabilir:

“Doğudan ve Batıdan gelebilen tesirlerden tamamen uzak, millî karakterimiz ve tarihimizle uyumlu kültürü kastediyorum. Çünkü millî dehamızın tam olarak gelişmesi ancak millî kültürle mümkündür. Herhangi bir ecnebi kültürü, şimdiye kadar takip edilen yabancı kültürlerin yıkıcı neticelerini tekrar ettirebilir” diyor.

Atatürk 20 Mart 1923’te Konyalı gençlere hitaben konuşurken, “Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak, evvela bizim kendi benliğimize ve millîyetimize bu hürmeti hissen, fiilen davranış ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki millî benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avıdır” diyor.

3- Başkalarını taklitle gelişme sağlanamaz:

Atatürk diyor ki: “Biz, Batı medeniyetini taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuzu benimsiyoruz.” (Cumhur, 1981: 73).

1930 yılında bir Alman gazetecinin; Batı yolunda durabilmesi için, Türk’ün bütün ihtiyaçlarını yine Batı’dan iktibas etmesi lüzumuna dikkat çekmesi üzerine, Atatürk’ün verdiği cevap ilginçtir: “Asla!.. Biz Türklüğümüzü muhafaza etmek için, gayretle itina edeceğiz. Türkler medeniyette asildirler. Yunan’dan evvel Türklerin İzmir taraflarında sakin eski bir millet olduğunu ilmi surette ispat etmeye çalışıyoruz.” (Cumhur, 1981:73).

20 Mart 1923’te Konyalı gençlere yaptığı konuşmada; başka milletleri taklit ederek başarılı olmanın imkansızlığını açıklayan Atatürk diyor ki: “Aydınlarımız, milletimi en mesut millet yapayım der. Başka milletler nasıl olmuşsa onu da aynen öyle yapalım der. Lakin düşünmeliyiz ki, böyle bir nazariye hiçbir devirde muvaffak olmamıştır. Bir millet için saadet olan bir şey diğer millet için felaket olabilir. Aynı sebep ve şartlar birini mesut ettiği halde diğerini bedbaht edebilir. Unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak zorundayız.”

4- Eğitimde birlik sağlanmalıdır:

Eğitimde birliğin sağlaması için 3 Mart 1924 tarihinde 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat (Eğitim Birliği) Kanunu ile eğitim sistemimizde Tanzimat’tan beri süregelen “dinî-dünyevî” eğitim ikiliği giderilmiştir.

Azınlık ve yabancı okulların dini ve siyasi nitelikli eğitim yapmalarının engellenmesi amaçlanmıştır. Zira Bursa Amerikan Kız Koleji, bizzat Atatürk’ün emriyle kapatılmıştı. Gerekçe ise 4 kız öğrencinin öğretmenlerinin telkini ve yönlendirmesi sonucu din değiştirip Hıristiyan olmalarıydı. 22 Ocak 1928’de Cumhuriyet Gazetesi’nde, “Şayan-ı hayret bir hadise: Bursa Amerikan Mektebi’nde kızlarımız tenassur mu (Hıristiyanlaşmak) ettiriliyor?” başlığıyla çıkan haberin üzerinden 10 gün geçmeden okul Atatürk’ün emriyle kapatılmıştı.

5- Eğitim yaygınlaştırılmalı ve bilgisizliği gidermelidir:

Atatürk; “Eğitim, toplumu cehaletten kurtarmalı, toplumun bilgi ve ahlak düzeyini yükseltmeli ve öğrencilerin kabiliyetlerini ortaya çıkarıp geliştirmelidir” diyordu.

Cumhuriyetin ilk yıllarında halkımızın % 90’nı okur-yazar değildi. Bundan rahatsız olan Atatürk; “Toplumumuzda yaygın bir bilgisizlik vardır. Memlekette cehaleti süratle ortadan kaldırmak lazımdır. Başka kurtuluş yolu yoktur” diyordu.

Kadınların ve köylü nüfusun eğitim-öğretim görmelerini isteyen Atatürk şöyle diyordu: “Bu memleketin asıl sahibi ve toplumumuzun esas unsuru köylüdür. İşte bu köylüdür ki bilgi ışığından yoksun bırakılmıştır.” (Akyüz, 1993: 290). 1928 yılında bu konuda şöyle diyordu: “Bir toplumun yüzde onu, yüzde yirmisi okuma yazma bilir, yüzde sekseni okuma yazma bilmezse, bu ayıptır. Bundan insan olanların utanması lazımdır.”

Eğitimi yaygınlaştırmak için 1353 sayılı yasayla yeni Türk Alfabesi kabul edilmiştir.

6-Genel bilginin yanında meslekî teknik bilgileri kazandırmalı:

1 Mart 1922 günü TBMM’de yaptığı açış konuşmasında, “Milletimizin dehasının gelişmesi ve layık olduğu medeniyet seviyesine ulaşması ancak, yüksek bilim ve teknik elemanların yetiştirilmesi ve millî kültürümüzün yüceltilmesiyle mümkündür. Ortaöğretimin gayesi, memleketin muhtaç olduğu muhtelif hizmet ve sanat erbabı elamanlar yetiştirmek, yüksek öğretime aday hazırlamaktır” diyor.

7- Ülkemizin ihtiyaç duyduğu eğitilmiş insan gücü yetiştirilmelidir:

İzmir iktisat Kongresi’nde, “Evlatlarımızı o süratle eğitmeliyiz ki, alemî ticaret, ziraat ve sanatta ve bütün bunların faaliyet sahalarında müsmir (faydalı, verimli) olsunlar, müessir (etkili) olsunlar, faal olsunlar, amelî bir uzuv olsunlar” diyor.

Atatürk’ün millî bir ideal olarak göstermiş olduğu hedef; etkili ve verimli bir millî eğitim sistemi olmuştur.

Atatürk için okumak, hayatının bir parçası

Savaş esnasında dahil, özellikle geceleri okuduğunu görüyoruz. Fırsat bulduğunda okuyor. Kayıtlara göre 3 bin 397 kitap okumuş. Okuduğu kitapların büyük bir bölümü Anıtkabir'de sergileniyor.

Atatürk'ün eserleri de var… Okuma sevgisinin kendisine sağladığı bilgi birikimini zaman zaman yazmaya dönüştüren Atatürk, yaşamının farklı dönemlerinde farklı konularda kitaplar yazmıştır.

Siyasi alanda yazdığı eserler: Nutuk (Söylev), Atatürk'ten Mektuplar, Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri.

Sosyal ve kültürel alanda yazdığı eserler: Atatürk'ün Hatıra Defteri, Vatandaş İçin Medeni Bilgiler, Geometri Kitabı, Arıburnu Muharebeleri Raporu, Karlsbad Hatıraları.

Askeri alanda yazdığı eserler: Bölüğün Muharebe Eğitimi, Takımın Muharebe Eğitimi, Zabit ve Kumandan ile Hasbihal, Cumalı Ordugâhı, Taktik Tatbikat Gezisi, Taktik Meselelerinin Çözümü ve Emirlerin Yazılmasına İlişkin Öğütler.

Geometri kitabını ölümünden bir buçuk yıl kadar önce, Türk Dil Kurultayı’ndan hemen sonra 1936-1937 yılı kış aylarında Dolmabahçe’de kendi eliyle yazmıştır. İlk kez bu 44 sayfalık kitapta “dili” yerine “kenar”, “müselles” yerine “üçgen”, “müselles mütesaviyül adla” yerine “eşkenar üçgen”, “zaviye” yerine “açı” terimlerini türetmiş ve kullanmıştır.

OKAN EGESEL

Son Güncelleme: 09.09.2017 20:19
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100