19 Şubat 2011 Cumartesi 00:00
664 Okunma
Ehl-i Beyt, Nuh'un gemisi gibidir
Ne mutlu Nuh'un gemisinde İslam'ı yaşayan, kâmil bir bir imanla, Ehl?i Beyt aşkı ve sevdasıyla Hz. Muhammed'e (s.a.v.) ümmet olup Allah'ın rızasını kazananlara. "Ve Allah'ın selamı salihlerin de üzerine olsun" duası ve
yakınlığındaki sır ile Allah'ın veli kullarına yakın olarak gemide olanlara ne mutlu ~|~

Ortada bir mesele var. Bir dava var. Bir hedef var. Bir gaye var. "Bu mesele insan meselesidir. Bu dava gönüllerde Allah'ı iktidar etme davasıdır." (Prof. Dr. Haydar Baş). Bu hedef dinine, vatanına milletine hizmet etmektir. Bunun gayesi insanını ayıktırmak, Hak ile olmalarını sağlamak, iyi ve mükemmel insanı yetiştirmek, huzurullah'a anlı ak çıkmak, ilim emanetini hakkı ile korumaktır. Hz. Yunus (a.s), kavmi kendisini dinlemediği için vazife alanını terk etti. Balığın karnına hapsoldu. Vazife verildi mi bırakılmaz. Eğer hak yolda, seyri?i süluk yolunda vazife, bir an terk edilirse karanlığa, pişmanlığa düşülür. Çünkü tek kurtuluş çaresi vazifesini tamamlayacağı yerdir.
Ekmeğin fırında pişmesi için dane olup tarlaya düşmesi gerekiyor. Çocuğun dünyaya gelmesi için bir damla su ve zaman gerekiyor. Yunus diyor ki:
"Bu yol uzaktır menzili çoktur,
Geçidi yoktur derin sular var."
Tohum olup tarlaya düştün mü, ilme, irfana, ahlaka, iman ve samimiyetinle teslim oldun mu olgunlaşır, meyve verirsin.  Hizmet ile koşar, himmet ile yürürsün. Bizi bu yola salan var der adımlarını bereketle atarsın.
"Girdik bu yola aşk ile bile,
Gurbetlik ile bizi salan var."
Sevgili Peygamberimiz, "Bir kısacık yolculukta bile başınıza bir yönetici bir temsilci seçin" buyuruyor. Ebedi bir âleme yolculuk yapan için ilim sahipleri, âlim ve Allah dostları ile beraber olmak elbette kat kat daha gereklidir.

"Ehl-i Beyt, Nuh'un gemisidir  Ona binen kurtulur"

Bu birlik, Allah'ın tecelli ettiği o kâmil insanın gönlü ile beraber olmaktır. Bu birlik ahde vefa ile Allah'ın zafer ve hayrı koyduğu o ulvi yüksekliklere yüceliklere ulaşmaktır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Ehl?i Beyt'i Nuh'un gemisine benzeterek, "Ona binen kurtulur" buyurmuştur.
Şarta göre değil, her hal ve şartta ayakta kalıp davasını yürütebilen, Hz. İbrahim (a.s.)'ın kararlılığını, bağlılığını, imtihan sırrını, halis niyetini, amacını, hedefini göstermek için bıçağını taşa çalan, Hak yoluna kurban olan, Hz. Hüseyin (r.a.)'ın gölü ile yola çıkan bu geminin kaptanıdır.
Bu sebeple bu gemi Ehl?i Beyt'in gemisidir. Bu gemi Nuh'un gemisidir.
Onların gayeleri dine, vatana, millete hizmeti esas kabul ederek Allah'ın rızasına ermektir. Ahmet Yesevi'de, Abdülkadir Geylani'de, Emir Sultan'da, Hz. Mevlana'da? bu vardır.
Hz. Mevlana şöyle der:
"Dünya deniz kesilse biz o denizde Nuh'un gemisiyiz. Nuh'un gemisi batma derdine düşer mi hiç?"
Hâfız'da Divanı'nda:
"Allah erlerine dost ol. Nuh'un gemisinde öyle bir toprak var ki, Tufan'ı bile bir damlacık su sayar" der.
Yıldırım Bayezid Niğbolu zaferinden sonra esir düşen meşhur şövalyenin:
? Bizi affedin. Canımızı bağışlayın. Bir daha karşınıza çıkmayacağız demesi üzerine:
? Karşıma çıkın. Ben de her seferinde dinim için, Allah'ın ismini yüceltmek için buralara akın edeyim, diyor.

Hz. Ali: "Sıffin gününde bile Allah'ın zikrini bırakmadım"

Onlar serden geçerler, onlar aç kalırlar, onlar Kerbelâ'yı yaşarlar. Onlar her türlü iftiralara uğrarlar. Onlar, zamanında kıymetleri bilinmeyenlerdir. Ama onlar Allah'ın zikrinden bir an bile geri kalmazlar. Engin gönül sahibidirler. Hz. Ali'ye (k.v.) "Sıffin gününde bile mi Allah Resulü'nün size okumanızı tavsiye ettiği zikri bırakmadınız" diyenlere, "Evet bırakmadım" cevabını vermiştir.
Hz. Fâtıma bel ağrısı çekiyor, yükü ağır, işi çok. Yoklukla pişmiş aşların ağırlığından dayanılmayacak bir noktaya geliyor. Allah Resulü'nün kapısında ondan yardım istiyor. Evde bulamayınca haber bırakıp dönüyor. Allah Resulü gelince Fâtıma'sının derdini duyuyor. Hicab ehli anne kadın olan Fâtıma'sına koşuyor. "Elimde imkân yok sana yardımcı veremeyeceğim kızım. Ama namazlardan sonra sübhanallah, elhamdülillah, Allahüekber deyin" deyip gönlüne nazar ediyor. Fatma'sı boyun büküyor. Razı oluyor. Yok denmesinden, isteği yerine getirilmemesinden gücenip küsmüyor. Bu geminin yolcuları işte bu aşk ve vecdi, disiplini, nezaketi, yaşarlar. Yunus'un dediği gibi:
Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni.
Bu geminin kaptanı er kişiler, bilge adamlar, varlık ve yokluk arasındaki çizgiyi kaldırırlar. Necip fazıl diyor ki:
"Kolay mı Kaf dağını çevirmek dolay dolay?
Varol ey ulvî zorluk, yere bat sefil kolay!"

"(Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma!"

Ne yaptı Nuh (a.s.)? Kavmine gerçekleri anlattı. Onlar dinlemediler. Karşı geldiler. Kaçıp kurtulacaklarını zannettiler. Ama Nuh (a.s.) davasından dönmedi. Evladı ve eşi bile inanmadı o yine dönmedi. Bu kader çaresizlik içinde o gemi yapımına başladı. Ortada deniz yok adam gemi yapıyor. Bu sebeple Allah adamlarını işine akıl sır ermez. Ama o, geminin yapılacağını, kendisine inananların kurtulacağı müjdesini aldığından hedefe manevi bir işaret, cesaret, feraset ve kuvvetle koşarlar.
Ardından gelenleri de bela ve musibetlerden kurtarırlar. Hud Sûresi 42. ayet?i kerimede şöyle buyrulur:
"Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: Yavrucuğum! (Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma! diye seslendi."
"Oğlum gel bu gemiye diyor
Şu dağa çıkar kurtulurum".
İşte bu bahaneye sığınarak hakikati görmeyenler, hakikati zamanında duymayanlar yok olmaya mahkûm olurlar.
"Atalet içerisinde olanları başına bir şey gelmeyince uyanmaz" diyor şair.
İnsan fıtratının değişmez yüzüne bakın ki Allah Resulü, "Şu dağın ardında düşman var" desem Bana inanır mısınız deyince akrabaları, "Evet, inanırız" diyorlar. "Öyleyse Ben Allah'ın Resulü'yüm, buna inanın" dediğinde, karşı çıkıyorlar. Mekke'nin Fethi gerçekleştiğinde İkrime (r.a.) dağlara, ovalara kaçtı. Bu kadar inkâr ettik ama işte zafer onun oldu. İçi içini yedi. Sonra Allah Resulü'nün huzuruna gelip iman edince sahabe oldu.

"Hepsinden iyice, bir gönüle girmektir"

Sen, hakikatte zaferlerle yaşamak istiyorsan, "Hepsinden iyice bir gönüle girmektir" diyen Yunus'un sesine kulak ver. Hani Hendek savaşı biraz uzayınca münafıklar, "Bana Kisra'nın anahtarları verildi" diyordu? "Şu hale bak, açlıktan bitmek ve tükenmek üzereyiz" diyorlar. İmanın aslı işte o yoklukta, o meşakkatte belli olur. O zaman tutunmak, Allah'a olan dayanağını, inancını kaybetmemek, rızıktan şüphe etmemek gerekir. Bu dünya imtihan dünyasıdır. Eğer biz açlıkla, yoklukla imtihan olacak isek bırakın bu hayır yolunda, Nuh'un yanında, hak yolunda yaşansın.
Abdullah ibn?i Cahş (r.a.), kolları bacakları ve uzuvlarını ortaya koyarak, "Ya Rabbi şehit olursam eğer, işte bu uzuvlarımı senin yolunda kaybettim" diyebilmenin ince ayar ve aşkı ile dolan bir hayat yürüyüşü ile yaşamak...
Liderin yanında ona kol gövde olanlara destek olmak, o direkleri korumak elbette iman kardeşliğinin dava ile bütünleşen dayanaklarından ve vazifelerindendir.
Necip Fazıl demiş, "ben bu gemide ancak bir paspasım."
O gönül adamı Abdulhakîm Arvasi cevap vermiş:
"Paspas da gemidedir."
Bu yamacın çiçekleri içinde kekik de, var papatya da?
Servi de var kavakta. Kenarında küçücük bir çiçek olsa da yamaçtadır, ovadadır, gemidedir?
İstersen bir damla su ol. Yeter ki deryada ol. Bu büyük mana için şair: "Ya ol ya öl" demişti.
Herkes o deryada gemi süremez.
Her şey olamazsın
Bir şey olursun.
Ve bir şey ol.
Nene Hatun ol. Kara Fatma ol.
Büyük ideallere koşan, bağlanan için bahane yoktur. O bahaneleri söküp atar. Tıpkı Gazi Ali Bey'ler gibi?

"İki gözü arkada bırakmaktansa tek gözlü olup ileriye bakmak daha iyi"

Orhan Gazi İzmit'in fethine giderken, silah arkadaşı Gazi Ali Bey'i Hereke'nin fethine memur etmişti. Ali Bey, Hereke Kalesi yakınlarına gelince, kuvvetine bakmadan derhal hücuma geçti. Hereke tam fethedileceği sırada kaleden atılan bir ok Ali Bey'in gözüne saplandı. Ali Bey eli ile oku gözünden çıkartırken, yanında bulunan arkadaşları çok telaşlandılar, bunu gören Ali Bey şöyle dedi: "Bre yiğit arkadaşlarım, ne telaş edersiniz. Bir başa bir göz yeter. İki gözü arkada bırakmaktansa tek gözlü olup ileriye bakmak daha iyidir."
Gemileri sahile ulaştıranlara, âlimlere, rehber insanlara, gönül dostlarına nefes nefes yakın olabilenlere ne mutlu.
"Ey iman edenler Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun" (Tevbe, 119).
Ne mutlu Nuh'un gemisinde İslam'ı yaşayan kâmil bir bir imanla, Ehl?i Beyt aşkı ve sevdasıyla Hz. Muhammed'e (s.a.v.) ümmet olup Allah'ın rızasını kazananlara. Tahiyyatta okuduğumuz, "Ve Allah'ın selamı salihlerin de üzerine olsun" duası ve yakınlığındaki sır ile Allah'ın veli kullarına yakın olarak gemide olanlara ne mutlu.
Ne mutlu bir dava uğruna başından sonuna kadar kaptanı ile sahil?i selamete, başarıya ulaşabilen, feyiz ve muhabbete erebilenlere. Ardından büyük ideal ve eser, salih ve saliha evlat bırakan vefa ehline ne mutlu.
n Mustafa Sabri

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100