10 Eylül 2017 Pazar 14:27
436 Okunma
Gazi’ye kâfir diyen İngiliz işbirlikçileri

Gazetemizin yazarı ilahiyatçı Mehmet Emin Koç Trabzon’da gerçekleştirilen Atatürk Vatandır Sempozyumu’nda belgelere dayanan önemli bir tebliğ sundu. Tarihi gerçekleri gözler önüne seren tebliği aynen yayınlıyoruz:
Üniversite talebeleri, 1918’lerde İstanbul’un İngilizler ve Fransızlar başta olmak üzere Haçlı orduları tarafından işgal edildiğini ve İstanbul’u bu vahim işgalden Atatürk’ün kurtardığını bilmiyor… Nitekim bir ay kadar önceydi. Üniversite son sınıfta okuyan bir genç, telefonda şunu soruyordu: "Hocam, gerçekten İstanbul da mı işgal edilmişti? Padişah ne yapıyordu? Ordusu yok muydu? Şeyhulislam ne yapıyordu?" 
Hayret ve şaşkınlık içindeydi. Gerçekten bilmiyordu. Zira AKP iktidarı kurtuluş kutlamalarını kaldırmıştı.
İlçe ve illerdeki kurtuluş günleri kutlamalarına dair Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın makale ve ikazlarının gençlerimizin milli kimliği ve toplum hafızası için ne kadar ne kadar ehemmiyetli olduğunu bir kez daha anladım.
Dedim ki delikanlıya, İngilizler başta olmak üzere işgalciler, 13 Kasım 1918'de Haydarpaşa önlerine demirleyip İstanbul'a girdiler. Fiilen gerçekleşmiş olan işgal, 16 Mart 1920 tarihinde resmi işgale dönüştü. 
Padişah, Sadrazam ve Osmanlı bürokrasisi mandaya teslim olmuştu. Osmanlı'nın idam fermanı olan Sevr'e imza atmışlardı.
Gazi M. Kemal Paşa ve Kuva-yı Milliye kadrosu, Milli Mücadele ile vatanı kurtarma seferberliği başlatmıştı. İstanbul'u işgalden kurtaran işte bu Gazi ordusudur, Gazi M. Kemal’dir. Türk milletinin bu gerçeği öğrenmesine mani oldular, öğretmediler, öğretmiyorlar.
Gazi kurduğu Türkiye Cumhuriyeti devletinin 3. Kolordu komutanı Şükrü Naili Paşa, devletin tapusu olan Lozan Antlaşmasının tescilinden sonra, 6 Ekim 1923'te İstanbul'un işgalini sonlandırmış. İstanbul’un işgali 4 yıl 10 ay 23 gün sürmüştü.

Türk milletinin idam fermanı Sevr ve işgal günleri

1915 sonrasında Mondros mütarekesi (30 Ekim 1918) ve Sevr’e muhatap olan Osmanlı imparatorluğuna, Anadolu’muza şöyle bir göz atalım: İşgal güçleri çullanmışlar. İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Ermeniler, Yunanlılar… 
Boğazları kontrol altına alan İngilizler, Çanakkale’den Kars’a birçok vilayeti işgal ettiler. 
Yunanlılar, Ege Bölgesi’ne konmak üzere 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgale başladılar.
Mondros Ateşkes hükümleri galip devletlere gerekli gördükleri her yeri işgal etme hakkı tanıyordu.
Türk milleti olarak bize de Ankara yakınlarında kabristan mesabesinde bir parça toprak bırakmışlar. 
Devrin yeniyetme Amerikası ise, Deniz Filo’suna ait 5 adet savaş gemisini Dolmabahçe Sarayı önünde demirlerken, "USS Bainbridge (DD-246)” adlı savaş gemisi, işgal edilmiş İstanbul’da Kabataş açıklarındaydı.
İşgalcilerle "işbirliği” içindeki Ermeni ve Rumlar, Ortahisar’daki Trabzon Hükümet Konağına işgal birlikleri gelecek diye onları karşılamak için bekliyordu. Ellerinde ABD bayrakları vardı. (1916).
Tüm Haçlı işgalcileri, kurtlar sofrasına konmuş Osmanlı’dan pay kapmak için çullanmışlar Anadolu’ya.
İşgalin Fransız generalleri, İstanbul’un kalbi Beyoğlu caddelerinde ve Galata’da zafer turları atıyor; camilere kilit vuruyorlardı.
Bu işgal tablosunun şahı olsan, padişahı olsan, halifesi olsan ne olur?!
O dönem İstanbul payitahttır, Osmanlı’nın başkenttir. Lakin İstanbul işgal altındadır. 
Hakikat şu ki, hiçbir işgalci güç, kendine yerli işbirlikçiler ve içeriden taşeronlar edinmeden bir vatanı işgal edemez, işgalde başarılı olamaz. Anadolu’nun işgalinde de bunu yaptılar; sarıklı-cüppeli hocaları ve şeyhülislamları kendilerine taşeron yaptılar, Milli mücadeleye karşı çıkarttılar.

İşgalciye değil; vatanı savunana ölüm fetvası

Bu işgal tablosu ortasında Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit, Gazi M. Kemal Atatürk ve arkadaşları için idam fermanı çıkartırken; Şeyhulislam Dürrizade, eski Şeyhulislam ve İngiliz Muhipler Cemiyeti kurucu üyesi Mustafa Sabri, Teâli-i İslam şemsiyeli İskilipli Atıf ve Said Nursîler de Haçlı işgalcilerine karşı Milli Mücadeleyi başlattığı için Gazi M. Kemal hakkında cani, eşkıya ve katl-i vacip fetvaları çıkartıp İkdam gazetelerinde yayınlıyor. Bu fetvalar ise İngiliz ve Yunan uçaklarıyla Anadolu’ya dağıtılıyor. (Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadelede Din Adamları, c.2, s.27-55, Ankara, 1999; Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu, Ulusal Bağımsızlık Savaşında Milli Varlığa Düşman Cemiyetlerden Teali-i İslam’ın Bir Bildirisi, Tarih ve Toplum Dergisi., sy. 102, s. 19-22).
Padişah-halife Vahdettin efendi, Şeyhulislam Dürrizade ve Mustafa Sabriler, İskilipli Atıf ve Said Nursiler, vatanı işgal eden Haçlılar hakkında idam ve katl-i vacip fetvası çıkartmak yerine; İngiliz, Fransız, Yunan Haçlı işgalcilerine karşı çıkıp vatanı kurtarmak için Nutuk'taki ifadesiyle "Milli Mücahede" başlatan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları hakkında ölüm fermanı ve katl-i vacip eşkıya ve kafir fetvası çıkartıyorlar…
Dün vatanı müdafaa edenlere karşı bu fetvaları verip ölüm fermanları çıkartanların çağdaş uzantıları, bugün Amerikan, Vatikan, AB, Rum, Yunan ve BOP yanlısı söylem ve siyasetleriyle aynı kuyuya taş atıyor; bugün de Ehl-i beyt nefesiyle Atatürk gibi elbette Bağımsız Türkiye, elbette önce vatan, elbette önce birlik ve kardeşlik diyen Prof. Dr. Haydar Baş’ı güya dillerine dolamaya kalkışıyorlar. 

Dünden bugüne azınlık sevdalıları hep var…

İşgal günlerinde Amerikan bayrağı sallayan azınlıklar vardı; bugün de Amerikan-Vatikan sözcüsü pozunda Yunan ve Rumluk sevdalıları var.
Adamın, pardon koyunun olmadığı yerde, keçiye Abdurrahman Çelebi derler…
Akit’in kalemşörüne de Abdurrahman Dilipak derler… Rumluk ve Rumculuk bağlamında bakın neler diyor:
- Kendimize biraz Latin, biraz Fransız, biraz İngiliziz galiba. (08 Nisan 2013, Akit).
- Anadolu halklarının ortak kimliğidir Rumluk. Rumluk bir etnik kimlik değil. Yunan kimliği de bizim ulus kimlik gibi bir şey, Rum kimliği de öyle… (09 Nisan 2013, Akit).
- Anadolu coğrafyasında yaşayan herkes Rumdur. Müslümanı da, gayrimüslimi de, Türk'ü, Arab'ı, Kürd'ü, Rum dedikleriniz, Ermeni dedikleriniz hepsi Rumdur… Mübadele aslında her iki halka karşı bir tuzaktı. Bana sorarsanız Rumlar evlerine geri dönsünler… Yunanistan'la sınırlarımızı kaldıralım. (13 Temmuz 2015, Akit).
- İşin aslı şu, Anadolu’da yaşayan herkes Rum’dur. Müslümanı da Hristiyanı da, Türk’ü de, Arabı da Kürdü de. Burası Romadır! (11 Mayıs 2017, Akit).
Bu Abdurrahman efendi diyor ki: “Öğretmenler aslında toplumun temel baş belasıdır… Ben çocuklarımın ikisini okula göndermedim. Okula gönderdiklerime de sakın öğretmenlere inanma dedim.” (09 Ocak 2016, Akit).
Bunu diyen Abdurrahman çelebi, kızını okula göndermemiş de nereye göndermiş; Vatikan’a… Kimin tavsiye ve koordinasyonuyla? 
Fetullah Gülen’in hamisi Papaz Maroviç’in koordinasyonunda… Kendisi açıklıyor.
İktidarın sakallı-şalvarsız vekili Süleyman Gündüz, ise “Biz, Bizans’ın değil, Roma’nın mirasçısısyız” diyordu, FETÖ’nun Aksiyon dergisine 29 Kasım 2004’te…
Düne kadar Yunan Mezalimi müsveddeleriyle kasaba tarihçiliği yapan kırmızı fesli katırlar ise, bugün keşke Yunan galip gelseydi diyorlar!
Bu zihniyet, Ehl-i Beyt ve Hacı Bektaş Veli nefesiyle Anadolu’da mayalanan ve Gazi M. Kemal Atatürk’ün Lozan’a nakşettirdiği “Müslüman olan herkes Türk milletidir; azınlık ancak gayr-i müslim olanlardır” kimliğini ve temelini yok etmeye dönük anlayıştır. 
FETÖ’nün yürüttüğü diyalog projesinin hedefi de bu kimliği ve birliği yok etmekti. FETÖ’yü semirten ve FETÖ’nün aklı ve sermayesiyle semiren İslamcı kisveli bu Yunancı ve Rumcu anlayışın hedefinde de, bu Türk milleti kimliği ve birliği vardır… Çeyrek asırdan beri devlet-millet topyekun bunların değirmenine su taşırken; bütün bu oyunları bozan tek ilim, gönül ve siyaset adamı olmuştur, o da Prof. Dr. Haydar Baş’tır.
Dün olduğu gibi bugün de Türkiye, bu Bizansçı-Romacı-Rumcu-AB ve ABD’ci zihniyet ile Bağımsız Türkiye anlayışı arasında gidip gelmektedir. 
Kurtuluş ise dün olduğu gibi bugün de Bağımsız Türkiye azmi ve kararıyla mücadelededir. 
Dün bu milli kurtuluş ve kuruluşun adı Gazi M. Kemal idi; bugün ise onun yolunda Prof. Dr. Haydar Baş’tır.

İşgalci Yunan ile aynı fetvada buluşanlar!

16 Mart 1920'de İstanbul'un resmi işgali tescillenirken, 11 Nisan 1920'de Padişah ve Şeyhulislam Dürrizade, Milli Mücadeleyi sürdüren M. Kemal hakkında katl-i vacip eşkıya fermanı ve isyankâr kâfir fetvası çıkartmış, devletin resmi organı Takvim-i Vekayî ve Peyam-i Sabah'ta yayınlamıştı (Bkz. Takvim-i Vekayi, 11 Nisan 1336/1920, No: 3824; Peyam-i Sabah, aynı gün, No:493).
Dürrizade fetvası şunu diyordu: "Padişahın sadık tebasını hile ve yalanlarla aldatan bu kötü kimselerin işledikleri kötülüklerden memleketi temizlemek ve kulları fenalıktan kurtarmak dinimizce gerekli olup, bunların Allah'ın "Öldürünüz" emri gereği öldürülmeleri şeriata uygun ve farzdır… Padişahın bu asilerle savaşmak için verdiği emre itaat etmeyen Müslümanlar da, günahkar ve suçlu sayılıp şeriata göre cezaları tatbik edilmesi haktır." (Bkz. Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadelede Din Adamları, c. 2, s. 30-31).
Fevzi Çakmak Paşa, bu fetvaların İngilizlerin aklı ve baskısıyla çıkartıldığını açıklamaktadır TBMM'de. (TBMM Zabıt Ceridesi, c.1, s.92).

Teal-i İslam şürekasının uydurduğu fetvalar

Bu arada Said Nursî, Teali-i İslam Cemiyeti başkanı İskilipli Atıf, Şeyhulislam Mustafa Sabri ve Cemiyet-i Müderrisin şürekası da, Gazi M. Kemal ve Kuvva kadrosunu kafir, bağiy ve katl-i vacip cani ilan eden benzer fetvaları 16-26 Eylül 1919’da İkdam gazetelerinde yayınlamışlar; uyduruk fetva Yunan uçaklarıyla Anadolu'ya dağıtılmıştı.
Şöyle deniyordu fetvalarda: “Devletler şimdi bize, ‘Eğer Anadolu’da Kuvâ-yı milliye isyanını devam ettirir ve bastıramazsanız İstanbul’u da elinizden alacağız’ diyorlar. Kuvâ-yı milliye eşkiyası ise İstanbul’u da elimizden çıkartmak ve memlekete son hizmet şeklinde son ihanetlerini de yapmak için çalışıyorlar… Birkaç kişi arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zalimler var idi. Siz bu zalimlerin cinayetlerine ne kadar göz yumacaksınız? Elinize aldığınız fetva Allah’ın emridir, okuduğunuz hatt-ı münif ki halifemizin, padişahımızın bir fermanıdır, siz Allah’ın emrine halifenin fermanına ittibâen bu cânileri, bu katil canavarları daha fazla yaşatmamakla mükellefsiniz. Bunların varlıklarını külliyen dünyadan kaldırmak beşeriyet için, Müslümanlık için bir farz olmuştur.” (İkdam Gazetesi, 16-26 Eylül 1919, İstanbul; Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu, Ulusal Bağımsızlık Savaşında Milli Varlığa Düşman Cemiyetlerden Teali-i İslam’ın Bir Bildirisi, Tarih ve Toplum Dergisi., sy. 102, s. 19-22; Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATAŞE) Arşivi Kİ: 86. D: 144 (318) Fh: 240).
Benzer fetvayı işgalci İngiliz ve Yunan işbirlikçisi İskilipli Atıf ve Mustafa Sabrilerin Teâli-i İslâm Cemiyeti dağıtıyordu. (ATAŞE Arşivi, Kls. 525, Ds. 129, F.1-14; Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu, "Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi'nin Milli Mücadele ve Atatürk İnkılapları Karşıtı Tutum ve Davranışları", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, s. 39, ss. 804-884).
Yunan ve İngiliz uçakları da, Milli Mücadeleyi sürdüren Gazi ve kadrosunu kafir ve katl-i vacip ilan eden bu uyduruk fetvaları fotokopi edip Anadolu’ya atıyorlar; "…Zabitleriniz ve kumandanları bulunan Mustafa Kemal kendi kanınızla bol bol maaş, rütbe ve nişân ve servet ihrâz için sulhun akdini arzu etmeyip harbin devamını tercih etmektedirler. Yunan ordusu sizleri köle etmek için değil, bilâkis kan ve terinizi emmekte bulunan muhtelif beylerin zulmünden sizleri halas etmek için gelmiştir” diyorlardı. (TİTE Arşivi Kutu No:71, Gömlek No:32, Belge No:1).
Ne tesadüf ki, Halife-padişah, Şeyhulislam Dürrizade ve Mustafa Sabriler, İskilipli Atıflar ve Said Nursiler, Yunan işgalcileriyle aynı fetvada buluşuyorlardı.

Diyanet, tabelasını değiştirse yeridir

Bu aziz vatanı Haçlılardan temizleyip Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran Atatürk’ün oluşturduğu Diyanet İşleri Başkanlığı hangi hakla, hangi iz’an ve hangi akılla, Atatürk’e canî ve katl-i vacip bağiy fetvası veren Said Nursî’nin binbir türlü batılları içeren risalelerini basıp pazarlayabiliyor? 
Aynı Diyanet’in İSAM kuruluşu, kime hizmet ederek Milli Mücadele yıllarında Atatürk’e dinsiz ve kafir fetvası vererek işgalcilerden yana saf tutan İngiliz Muhipler Cemiyeti kurucu üyesi Şeyhulislam Mustafa Sabri için özel çalıştay düzenleyip güzellemeler yapabiliyor?! 
Aynı Diyanet, Vatikan’ın diyalog projesinde de FETÖ ile yarışırcasına hizmet verdi, yirmi yıl boyunca çuvalladı, diyalog imtihanını hep kaybetti. 
Vaziyeti bu iken; bu yanlışları sürdürecekse, Diyanet’in yapması gereken iş, başkanlık tabelasını indirip; yerine, Çağdaş İngiliz Muhipler Cemiyeti ya da Modern Amerikan Mandası Savunucuları Başkanlığı yahut Vatikan Muhipleri Cemiyeti veya Vatanı Savunanları Dinsiz İlan Edenleri Sevenler Derneği tabelaları asmaktır. 
Diyanet’in, asla, vatan ve din eksenli yanlış yapma lüksü yoktur. Bu bağlamda birçok kere Diyanet’in en üst düzey yetkililerini yine Prof. Dr. Baş ve kadrosu uyarmıştır. 
Bütün bunlardan çıkan netice şudur; vatan, devlet, millet ve mukaddesatın gerçek sahipleri, Prof. Dr. Haydar Baş ve kadrosudur.
Toplum, bu hakikati idrak ettiği gün, Türk milleti ve devletinin yeniden kurtuluş ve şahlanış günü olacaktır. OKAN EGESEL


 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100