Bu haber kez okundu.

Hayvancılık kan ağlıyor
Türkiye'nin hayvancılığı kan ağlıyor. Türkiye'de 1980'den bu yana sığır sayısı 16 milyondan 11 milyona, koyun sayısı 48 milyondan 24 milyona, keçi sayısı 15 milyondan 5 milyona ve manda sayısı 1 milyondan 80 binlere kadar düştü ~|~

Türkiye'de hayvancılık şu günlerde en kötü günlerini yaşıyor. İdrak ettiğimiz Kurban Bayramı'nda Türkiye'de hayvancılığın ne kadar kötü günler yaşadığını bir kez daha gündeme getirdi. Biz de Yeni Mesaj gazetesi olarak Türkiye'de hayvancılığın durumunu, karkas et ve canlı hayvan ithalatına yapılmasıyla birlikte başlayan tartışmaları işin uzmanına soralım dedik. Gazetemiz yazarlarından Orhan Dede, Yeni Mesaj gazetesi okurları için İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Zootekni Anabilim Dalı Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Alper Yılmaz'la bir röportaj yaptı. Türkiye'de hayvancılığın durumunu gözler önüne koyan bu röportajda Prof. Dr. Yılmaz çarpıcı açıklamalar yaptı. 1980 yılından itibaren Türkiye'de hayvan sayısında keskin düşüşler yaşandığını söyleyen Prof. Dr. Alper Yılmaz, "Türkiye gibi bir ülkeyi hayvansal ürünler alanında ithalata bağımlı hale getirmek çok büyük bir ayıptır" dedi. İşte Prof. Dr. Alper Yılmaz'ın çarpıcı açıklamaları:

Yeni Mesaj: Türkiye'de hayvancılık ne durumda?
Prof. Dr. Alper Yılmaz: Bugün Türkiye'nin süt ve tereyağı ithalatı için de karar aldığı düşünülürse Türkiye'de hayvancılık için, yaygın deyimle "sözün bittiği yerdeyiz" demek sanırım yanlış olmaz.
 Türkiye'deki hayvancılığın geldiği durumu değerlendirmek açısından en yaygın kullanılan parametrelerden biri hayvan sayılarındaki değişimdir. Kanatlı sayısını hariç tutarsak bütün çiftlik hayvan sayılarında 1980 yılından itibaren çok keskin bir azalmanın meydana geldiğini görüyoruz. İnsan nüfusumuz sürekli artarken, sığır sayısı yaklaşık 16 milyondan 11 milyona, koyun sayısı 48 milyondan 24 milyona, keçi sayısı 15 milyondan 5 milyona ve manda sayısı 1 milyondan 80 binlere kadar azalmıştır.
Gerçekleşen bu yarıdan fazla azalma hayvancılığın ne kadar korkunç bir uçuruma sürüklendiğini açıkça göstermektedir. Bu rakamla 1980 yılından itibaren bırakınız hayvancılığı geliştirmek için çaba gösterilmesini, hayvancılığı bitirmek, hayvan yetiştiricisini bu kutsal uğraştan vazgeçirmek için ne yapılması gerekiyorsa yapıldığını göstermektedir.
Bazı kişiler dünyada da hayvan sayılarının azaldığını söylemektedir ki bu kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır. FAO rakamlarına göre dünyadaki sığır, manda, keçi sayıları her geçen yıl artmakta, koyun sayısı bir sabit kalma eğilimi göstermektedir.
 Bugün için, neredeyse bütün hayvansal ürünlerde ithalatçı konumuna düşmüş olduğumuz değerlendirilirse hayvancılığın iyiye gittiğini söylemek mümkün değildir.

Yeni Mesaj: Hayvancılığın yaşadığı sorunların nedenleri nelerdir?
Prof. Dr. Alper Yılmaz: Benim görüşüme göre, Türkiye'de hayvancılığın yaşadığı sorunların temelinde tarım için seçilen yönün yanlışlığı yatmaktadır. İkinci dünya savaşı sonrası Türkiye'nin Ortadoğu'nun tahıl ambarı olması projesi ortaya atılmış, bitkisel tarıma uygun olmayan yörelerde dahi mera alanları sürülerek tarla haline getirilmiştir. Toprağın doğal örtüsünün bozulması sonucu bitkisel tarıma uygun olmayan topraklar erozyona açık hale gelmiş ve önemli bir kısmı zaman içinde verimliliğini kaybetmiştir. Günümüzde zaman zaman Türkiye'nin tahıl ithalatı yapmak zorunda kalması, yapılmış olan seçimin ne kadar yanlış olduğunu anlatmaktadır.
 Özellikle 1980 sonrası dönemde hayvancılıkta desteklerin azalması, kontrolsüz hayvan ve hayvansal ürün ithalatları, yem fiyatlarındaki artışlar gibi nedenlerle yetiştirici hayvancılıktan uzaklaştırılmıştır. Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü'nün kapatılması Veteriner Hekimlik hizmetlerinin yetiştiriciye etkin bir biçimde ulaştırılmasının tümüyle önüne geçmiştir.
Ardından Süt Endüstrisi Kurumu, Et ve Balık Kurumu ve Yem Sanayi gibi piyasada fiyat istikrarı açısından yetiştiriciye destek sağlayan kurumların da özelleştirilmesi ve büyük oranda kapatılması hayvan yetiştiricilerini tümüyle sahipsiz bırakmıştır. 2000'li yılların başında üretim bazlı desteklerin, suni tohumlamaya verilen destek gibi verim artışına katkı sağlayacak desteklerin bir ölçüde artması bir umut ışığı doğurmuş ancak bu da sekteye uğratılmıştır. Bitkisel tarımda arazi miktarına göre verilen Doğrudan Gelir Desteği'nden (DGD) vazgeçilirken bu kez hayvancılıkta DGD benzeri hayvan başına desteklemeye geçilmiş ve süte miktar üzerinden sağlanan destek düşürülmüştür. Hayvancılıkta desteklerin üretimi arttırıcı nitelikte sağlanmasında büyük fayda bulunmaktadır.
 Hayvancılıkta bu politikasızlık 2007?2008 yıllarında da süt fiyatlarının aşırı düşmesini beraberinde getirmiş ve yetiştirici, damızlık hayvanını kesime göndermek zorunda kalmıştır. Bu müdahale edilemeyen süreç, bugünkü durumun önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
 Hayvansal ürünler gibi stratejik öneme sahip ürünlerde piyasada bir istikrarın olmayışı, yetiştiricinin maliyetlerini karşılayacak fiyat istikrarına sahip olmaması en büyük sorunlardan biri olarak ortaya çıkmaktadır. Son dönemde hayvancılığı desteklemek adına Ziraat Bankası aracılığıyla 1 milyar TL faizsiz kredi kullandırıldığı görülüyor. Bu kredilendirmenin, şu andaki istikrarsız piyasa koşullarında hayvancılığımıza ve yetiştiriciye ne gibi etkilerinin olacağını sanırım yaşayıp göreceğiz. Ancak, kedilerin hayvancılık için doğru yerlerde değerlendirilmesi, buradan oluşacak süt gibi ürün arzı artışının nasıl değerlendirileceği, kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek sıkıntıların nasıl bertaraf edileceği, üzerinde düşünülmesi gereken sorulardır.
Yeni Mesaj: Canlı hayvan ve et ithalini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Prof. Dr. Alper Yılmaz: Bugün, şunu kabul etmek gerekir ki, genç ve hızla artan nüfusuyla, insanımızın beslenmesindeki hayvansal protein açığıyla Türkiye hayvancılık alanındaki uluslararası rekabet için iştah kabartıcı bir pazar konumundadır. Bu durumu kabullenip, tamam hayvansal ürün ihtiyacımızı ithalatla karşılayalım demek lüksümüz yoktur. Japonya kırmızı et ihtiyacının büyük bölümünü ABD'den karşılamaktadır. Ama bunun yerine pek çok teknolojik ürünün ihracatını gerçekleştirmektedir. Biz böyle bir hareket alanına sahip değiliz. Hayvansal ürünler noktasında da sürekli ithalatçı pozisyonuna düşersek, halimiz içler acısı demektir.
 Öncelikle bu nedenle damızlık, canlı hayvan ve her türlü hayvansal ürün ithalatına karşı durmak, direnmek gereklidir.
 Esasen damızlık hayvan ithalatı, et, süt ve ürünleri gibi son ürün ithalatıyla aynı kefeye konamaz. Çünkü ithal edilen damızlık hayvanlar üretim materyalidir, bir çeşit fabrikadır. Alınan kaynağın iyi değerlendirilebildiğinde üretime dönmesi söz konusudur. Ancak bu bile çok büyük riskler taşımaktadır. Bir kere geçmişten dersler çıkarılmalıdır. 80'li 90'lı yıllarda yapılan damızlık hayvan ithalatı hiçbir şekilde hayvancılığımıza istenen katkıyı sağlamamıştır. Dışarıdan en iyi hayvanlar gelmeyecektir. Hiçbir yetiştirici damızlık olarak düşündüğü, en iyi hayvanını satmaz. Damızlık dışı bıraktığı ayıkladığı, ıskarta hayvanları gönderecektir. En büyük risk yurt dışından ülkemize hastalıkların (BSE, vd.) gelmesi riskidir. Yurt dışından gelecek damızlıkların Türkiye'ye adaptasyonu, Türkiye'deki hastalıklara direnç eksikliği, bakımı ve beslenmesiyle ilgili çok büyük sorunlar ortaya çıkmaktadır. Türkiye kendi yetiştiricisini desteklemekte yetersiz kalırken ithalat yoluyla yabancı hayvan yetiştiricisine destek sağlamaktadır. Bu işten ülkemizde yalnızca aracılar kazançlı çıkmaktadır. Hele ki donmuş et ithalatı tereyağı ithalatı gibi son ürün ithalatı Türkiye hayvancılığı için telafi edilemez zararlara yol açacaktır.

Yeni Mesaj: Sizce Türkiye hayvancılıkta ithalat yapmak zorunda mı?
Prof. Dr. Alper Yılmaz: Türkiye gibi bir ülkeyi hayvansal ürünler alanında ithalata bağımlı hale getirmek çok büyük bir ayıptır. Bazen bahaneler arıyoruz. Yağış rejimimiz yetersiz, meralarımızın kalitesi düşük gibi. Avustralya'dan gelerek Türkiye'yi gezen meslektaşlar ise Avustralya'da çoğu bölgelerdeki iklim ve mera koşullarının daha iyi olmadığını vurguluyorlar. Ve Avustralya Merinos yetiştiriciliği ile üstün verimlere ulaşmakta, en önemli dünya yapağı üreticisi olmayı başarmaktadır. Yine Avustralya Kurban Bayramları için uzak mesafelerden Arap ülkelerine ve bu yıl Türkiye'ye kurbanlık koyun ihraç etmektedir. İsrail su olmayan, sıcaktan kavrulan topraklarda inek başına dünyadaki en yüksek süt verimlerine ulaşabilmekte ve bütün hayvansal ürün ihtiyacını kendisi sağlayabilmektedir.


Türkiye'nin hayvancılık adına değerlendirilmeyi bekleyen çok önemli kaynakları vardır. Ülkemiz insanı hayvancılık yapmaya son derece yatkındır. Buna rağmen Türkiye'nin önü alınamaz bir biçimde bütün hayvansal ürünlerde ithalatçı konumuna sürükleniyor oluşu son derece hazin bir tablodur.

Yeni Mesaj: Türkiye'ye ithal edilen etlere uygulanan 4'lü test kaldırıldı. Bunun ne gibi sonuçları olacaktır?
Prof. Dr. Alper Yılmaz: Evet, et ithalatı sürecini yavaşlattığı gerekçesiyle BSE (deli dana hastalığı), tüberküloz, brusella ve IBR hastalıkları için uygulanan 4'lü test kaldırıldı. Hiç şüphesiz denetlemenin azaltılması, gevşetilmesi bu hastalıkların Türkiye'ye girmesi riskini arttıracaktır. Yalnızca organoleptik muayene ile etlerin sağlıklı olduğuna karar vermek büyük risk almaktır. Daha yakın zamanda Hollanda'da deli dana hastalığının tespit edilmiş olması riskin varlığını koruduğunu göstermektedir.
 
Nitekim ABD'de de ilk deli dana vakası Kanada'dan ithal edilen bir hayvanda görülmüştür. Bir tek deli dana vakasının dahi gözlenmesi bu hastalık açısından şimdilik temiz olan Türkiye'nin sicilinin bozulmasına ve tüketicinin de büyük endişeye düşmesine neden olacaktır. Türkiye hayvancılıkta, kontrolden çıkmış ithalatla beraber çok büyük bir risk altına sokulmuştur.

Yeni Mesaj: Domuz eti kaynaklı yemler batılı ülkelerde üretilen hayvanlara yediriliyor iddiası doğru mudur?
Prof. Dr. Alper Yılmaz: Batılı ülkelerde deli dana hastalığı riski nedeniyle ruminant dediğimiz çok mideli sığır, manda, koyun, keçi gibi hayvanların mezbaha artıklarının yine ruminantlara yedirilmesi yasaktır. Ancak domuz ruminant olmadığından, domuzdan köken alan mezbaha artıklarının ruminantlara yani sığır, manda, koyun, keçi gibi hayvanlara yedirilmesinde ABD ve AB ülkeleri gibi batılı ülkelerde yasal bir engel bulunmamaktadır. Dolayısıyla et ithalatı yoluyla Türkiye'ye domuzdan köken alan dokuları yem olarak yemiş olma ihtimali bulunan hayvanların etleri gelmektedir.
 
Yapılan son çalışmalar da yem kaynaklı DNA parçacıklarının et, yumurta ve süt gibi hayvansal kaynaklı ürünlere geçebildiğini göstermektedir. Dolayısıyla ithal edilen etlerde domuzdan köken alan bazı biyolojik yapıların bulunması mümkündür. Bu olasılık yoktur demek kanımca bilimsel açıdan doğru olmaz.

Yeni Mesaj: Bu yemlerle beslenen hayvanların etinin yenmesi sizce insan sağlığını nasıl etkiler?
Prof. Dr. Alper Yılmaz: Domuz kaynaklı dokuları yem olarak tüketmiş sığırların domuzdan kaynaklı yapılar nedeniyle insan sağlığında olumsuz etkilerinin olabileceğini söylemek bilimsel açıdan doğru olmaz. Bu daha çok moral değerlerle, inanışlarla ilgili bir konudur. Ülkemiz insanının bu konuyla ilgili hassasiyetlerinin olabileceği bir gerçektir. Bu bilimsel gerekçeleri olan bir bilgidir ve bilim adamı sorumluluğu da bunun kamuoyu ile paylaşılmasını gerektirmektedir.

Yeni Mesaj: Türkiye'de yem üretimi yapılmakta mıdır?
Prof. Dr. Alper Yılmaz: Hiç şüphesiz Türkiye'de yem üretimi konusunda faaliyet gösteren çok sayıda kuruluş bulunmaktadır.
 Ancak Türkiye'de bitkisel üretim içerisinde hayvan yemi üretimi amaçlı olarak ekim, dikim yapılan arazi oranı çok düşük olarak gerçekleşmektedir. Bu da yem üretimi için gerekli hammadde sağlanmasında önemli açıklar oluşturmaktadır.

Yeni Mesaj: Yem konusunda ithalat ne durumda?
Prof. Dr. Alper Yılmaz: Yem için gerekli hammadde ülke içinden yeterince karşılanamadığı için özellikle mısır ve soya fasulyesi ithalatı yapılmaktadır. Özellikle kanatlı sektörünün toplam yem ihtiyacının karşılanmasında ithal edilen bu yemlerin kullanımı önemli yer tutmaktadır. İthal edilen mısır ve soya ürünleri daha çok Türkiye'de yem üretimi için hammadde olarak kullanılmaktadır.

Yeni Mesaj: Son olarak, hayvancılık için çözüme yönelik düşünceleriniz nelerdir?
Prof. Dr. Alper Yılmaz: Türkiye'de hayvancılığın geliştirilebilmesi için, üniversitelerin de "sahaya yayım" servisleri ve sahadaki sorunların çözümüne yönelik araştırmalarıyla çözümün içerisine katılması gereklidir. Özverili çalışmalarla, hayvancılıkta, bölgelere özgü ürünlerin geliştirilmesi, yetiştiriciye ait örgütlü yapıların devreye sokulması, hayvancılıkta öz kaynaklara yönelik ıslah çalışmalarıyla, hayvansal ürün fiyatlarında üretici için sağlanacak istikrar ve üretime yönelik destekler ile Türkiye hayvancılığını tekrar ayaklandırmak mümkün olabilecektir. Türkiye'nin sahip olduğu kaynaklar ve hayvancılık üretim potansiyeli, değil ithalata mahkûm olmak, yüksek üretimle ihracat yapabilecek duruma gelmeyi hak etmektedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100