09 Haziran 2011 Perşembe 00:00
714 Okunma
Küreselleşme, kölelik demek
Başkalarını kendi haline bırakalım. Biz, Türk milleti olarak şu gerçeği artık görmek zorundayız. Yol ayırımına geldik. Ya söylendiği gibi küreselleşeceğiz, daha doğrusu köleleşeceğiz, yok alacağız, ya da milli değerlerimizi koruyarak var olacağız. Durum bu kadar vahim, bu kadar keskin ve nettir ~|~

Küresel güçler, her ne kadar küreselleşmeyi tabii bir süreç ve aydınlanmanın son noktası olarak göstermeye çalışırsa çalışsınlar, gerçeği asla değiştiremezler, örtbast edemezler. Zira küreselleşme bir ideolojidir, bir dünya görüşüdür. Başka bir deyişle, Türkçeye küreselleşme olarak tercüme edilen 'Globalizm', diğer 'izm'ler gibi bir sistemdir. Bazı yazarlar, bu tercümenin yanlış ve maksatlı yapıldığını söyleseler de, globalizm yerine küreselleşmeyi kullanmak artık yaygınlaşmıştır.

İddialar farklı icraatlar farklı
Her neyse, biz öze dönelim ve küreselleşmecilerin iddialarını hatırlayalım: "Küreselleşme ülkeler arası gelir dağılımını adil bir şekilde sağlayacaktır. Fakir ülkeler de küreselleşmenin getirdiği zenginlikten pay alacaklardır. Zengin ülkelerdeki sermaye, fakir ülkelere yönelecek ve bu sayede fakir ülkeler de hızla zenginleşecektir". İleri sürülen görüşler özetle bunlardı. Halbuki bu söylenenlerin tam tersi gerçekleşmiş, zenginlerle fakirler arasındaki uçurum giderek açılmıştır.

"Bütün milli değerlerinizi terk edeceksiniz..."
Peki, küreselleşmeciler, bunu kabul ediyorlar mı? Kabul ediyorlar, fakat suçu üzerlerine almıyorlar. Diyorlar ki: "Küreselleşmeden yeterince pay alamayanlar, hâlâ milliliği devam ettirenlerdir". Demek istedikleri şu: Eğer küreselleşmeden pay almak gibi bir niyetiniz varsa, milli olan bütün değerlerinizi terk edeceksiniz. Thomas Friedman, 'Küreselleşmenin Geleceği' adlı kitabında bu konu ile ilgili şunları söyler: "Her ülkeyi bir bilgisayar olarak düşünürseniz, küreselleşmeyi internete bağlanmaya benzetebilirsiniz. Ancak her bilgisayar internete bağlanamaz, uygun yazılıma ihtiyaç vardır". Uygun yazılım, her milletin siyasi, ahlaki, hukuki, ve hatta dini değerlerini, evrensel olarak lanse edilen Hıristiyan değerlerle birleştirmesi ve buluşturmasıdır. 'Medeniyetler buluşması' adı altında yapılan toplantılarda, açıkça bunlar dile getirilmiyor mu?

'Medeniyetler Buluşması' kavramı büyük bir cinayet
Yeri gelmişken; son yıllarda doğan ve en çok kullanılan kavramlarından biri de "medeniyetler buluşması" kavramıdır. Medeniyetin kaynağı nedir, medeniyetler buluşabilir mi? Bu soruları sormadan, cevaplarını bulmadan "medeniyetler buluşması" kavramını kullanmak büyük bir cinayettir. Maalesef, bazıları bilerek veya bilmeyerek bu cinayeti işliyor. Batılı yazar Eliot, "medeniyet dinin vücut bulmuş şeklidir" der. Doğru olan bu tespite göre, medeniyetlerin kaynağı dindir. Öyleyse, dinler buluşursa, medeniyetler de buluşur. "Medeniyetler buluşması" kavramı, Türkiye'de de bu anlamda algılanmaktadır. Onun içindir ki, papazlarla, hahamlarla birlikte kurulan iftar sofraları, Türk medyasında medeniyetler buluşması başlığı altında verilmektedir.
İşte 'kaçınılmaz bir sonuç' olarak takdim edilen küreselleşme, böylesine öldürücü bir ideolojidir. Maalesef, milli olduğu zannedilen AKP de bu ideolojinin esiri ve uygulayıcısıdır. Hatırlarsanız Başbakan Tayyip Erdoğan, Cidde Ekonomik Forumu'nda ilginç mesajlar vermişti. Bu mesajlarda anahtar kavram 'küreselleşme' idi. Bunun üzerinde pek fazla durulmadı.
Söz kousu Forum'da Başbakan şöyle diyordu: " Küreselleşme kapsamında dünya giderek, her hareket eden parçanın bir diğerini etkilediği dev bir köye dönüştü. Bu küresel köy içinde, kapılarını açarak birbiriyle daha yakın ekonomik ve siyasi ilişkiler kurmak suretiyle birlikte kazanan ya da kapılarını kapatarak endişe içinde kendini izole edenler ayırımı başlamıştır". Dikkat ederseniz, Başbakan da diğer küreselleşmeciler gibi dünyayı 'dev bir köy' olarak nitelendiriyor. Bazı küreselleşmeciler ise biraz daha ileri giderek, dünyanın bir aile olduğunu bile söylüyorlar.

Küreselleşme, Amerikan hegemonyasının diğer adı
Küreselleşmenin en kısa, en özlü tanımını ABD'nin eski dışişleri bakanlarından Henry Kissinger yapmıştır. Ona göre, "küreselleşme, Amerikan hegemonyasının diğer bir adıdır". Elimizi vicdanımıza koyarak cevap verelim. Başbakanın küreselleşmenin gereği diyerek yaptığı icraatlar, Kissinger'i doğrulamıyor mu?
Başkalarını kendi haline bırakalım. Biz, Türk milleti olarak şu gerçeği artık görmek zorundayız. Yol ayırımına geldik. Ya söylendiği gibi küreselleşeceğiz, daha doğrusu köleleşeceğiz, yok alacağız, ya da milli değerlerimizi koruyarak var olacağız. Durum bu kadar vahim, bu kadar keskin ve nettir.
n M.Hilmi Yıldırım

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100