Bu haber kez okundu.

Küreselleşme, Vahşi Kapitalizmin Yeni Maskesi mi?
İslam, küresel devlerin ortak düşmanı mı?

SOĞUK SAVAŞ SONRASI YENİ DÜNYA DÜZENİ

Dünyaya nizamat verme konusunda Amerika aslında oldukça deneyimli (!?). Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Frankline Roosevelt, savaştan galip çıkmış olmanın verdiği güvenle, yeni dünya düzeni kurmak için projeler uygulamaya koymuşlardır. Sırasıyla Milletler Cemiyeti ve Birleşmiş Milletlerin kurulmasında ilgili başkanlar çok önemli rol oynamışlardır.

Roma İmparatorluğunun Pax Romana; Britanya İmparatorluğunun da Pax Britannica hayalleri vardı. Ama hepsinin ortak paydası "sömürgeci" oluşları idi. Sadece Türklerin Nizam-ı Alem ve Cihan Hakimiyeti Projeleri böyle bir sömürgeci karakter taşımamıştır. Hatta tersine fethedilen yerlere yapılan yatırımlar hep alınan vergilerden kat kat fazla olmuştur.

İçinde bulunduğumuz dönemin "Yeni Dünya Düzeni" şeklinde kavramsallaştırılması da esasen, ABD Başkanı George Bush tarafından yapılmıştı.

Bush, Körfez Savaşı sırasında Irak'a karşı oluşturulan ve içinde~|~ Sovyetler Birliği'nin de bulunduğu Körfez Koalisyonu'nu yönetimi, savaşın başarılı olması ve nihayet savaş sonrası dönemle ilgili "düşüncelerini" ifade etmek için bu kavramı kullanmaya o dönemde başladı. Başkan Bush ve ABD yönetimi, Sovyetler Birliği'nin etkisinin kaybolduğu dünya siyasetinde ve özellikle dönemin kritik noktası olan Ortadoğu'da, dengelerin ABD lehinde değişmekte olduğunu fark etmiş, aynen daha önceki ABD başkanları gibi, ABD'nin dünyada liderlik edeceği bir düzenin yaratılmasını hedeflemişti.

Başkan Bush, "siyasi özgürlük, insan hakları ve demokratik kurumların ve hukukun üstünlüğünün geçerli olacağı ve bölgesel çatışmaların diplomatik yollardan çözümleneceği istikrarlı ve güvenli bir dünya düzenin kurulacağını" vadediyordu. (Ramazan Gözen, Küreselleşme ve Uluslararası İlişkiler, Liberal Düşünce, Yıl: 97, sayı:7)

Ama bunun için küçük bir koşulu vardı; bunu için ABD her türlü şiddet kullanma hakkına sahipti.Üstelik vaadlerin gerçekleşmesi ABD çıkarlarına bağlı olacaktı.

NATO'NUN YENİ DÜŞMANI

Bu bağlamda NATO için yeni bir düşman ihtiyacı doğmuştu.NATO, sosyalist bir düşmana karşı kurulmuştu. Düşman ortadan kalktığına göre varlık sebebi de kalmamıştı.

Soğuk Savaş hem sebeplerinden hem sonuçlarından birisi olan NATO yeni dünya düzenine nasıl uyum sağlayacaktı?

Batı NATO için yeni bir düşman belirlemede gecikmedi. Yeni düşman İslam'dı. Bu bağlamda Yahudi asıllı Samuel Huntigton da Hıristiyan Batı uygarlığı için İslam Medeniyeti ile Konfüçyanist Çin'i hedef gösteriyordu.

İngiliz başbakanı Margaret Thatcher daha 7-8 Haziran 1990'de İskoçya'da toplanan NATO Zirvesi'nde, "Yeni düşman İslâm Dünyası" diyordu.

NATO'nun genel sekreterliğini yapan Belçikalı Willy Claes, çeşitli defalar, komünizmin çöküşünden sonra Batı için 'en ciddi tehdidi' İslâm'ın oluşturduğunu ileri sürüyordu. (http://www.mfa.gov.tr/grupa/percept/V-2/ysezgin.htm)

Yine yahudi asıllı Amerikalı tarihçi Prof. Dr. Bernard Lewis'in The Atlantic Monthly dergisinde 1990 Eylül'ünde yayımlanan "The Roots of Muslim Rage/Müslüman Öfkesinin Kökleri" başlıklı uzun makalesinde (http://www.theatlantic.com/issues/90sep/rage.htm) işlediği tez de, İslâm'ın sadece Hıristiyanlık'la değil, Hıristiyanlık Dünyası (Christendom) da denilebilecek bütün bir Batı ile kavgalı olduğudur.



En nihayet Bush'un 11 Eylül sonrasında sarfettiği Haçlı Seferleri projesi ile İtalyan başbakanı Silvio Berlusconi'nin dizinin ilk bölümünde ele aldığımız "Hıristiyan Batı, İslam'dan üstündür" mealindeki hezeyanını da bu bağlamda değerlendirmek gerek.

Berlusconi'nin sözlerinin bağlamı da Fehmi Koru'nun da dikkat çektiği üzere oldukça önemli:

"İtalyan başbakanı Berlusconi'nin, bu sözleri, Berlin'de, Alman Şansölyesi Gerhard Schröeder ve Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile görüştükten sonra ifade etmiş olması da dikkat çekici olsa gerek. Karşılarında konuştuğu İtalyan gazeteciler, Berlusconi'nin bu cümleleri büyük bir heyecanla sarf ettiğini bildiriyorlar. Belli ki, üç lider başbaşa görüşmelerinde İslâm Dünyası'na yönelik bir değerlendirme yapmış ve kendilerince bir yöntem belirlemişler; diğerleri susmayı yeğler (veya gazetecilere 'off-the-record' kuralı uygular) iken Berlusconi içeride konuştuklarını dışarıya

yansıtmakta bir beis görmemiş." (Fehmi Koru, Berlusconi Gerçekte Ne Dedi? 29. 09. 2001 - Yeni Şafak)

ULUS-DEVLETİN SONU MU?

Bunun bir yansıması olarak Ulus-Devletlerin sonunu hazırlamaktadır küreselleşme süreci.

Küreselleşme siyasal, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla birlikte ulus-devletleri içerden ve dışardan kıskaca almaktadır.

Ulus-devletlere küresel tehdit çift yönlü işlemektedir: İlkin ulus-devletler, Türkiye örneğinde yaşdığımız gibi ekonomik anlamda borç tuzağına düşürelerek sömürgeleştirilmekte bu sayede de siyasal anlamda uydulaştırılmaktadır. İkincisi ulus-devletin içindeki kültürel etnik vs farklılıklar radikalleştirilerek (PKK'nın terör eylemerini ve şimdi de PKK'nın Batı tarafından siyasallaştırılma sürecini hatırlayalım) içerden zayıflatılmaktadır.

Küresel güçler böylece bağımsız ulus devletleri, sömürge-uydu devletlere dönüştürmektedirler.

Küresel devlerin saldırısına rağmen rağmen ulus-devlete sahip çıkmak gerekir. Çünkü küresel güçlere teslimiyetin sonuçları ortadadır: Askeri değil ama ekonomik işgal, etnik parçalanma... Hollywood filmleri, McDonalds, Coca Cola (ve Coca-colanization)...

ABD'NİN GELECEĞİ

1987'de önce, "iki yıl sonra ne olacak?" diye bir soru sorulsaydı, pek çok uluslararası ilişkiler uzmanları "pek bir şey değişmeyecek" derlerdi. Fakat 1989'dan sonraki iki yılda, yani 1989-1991 döneminde, tüm dünyanın uluslararası politikada çok köklü değişikliklere tanık oldu. Bu dönemde, elli yıldır alışılmış olan çift kutuplu uluslararası sistem tamamen çöktü ve hiç bilmediğimiz, kuralları tahmin edemeyen yeni bir uluslararası siyasi sistem gelişti.

ABD'nin korkularından birisi yoksa SSCB gibi umulmadık bir bizçimde birdenbire çökmek mi?

Amerikan askerlerinin savaş psikolojisi

1969'da Vietnam'da askerliğini yapan bir grup Amerikan askeri, My Lai halkından bazı sivilleri öldürmüştü. Bu, Vietnam Savaşı'nın skandallarından biri haline geldi ve kişisel ahlaki vicdan ile yetkeye itaat arasındaki çelişkiyi yeniden toplum bilincine dönüştürdü. Aşağıdakiler, CBS News'dan mike Wallace'ın röportaj yaptığı askerlerden birinin olay hakkındaki açıklamalarıdır.

S. Her helikopterde kaç kişi vardı?

Y. Beş kişi. Köyün yakınında karaya indik, hepimiz sıraya girdik ve köye doğru yürümeye başladık. Bir adım vardı, siperde bir Vietnamlı vardı; orada, aşağıda kıvrılmıştı. Adam seslendi, burada bir Vietnamlı var dedi.

S. Bu adam kaç yaşlarındaydı? Demek isteidğim, bu bir savaşçı mıydı yoksa yaşlı bir adam mıydı?

Y. Yaşlı bir adamdı. Adam onu çekti ve burada bir Vietnamlı var dedi, sonra Çavuş Mitchell adama seslenip, onu vur dedi.

S. Çavuş Mitchell yirminizin de amiri miydi?

Y. Bütün müfrezenin amiriydi. Sonra adam onu vurdu. Böylece köye girdik, köyü ardamaya, insanları toplamaya ve köyün merkezini gözden geçirmeye başladık.

S. Kaç kişi topladınız?

Y. Köyün merkezine topladıklarımız kırk elli kişi kadar vardı. Onları oraya koyduk, orası, köyün merkezi sanki küçük bir ada gibiydi diyebilirim... Sonra...

S. Ne tür insanlardı ?erkekler, kadınlar, çocuklar mıydı bunlar?

Y. Erkekler, kadınlar, çocuklar.

S. Ya bebekler?

Y. Bebekler de. Onlar bir araya topladık. Çömelmelerini söyledik ve Teğmen Calley gelip "onlra ne yapacağını biliyorsun, değil mi?" dedi. Ben de evet dedim. Sadece onları gözlememizi istediğini sandım. Teğmen gitti, on?on beş dakika sonra gerip gelip "Neden onları hala öldürmediniz?" dedi... "Onları öldürmemizi istediğinizi sanmıyordum" dedim. "Hayır", dedi. "Onları ölü istiyorum". Böylece...

S. Bunları hepinize mi yoksa özellikle sana mı söyledi?

Y. Onun karşısında duran bendim. İşte böyle, ama öbür üç dört kişi de onu duydu, teğmen yarım metre kadar geri gitti ve onlara ateş etmeye başladı. Ve bana ateş etmeye başlamamı söyledi. Böylece, ateş etmeye başladım; grubun üstüne dört şarjör boşalttım.

S. Dört şarjörü boşalttığın silah neydi?

Y. M?16

S. Bu kaç tane şarjör yani, kaç tane mermi demek?

Y. Her şarjörde on yedi atımlık kurşun vardı.

S. Demek ki yaklaşık altmış yedi el ateş ettin.

Y. Evet.

S. Kaç kişiyi öldürdün? O zaman?

Y. Otomatik olarak ateş ettim, bu yüzden bilmem mümkün değil... Bulundukları alanı tarıyorsun, kaç kişi öldürmüş olabilirim?..

S. Erkek, kadın, çocuk?

Y. Erkek, kadın çocuk.

S. Ya bebekler?

Y. Bebekler de...

S. Peki. Ya sonra?

Y. Böylece onları, daha çok insanı toplamaya başladık, yedi sekiz kişiyi kulübeye sokup, üzerlerine bir el bombası attık.

S. Bundan başka insan topladınız mı?

Y. Toplamaya devam ediyorduk, yedi sekiz kişi daha vardı. Onları da kulübeye sokmamız gerekiyordu, işte onları da kulübeye koyup, üzerlerine bir elbombası attık. Birisi vadinin yamacında bir çukur kazmıştı, onları vadinin yamacına getirmemizi söyledi, böylece onları çıkarıp, oraya götürdük o zamana kadar oraya götürdüğümüz başkaları vardı ve yetmiş?yetmiş beş kişi orada toplanmıştı. Böylece bizimkileri de onların yanına attık ve Teğmen Calley bana "Asker, yapacak bir işimiz daha var" dedi, sonra insanlara doğru yürüdü, onları aşağı itmeye ve onlara ateş etmeye başladı...

S. Çukura mı itmeye başladı?

Y. Çukura. Bir hendekti. Onları aşağı itmeye ve onlara ateş etmeye başladık, hep birlikte hepsini aşağı itiverdik ve onları otomatik silahlarla taramaya başladık. Ve sonra...

S. Yine erkekleri, kadınları ve çocukları mı?

Y. Erkekleri, kadınları ve çocukları.

S. Ya bebekler?

Y. Bebekleri de. Böylece onlara ateş etmeye başladık, içimizden birisi cephane harcamamak için tek el atış yapmamızı söyledi. Böylece tek el atışa çevirdik ve bir kaç atış daha yaptık...

S. Bunu neden yaptın?

Y. Neden mi yaptım? Çünkü bana yapmam emredilmiş gibi hissediyordum ve o zaman öyle gibiydi. Doğru şeyi yaptığım hissi içindeydim, çünkü dediğim gibi, arkadaşlarımı kaybetmiştim. Çok iyi bir arkadaşımı, Bobby Wilson'ı kaybetmiştim ve bu kaybın vicdani yükü üzerimde hissediyordum. Bu yüzden, yaptıktan sonra kendimi iyi hissettim, ama daha sonra aynı gün, yaptıklarım beni rahatsız etmeye başladı.

S. Evli misin?

Y. Evet.

S. Çocuğun var mı?

Y. İki tane.

S. Yaşları kaç?

Y. Oğlan iki buçuk, kız bir buçuk yaşında.

S. Açıkça, aklıma şu soru geliyor... Böyle iki küçük çocuk babası bir insan... bebekleri nasıl vurabilir?

Y. Küçük kızım henüz doğmamıştı o zamanlar, sadece küçük oğlum vardı.

S. Söyler misin... Bebekleri nasıl vuruyordun.

Y. Bilmiyorum.. öyle bir şey işte.

S. Sana göre o gün kaç kişi öldürülmüştür?

Y. Kanımca, yaklaşık üç yüz yetmiş kişi.

S. Bu sonuca nasıl ulaşıyorsun?

Y. Bakarak.

S. Kendin bu kadar çok insanın öldürüldüğünü söylüyorsun, sence kaçının ölümünden sen sorumlusun?

Y. Bilemem.

S. Yirmi beş mi? Elli mi?

Y. Bilemem. Yalnızca çok sayıda olduğunu biliyorum.

S. Peki ateş edenler kaç kişiydi?

Y. Bakın, bunu da bilemiyorum... orada bir müfreze daha vardı, sonra... ama kaç kişi olduklarını bilemiyorum.

S. Bu siviller sıraya dizilip mi kurşunlandı? Çapraz ateşle öldürülmediler mi?

Y. Sıraya dizilmemişlerdi... Hendeğe itilmişlerdi, kimi oturuyordu, kimi çömelmişti... ve vuruldular.

S. Bu siviller özellikle kadınlar ve çocuklar, yaşlı insanlar ne yaptı? Size ne söylediler?

Y. Söyleyecekleri pek bir şey yoktu. Yaptığımız onları aşağı itmekti, onlar da kendilerine söyleneni yapıyorlardı.

S. Yalvarmıyorlar mıydı ya da "hayır ..... hayır" veya benzeri şeyler söylemiyorlar mıydı?

Y. Evet. Yalvarıyorlar ve "hayır, hayır" diyorlardı. Anneler çocuklarına sarılıyordu ve... ama onlar ateş etmeye devam ediyordu. Yani, biz ateş etmeye devam ediyorduk. Onlar kollarını sallıyor ve yalvarıyorlardı...

(The New York Times, 25 kasım 1969)




Ali KARATEPE /Mustafa ÇİÇEK
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100